Bazı kadınlar vardır, isimleri az bilinse de ardında taşıdıkları anlamlar çağlara sığmaz. Onlar, bir ömre sadece yaşanmışlık değil; bir davanın azmini, bir inancın teslimiyetini ve nurunu sığdırırlar. Tutundukları davanın ruhuna ilmek ilmek letafet işlerler.
Âsiye Hanım, 1881 yılında Afyon’un maneviyat kokan evlerinden birinde gözlerini hayata açar. Büyük dedesi “Küçük Âşık” Mehmed Efendi, Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretlerinin mürididir. Babası Mehmed Bahaeddin Bey ile annesi Zakire Hanım; onu iman ve edeple, dergâhların inceliğiyle yoğrulmuş kutlu bir ailede büyütürler.
Yıllar sonra, kaderin rüzgârı onu Kastamonu’ya sürükler. Kocası Tahir Bey’in hapishane müdürü olarak tayini çıkınca, Âsiye Hanım da onunla birlikte bu şehre gelir. Kastamonu ise o dönem sadece serin yaylaların, eski taş konakların şehri değil; aynı zamanda büyük âlimlerin, derin imtihanların mekânıdır. O tarihlerde Kastamonu’da sürgünde bulunan büyük bir zât vardır: Bediüzzaman Said Nursi…
Üstad’la tanışma, bir dönüm noktası olur. Âsiye Hanım, artık iman hizmetinde ön safta bir kadın olarak tarihe geçecektir. Çünkü onun sandığında, yalnızca kumaşlara sarılı bir emanet değil, asırlar arası bir köprü vardır. Büyük dedesinden miras kalan yüz yıllık bir cübbe ve sarık… Kalbinin derinliklerinden gelen bir ilham; Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretlerine ait bu mübarek emanet, Bediüzzaman’a ulaştırılmalı demektedir.
Ve ulaştırılır da… Âsiye Hanım; günlerden bir gün, uzun senelerden beri muhafaza ettiği Mevlânâ Hâlid Hazretlerinin cübbesini, Ramazan-ı Şerif’te teberrüken Üstadımızın yanında kalsın diye Feyzi Efendi ile gönderir. Üstadımız, Çaycı Emin’e onu yıkamasını emreder ve ardından şükran hisleriyle Rabbine yönelir. Feyzi Efendi, “Bu Hanım, benim ile yirmi gün için gönderdi, Üstadım neden sahip çıkıyor?” diye hayret eder. Sonra o hanımı görür. O hanım, Feyzi Efendi’ye; “Üstad hediyeleri kabul etmediğinden, bu suretle belki kabul eder diye öyle söylemiştim. Fakat emanet onundur, canımız dahi feda olsun.”[1] der.
Bediüzzaman Hazretleri, bu cübbenin gelişini ve o güne kadar niçin bir cübbe giyemediğini Kastamonu Lâhikası’nda şöyle anlatır: “(İlk olarak) Eski zamanda on dört yaşında iken icâzet almanın alâmeti olan üstad tarafından sarık sardırmak, bir cübbe bana giydirmek vaziyetine mâniler bulundu. (Bunlardan biri) yaşımın küçüklüğüyle, memleketimizde büyük hocalara mahsus kisve giymek yakışmadığı…”[2]
Bediüzzaman, ikinci sebep olarak ise o dönemde büyük âlimlerin kendisine karşı üstadlık vaziyeti değil, ya rakip veyahut teslimiyet derecesine girdikleri için kendilerine güvenmemeleri şeklinde açıkladıktan sonra cübbenin gelişini şöyle izah eder: “ … evliyayı azimeden dört beş zâtın vefat etmeleri cihetiyle, elli altı senedir icazetin zahir alâmeti olan cübbeyi giymek ve bir üstadın elini öpmek, üstadlığını kabul etmek hakkımı bugünlerde, yüz senelik bir mesafede Hazret-i Mevlânâ Zülcenâheyn Hâlid Ziyâeddin kendi cübbesini, cübbeye sarılan bir sarıkla, pek garip bir tarzda bana giydirmek için gönderdiğini bazı emarelerle bana kanaat geldi. Ben de mübarek ve yüz yaşında cübbeyi giyiyorum. Cenâb-ı Hakk’a yüz binler şükrediyorum.”[3]
Üstad Bediüzzaman, Hazret-i Hâlid Ziyâeddin’in cübbesini kimin getirdiğini de bu mektubun altına düştüğü haşiyede şöyle açıklar: “Bu mübarek emaneti Risale-i Nur talebelerinden ve âhiret hemşirelerimizden Âsiye namında bir muhterem hanımın eliyle aldım.”[4]
Yıllardır cübbe giyemeyen Bediüzzaman için aslında bu bir simgeydi. Ancak ümmete de her yüz yılda bir gönderilen bir müceddidin habercisiydi. O, dine getirilen zararları iyi tespit edip sistemin hakiki mahiyetine göre ve dinin tekevvünündeki dinamikleri de kullanarak yeni bir saykal vurup canlılık kazandıracaktı. Hadisin ifadesiyle doğru orantılı olarak Mevlânâ Hâlid, hicri takvime göre 1193; Bediüzzaman ise 1293 doğumluydu. Aralarında tam bir asır yani yüz yıl vardı ki hadisin işareti, bu mübarek silsileyle tamamlanıyordu. Zira, hadis-i sahihte; اِنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ لِهٰذِهِ الْاُمَّةِ عَلٰى رَاْسِ كُلِّ مِاَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ لَهَا دٖينَهَا “Her yüz senede bir, bu dini tecdit edecek bir insanı Allah gönderir.” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 3740)buyrulmaktaydı. İşte bu zincirin bağlantı noktasında Âsiye Mülâzımoğlu gibi fedakâr bir hanımefendinin vesileliği dikkat çekicidir.
O, yalnızca bir cübbenin taşıyıcısı olmayıp kadınlar arasında iman davasının ilk muhacirlerinden biriydi. Kastamonu’da, İstanbul’da, Afyon’da, Ankara’da… Gittiği her yerde kadınlara Risale-i Nur’u okur ve tanıtırdı. Dersler yapar, evlerde sohbet halkaları kurardı. Gece olup diğer hanımlar uykuya dalarken o, sabahlara kadar dua eder; Kur’ân okur, Risale-i Nur satırlarında derinleşirdi. Cevşen-i Kebîr başta olmak üzere çoğu vird ezberindeydi.[5]
Üstad Bediüzzaman, yazdığı bir mektubunda ondan; “… mübarek bir hemşiremin Cevşenü’l-Kebîr’i ezber etmesi; eskiden beri o hemşire, Risale-i Nur talebeleri içinde bulunduğuna istihkakını gösteriyor. Onun namıyla beraber duada namı zikredilen ve Hazret-i Mevlâna Hâlid’in cübbesini tam muhafaza edip bize yetiştiren Âsiye Hanım’ın birden lisanına gelen bir fıkra size gönderilecek.”[6] şeklinde bahsetmektedir.
Bir Ramazan günü yaşadığı hadise, onun cesaretini ve sırdaşlığını da gösteriyordu. Ulviye Hanım’ın işlediği bir Kur’ân kılıfını Üstad’a ulaştırması sebebiyle polisler, kendisini karakola götürdü. Orada “Bu kılıfı kim işledi?” sorusuna, Ulviye Hanım’ı korumak için “Ben işledim.” dedi. Yaşlıydı, elleri artık ince iş yapamayacak kadar zayıftı ama hakikati korumanın ne demek olduğunu da iyi biliyordu.
Polisler, tehditleri artırarak; “Eğer doğru söylemezsen elbiseni keseceğiz, derini yüzeceğiz, parça parça edeceğiz seni.” demişlerdi. O da “Ne yaparsanız yapın.” diyerek sır vermemişti. Bunun üzerine polisler, “Haydi defol, evine git!”demişlerdi. Fakat o, polislere; “Ben sizin bildiğiniz hanımlardan değilim; gece vaktinde gidemem, o süngülüler nerede? Onlar beni evime teslim etsinler.”[7] diye karşılık vermişti. Ve öyle de oldu. O gece, sır tutmanın ne büyük bir erdem olduğunu vakur duruşuyla bir kez daha ispatladı.
Âsiye Hanım’ın ismi Risale-i Nur’da “Âsiye, Ulviye, Lütfiyeler, Zehralar, Şerifeler, Hacerler, Necmiyeler, Nimetler, Aliyeler…”[8] şeklinde çokça geçmektedir. Ayrıca sadece onun ismi hem Kastamonu Lâhikası’nda, hem de Emirdağ Lâhikası’nda beş yerde geçmektedir. Bir de Hanımlar Rehberi’nde Hz. Üstad’a hitaben “İstanbul Hanım Nur talebelerin mektubu” diye başlayan bir mektupta da onun hizmetlerinden takdirle bahsedilmektedir ki kadın hassasiyetiyle kaleme alınan bu çok içli mektubun ilgili kısmı şöyledir:
“Muazzez Üstadımız!
Yirmi seneden beri Risale-i Nur’a hizmet eden kıymetdar talebeniz, muhterem vâlidemiz Âsiye Hanım buradadır. Bizlere Risale-i Nur’u tanıttı. Kadınlar arasında imana, Risale-i Nur’la büyük hizmetler yaptı. Ankara’daki annemiz Risale-i Nur’a ihlâsla hizmet ediyor. Çok hanımların Risale-i Nur’la mes’ud olmalarına, imanlarının kurtulmasına vesile oluyor.”[9]
Âsiye Hanım, tarihler 1981 Şubat ayını gösterirken tam 100 yaşında Ankara’da ruhunu teslim eder. Vefat anında bile, kendinde olmamasına rağmen Yâsîn-i Şerif ve Kaside-i Bürde’yi Arapça olarak ezbere okuyordu. 100 yaşında hayata veda ederken hizmet dolu bir ömür böylece tamamlandı. O, Bediüzzaman’ın ifadesiyle “çok çalışkan hanım şakirtler”in[10] en önünde yer aldı. Her gün dualarda anılan, manevî kazançlara ortak edilen bahtiyar bir kadındı.
Bugün Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin cübbesi, Urfa’daki müzede korunmaktadır. Fakat onun gerçek mirası, kalplerde yaşayan bir hizmet destanıdır. Ve şimdi, bu yazı vesilesiyle onun adı bir kez daha yankılanıyor: Bir asrı aşan sadakatiyle, kadınlar arasında bir yıldız gibi parlayan bir hizmet sancağı olarak…
Kaynaklar
[1] Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Süreyya Yay. 2019, s. 405.
[2] Bediüzzaman S. N., Kastamonu Lâhikası, Süreyya Yay. 2019, s. 88.
[3] Bediüzzaman S. N., a.g.e., s. 88.
[4] Bediüzzaman S. N., a.g.e., s. 88.
[5] https://sorularlarisale.com/taniyanlarin-dilinden/asiye-mulazimoglu, erişim tarihi: 27.12.2025.
[6] Bediüzzaman S. N., a.g.e., s. 114.
[7] https://rinap.uskudar.edu.tr/uploads/site/6/content/files/pdf/Asiye-Mulazimoglu.pdf, erişim tarihi: 27.12.2025.
[8] https://rinap.uskudar.edu.tr/uploads/site/6/content/files/pdf/Asiye-Mulazimoglu.pdf
[9] https://risaleinur.hizmetvakfi.org/hanimlar-rehberi/, erişim tarihi: 26.12.2025.
[10] Bediüzzaman S. N., a.g.e., s. 139.