Günaha Hayat Hakkı Tanımama

Farsça bir terim olan günah kavramı, İslamî literatürde farklı şekillerde ifade edilse de “dinen işlenmesi caiz olmayan ve doğası gereği hoş karşılanmayan eylemler”[1] tanımı genel kabul görmüştür.

Günahlar, niteliklerine göre büyük ve küçük günahlar olmak üzere iki kategoriye ayrılır. Şirk, yalan, faiz, zina, uyuşturucu kullanımı ve aldatma gibi eylemler büyük günahlar arasında yer alırken, bunlardan daha hafif olan pek çok yanlış tutum ve davranışlar da küçük günahlar kategorisinde yer almaktadır.

İslam âlimleri, şu hadis-i şerifi esas alarak küçük günahların sürekli olarak işlenmesinin zamanla büyük günahlara dönüşebileceğini belirtmişlerdir: “Hiçbir büyük günah, tövbe ve istiğfar edildiği takdirde, büyük kalmaz. Ve hiçbir küçük günah da ısrar edildiği takdirde, küçük kalmaz/büyür.”[2]

Bediüzzaman Hazretleri, günahın insanı küfre götürebileceği tespitini yapar. “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor…”[3]

Günah: Fıtratla Zıtlaşma

Günah, Kur’ân-ı Kerîm’de ism, zenb, vizr, cünâh, hûb, isyân, hıyânet, cürm, hatîe, seyyie gibi farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Bu kavramların ifade ettikleri anlam yelpazesine bakıldığında günahı “beşerî arzunun ilâhî arzuya uymayı reddetmesi” veya “Yaratıcı ile ittifakın bozulması” şeklinde de tarif etmek mümkündür.[4] Mesela Arapçada “zenb” kelimesiyle, kuyruk mânâsına gelen “zeneb” aynı kökten türetilmiş iki kelimedir. Kelimelerin taşıdığı mânâ perspektifinde şu tespit yapılabilir: Günah, insan fıtratına ters, tabiatına aykırı olan ona takılmış kuyruk gibidir.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, günahı bir iç çöküntü, terslik ve fıtratla zıtlaşma olarak izah eder ve günahın farklı yönlerine şu şekilde dikkat çeker: “Günah iradenin yüzüne atılmış bir tükürük ve ruha içirilmiş bir zakkumdur ki insana bahşedilen bilumum istidat ve yüce duyguları söndüren bir fırtına ve kalbî hayatı çepeçevre saran zehirli bir dumandır. Bu fırtınaya maruz kalan kurur; bu zehirli havayı teneffüs eden de ölür…”[5] Günaha karşı umursamazlık ise en büyük günahtır…”[6]

Mümin Kalbine Günahın Etkisi

Günahın ruhta ve kalpteki etkisi şahısların dinî yaşantıdaki hassasiyetleri açısından farklılık gösterir. Ahlakî değerlere göre yaşamaya gayret eden bir mümin için günah, ruhsal dengesini derinden etkileyecek kadar ağır bir yük; dikkatli yaşamaya özen göstermeyen ruhlarda ise günaha girme, bulaşma çok önemli görülmeyebilir.

Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu hadisi bu durumu açıklar mahiyettedir: “Mümin günahını, üzerine her an düşebilecek bir dağın dibinde oturan biri gibi görür; dağın üstüne yıkılmasından korkar. Fâcir ise, günahı burnunun üzerinden geçen bir sinek gibi hafif görür.”[7] Bu iki farklı davranış faillerini günaha karşı tedbir alma ve tövbeye götürmesi açısından da önemlidir. Bir mümin kendini böyle bir tehlike altında gördüğünden daha o günah kapısını çalmadan gerekli tedbirleri alır; olur da düşer sürçerse derhâl kendisini affedecek Rabbinin kapısına iltica eder. Günahı ve etkilerini küçümseyen facir ise her günahta manevî atmosferden biraz daha uzaklaşır hatta zamanla amelindeki bu eksiklik itikadını kemiren bir manevî musibete inkılap eder.

Konuyla alakalı Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin şu yaklaşımı da hatırlanmaya değerdir: “Utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adam, başkasının görmesinden çok utanır. O zaman, kendisini gören meleklerin ve ruhanî varlıkların vücudu günah işleyen kimseye çok ağır gelir. Utanmaktan dolayı, o söz ya da eylemin günah olmadığını iddia etmeye başlar. İşlediği günahlarını gören meleklerin varlığını inkâr etmek ister. Hattâ utanmanın şiddetinden, âhiret gününün gelmeyeceğini temenni eder. Şayet hesap gününü inkâr eden küçük bir vehim bulursa, ona sıkı sıkıya sarılır ve o vehmi kocaman bir delil sayar. Küçük bir işaret ile melekleri inkâr etmek arzu eder.”[8]

Mümince bir tavır ve Allah’ın (celle celâluhu) rahmetinin genişliğinin bilinmesi günahın esas hedefi olan kalbe yönelip imana zarar vermesinin önünde sedd-i zerâi vazifesi görebilir. Şu âyet günah işleyen ama pişman olup tövbe kapısına koşan mümin için müjde mahiyetindedir:

“De ki: Allah şöyle buyuruyor: “Ey nefislerine uyup da sınırlarımı aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin, Allah bütün günahları bağışlar, şüphe yok ki O, çok bağışlayan ve çok acıyandır.” (Zümer, 39/53) Rahmet Peygamberi Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise her cuma hutbede okunan şu hadis-i şerifi ile günah zehrinin panzehrini ifade eder: “Günahına tövbe eden, onu hiç işlememiş gibidir.”[9]

Kalbin Musibeti

Kalp; akıl, marifet, ilim, niyet, iman, hikmet ve kurbet gibi insan için çok hayatî hususların kalesi mesabesindedir. Kalp ayakta ise bu duygular da hayatta sayılır; o, yıkılmış veya bir kısım mühlikâtla sarsıksa bu latifelerin hayatiyetinden, devam ve temadisinden bahsetmek de oldukça zordur.[10]

Nebiyy-i Muhterem (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu konuda şöyle buyurur: “Helal bellidir, haram da bellidir; ikisi arasında pek çok insanın farkına varamadığı şüpheli şeyler bulunmaktadır. Bu şüpheli şeylerden sakınan dinini de ırzını da korumuş olur; her an yasak bölgeye girmek üzere olan çobanın koyunları gibi kişi, her an bu şüpheli şeyleri işleyebilir. Beni iyi dinleyiniz! Her kralın bir koruluğu vardır, Allah’ın yeryüzündeki koruluğu haram kıldıklarıdır. Beni iyi dinleyiniz! Vücutta bir et parçası vardır, o ıslah olduğunda bütün vücut ıslah olur, bozulduğunda bütün vücut bozulur; dikkat edin, o et parçası kalptir.”[11] Bu hadise göre kalbin selameti, maddî-manevî hayatın selametidir. Kalbin kirlenmesi ile günahın sıkı ilişkisi vardır. Bu sebeple kalbi günahlardan uzak tutmaya gayret edip onu tertemiz tutmak, latifeleri öldürmemek esas olmalıdır.

Günahlara Hayat Hakkı Tanımama Adına Yapılabilecekler

Tövbe Kapısından Ayrılmamak: İnsan var gücüyle günahlardan uzaklaşmaya gayret etmelidir. İmtihanlar arenasında yaşayan insan kulluk vazifesini yerine getirirken düşmeler sürçmeler yaşayabilir. İşte bu durumlarda Rabbinin engin rahmetine iltica ederek tövbe kurnalarında yıkanırsa günahın ömrünü kısaltmış ve kısır bir daireden kurtularak başka günahların ağına düşmemiş olur. Kur’ân’da tevbe “nasûh tövbe” olarak tanımlanır. İnsan, tövbeyle o ıstırap verici psikolojiden kurtulup iç huzura kavuştuğu gibi, bu tavrıyla Rabbini de memnun eder. Efendimiz “günahından tövbe eden, hiç günah işlememiş gibi olur” buyurmuştur.[12]

İnsanın Zaaflarının Farkında Olması: İnsan, ruh ve bedenden müteşekkil bir varlıktır; güçlü ve zayıf yönlerini tanıması, başarıyı elde etmenin yanı sıra dünya ve ahiret saadetinin de temel şartını teşkil etmektedir. Bu sebeple insanın fıtratındaki boşlukların farkında olması, onu günahlar konusunda da koruyacak böylece gündelik hayatta daha dikkatli bir ömür sürülecektir.

Manevî Donanım ve Metafizik Gerilim: Maneviyat, kalp ve ruhun derece-i hayatında bir hayat sürdürme gayreti mümin ile günahlar arasına kazılmış hendek gibidir. Maneviyat günümüzün pek çok sorununa çözümler sunacak sihirli bir kelimedir. Özellikle günümüz dünyasında inanmış insanları meşgul eden problemlerin önemli bir bölümü, maneviyatsızlıkta yatmaktadır. Günah konusunda da manevî hayatına dikkat etmeyen, metafizik gerilimi kıvamında olmayan kimselerin günaha ve hataya daha meyilli oldukları veya olacakları aşikârdır.

Cemaatten Ayrılmama, Hayırhah Arkadaşlar Edinme: Birlikte olmak kişiyi korur, muhafaza eder. Nitekim bu konuda bazı âyet ve hadislerde birlikte hareket etmenin ilâhî inayete vesile olacağı ifade edilir. Bu açıdan bulunduğumuz yerlerde aynı duygu ve düşüncedeki kardeşlerimizle bir arada olmak, onlarla hasbihâl etmek, maneviyatımız adına yapılan programları düzenli takip etmek günahlarla mücadele adına kuvve-i maneviyemizi takviye eder. Özellikle her şeyden ve herkesten uzak durmayı tercih eden kimseler, bu şekilde kalmaya devam ettikçe bazı günahlar dahi o kimselere normal gelmeye başlayabilir. Hatta var olan manevî birikim bu uzak durmayla iyice kaybedilebilir. Farklı bir yazının konusu olmakla birlikte Habeşistan’a hicret eden Ubeydullah bin Cahş’ın arkadaşlarından ayrılması, salih bir topluluktan uzak kalması neticesinde dinden uzaklaşmasına bu zaviyeden bakılabilir.

Salih Amel ile Beslenmek: İman fidanı amel suyu ile beslenmezse kurur. İman, müminin Allah ile bağıdır. Bu bağ salih amellerle daha kuvvetli hâle gelir. Salih amel bir insanı gelecekte yaşayacağı muhtemel imtihanlardan da korur. Nitekim Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) fitne dönemleri ortaya çıkmadan salih amelleri işlemekte acele ediniz buyurmaktadır. Gelecekte insan maddî-manevî imtihanlardan bugün yaptığı ibadetler ve amelleri sayesinde kurtulabilir. Onun için günahlara hayat hakkı tanımama noktasında, salih amelle beslenme çok çok önemlidir. Burada kastedilen tabiî ki, ibadet eden, asla imtihan olmaz demek değildir. İmtihan her durumda söz konusudur. Ancak inanmış kimseler Allah’a olan yakınlıkları ve güzel amelleri vesilesiyle bu imtihanların üstesinden daha rahat gelebilirler.

Ezcümle günah, insan olmanın tabiî sonucudur. İnsan istidatları itibarıyla melekleri geride bırakabilecek bir donanımda; kötü amelleri cihetiyle şeytanlardan aşağı düşecek mahiyettedir. Hata, kusur, günah insan için vardır. Kaybetme kuşağında kazananlardan olmak için insan, tövbe ikliminden ayrılmadan düşer düşmez hemen kalkıp doğrulmasını bilmeli, mücadeleyi ümitsizliğe düşmeden sürdürmelidir.

Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) kulluk yolculuğunda kılavuz olacak şu nebevi beyanıyla bitirelim:

“Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’tan kork. Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki o kötülüğü silip süpürsün.”[13]

 

 

Dipnotlar

[1] Cürcânî, Seyyid Şerîf Ali b. Muhammed, Kitâbü’t-Ta’rîfât, Byy., ts., s. 9, 107, 151; ayrıca krş. Ankebût, 29/38; krş. En’âm, 6/43; Nahl, 16/63.

[2] Kenzü’l-Ummâl; h. no: 10230.

[3] Nursî, B. S., Lem’alar, 2. Lem’a, Süreyya Yayınları.

[4] Kılıç, S., Kur’ân’da Günah Kavramı, s. 27-34.

[5] Gülen, M. F., Çağ ve Nesil, https://fgulen.com/tr/eserleri/cag-ve-nesil/gunah, erişim tarihi: 30.12.2025.

[6] Gülen, M. F., Ölçü veya Yoldaki Işıklar, Süreyya Yayınları.

[7] Buhârî, Daavât, 4; Tirmizî, Kıyâme, 49; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/383.

[8] Nursî, B. S., Lem’alar, Yayınları.

[9] İbn Mâce, h. no: 4250.

[10] https://fgulen.com/tr/eserleri/kalbin-zumrut-tepeleri/kalb, erişim tarihi: 30.12.2025.

[11] Buhârî, İman, 39.

[12] İbn Mâce, Zühd, 30.

[13] Tirmizî, Birr, 55.

Bu yazıyı paylaş