Bir Elif Hikâyesi

Bir Bahar Çiçeğinin Sessiz Duası

“Biz hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki, mazi kıt’asına geçmek için geldiğiniz vakit mezarımıza uğrayınız. Bahar hediyelerinden birkaç tanesini mezar taşımıza takınız, bizi çağırınız, mezarımızdan ‘Henîen leküm’ sadasını işiteceksiniz.” Bediüzzaman Said Nursî

Bazen bir hikâye, insanın içindeki bütün soğuk mevsimleri ısıtır. Elif’in hikâyesi de öyleydi…

Bir bahar sabahında, Güney Kore’nin dağ eteklerinde, hizmet gönüllülerinin bir okuma kampına giderken anlatıldı. Yol boyunca kalbime işleyen her cümlesiyle, insanın nasıl bir çağrıya icabetle yeniden doğabileceğini gördüm. Ve içimden hep aynı dua geçti:

“Rabbimize ne kadar hamd etsek az…”

 

Kavuşmanın Gözyaşları

Nihayet kavuşmuştu. Yıllardır içinde taşıdığı bir hasret, artık gözyaşlarına karışıyordu.

Evlendikten sonraki on yıl boyunca neredeyse her gün aynı duayı etmiş, eşine yalvarmıştı:

“Ne olur, beni Hocaefendi’ye götür…”

O an sadece teşekkür etmek değil, içini dökmek, kendisini hakikate taşıyan o çağrının nasıl bir mucizeye dönüştüğünü anlatmak istiyordu. Peygamber Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) nasıl tanıdığını, O’nun mübarek ismini her andığında Hocaefendi’nin adını da zikrettiğini söylemek istiyordu.

“Nasıl Müslüman olabilirdim,” diyordu, “Eğer o, ‘Gidin, Nâm-ı Celîl-i Muhammedî’yi dünyanın dört bir yanında duyurun’ demeseydi?”

Dünya gözüyle hiç görmemişti onu. Ama şimdi, kabrinin başında duruyordu. Belki farkında değildi ama oraya getirilen o bahar çiçeklerinden biri de kendisiydi. O nur toprağında yatan zatın tebessümünü, belki fark etmeden, kalbinin derinliklerinde hissetti.

 

Bir Oda, Bir Kader

Elif’in hikâyesi, bir üniversite yurdunda başlamıştı. Ateist bir anne babanın tek evladıydı.

Annesinin aksine, iki teyzesi dinlerine bağlı Katoliklerdi. Onunla yakından ilgilenir, hafta sonları kiliseye götürür, dinî eğitimini aksatmazlardı. Elif, gençlik yıllarında kilisede gönüllü olarak çocuklara rehberlik eder, onların eğitimleriyle ilgilenirdi. Üniversite için başka bir ülkeye giderken tek hayali, mezun olup ailesinin yanına dönmekti. Ta ki, Müslüman bir Türk kızla aynı odayı paylaşana kadar. Oda arkadaşı sakindi. Ne baskı yapıyor ne konuşuyordu.  Sadece vakti geldiğinde sessizce seccadesini seriyor, namazını kılıyor, ardından Kur’ân okuyordu. Elif’in dikkatini en çok çeken şey, onun yüzündeki huzurdu. Bir süre sonra o Kur’ân sesi, Elif’in kalbinde yankılanan bir melodiye dönüştü. Aylar sonra dayanamayıp sordu:

“Bu kitabı neden bu kadar çok okuyorsun?”

İşte o soru, bir ömrün yönünü değiştiren ilk adımdı.

 

Elif Olmak

Zaman geçti, Elif İslamiyet’le tanıştı, imanla buluştu. Müslüman olduktan sonra aldığı ismi “Elif”ti. Önceki ismini söylemedi.

“Ben artık Elif oldum.” dedi.

“Çünkü Elif, tevhit çizgisi gibi bir harf: Baştan sona biri hatırlatan tek’ti.”

Üniversite bitince oda arkadaşı bir gün sordu:

“İstersen, hizmetten biriyle evlenmeni teklif edebilirim.”

Elif tereddüt etmeden kabul etti.

Çünkü onun için önemli olan, kimlik değil; o yolda yürüyen bir gönüldü. Fakat evleneceği kişi, idarecisinden en az sekiz yıl Ukrayna’da kalma şartıyla izin alabilmişti. Bu durumu ailesine nasıl anlatacaktı? Önce babasına açıldı. Babasının sözleri hâlâ kulaklarımda:

“Sen Kore’desin, eşin Türk. Çin’de tanıştığın bir abla vesilesiyle Ukrayna’da yaşayan biriyle evleniyorsun. Bu kadar şeyin bir araya gelmesi tesadüf olamaz. Her ne kadar inanmasam da bu işte bir ilâhî irade var. Bu, Yaratan’ın işi olmalı.”

Annesi başta zorlandı ama sonunda razı oldu.

Ancak bu, Elif için yeni bir imtihanın başlangıcıydı.

 

Hicretin Sessiz Kahramanları

Nişanlısıyla kavuşması uzun sürdü. Sonra savaşlar başladı, planlar değişti. Rusya-Ukrayna savaşı patlak verince yolları Türkiye’ye düştü. Fakat orada da baskılar artıyordu. Elif bir yandan hizmeti yakından tanıyor, Türkçesini geliştiriyor, okuyor ve yetişiyordu; diğer yandan her an kapıya dayanabilecek bir baskının endişesiyle sabahlıyordu. Ve bir gün, mecburi bir istikametle yeniden yola çıkmak zorunda kaldılar. Elif, o dönemi anlatırken sadece şunu dedi:

“Yaşadığımız bütün zorluklara rağmen, ikimiz de aynı heyecanla, aynı inançla hizmet çizgisinde yürüdük.”

 

Bir Bahar Çiçeği

Ayrılırken bana dönüp şöyle dedi:

“Benim gibi milyonlarca insan bu hakikati bekliyor. Hocaefendi’nin hicret çağrısını sadece bir göç gibi değil, bir emanet gibi görmek lazım. Her yerde O’nun çağrısını takip edenlere ihtiyaç var. Aynı yurtta kaldığım o Türk arkadaşı gibi, hizmet ve hicret niyetiyle dünyaya dağılan insanlara dünya muhtaç. Ne olur, gittiğin her yerde bunu anlat.”

Elif’in hikâyesi yalnızca bir insanın değil, bir baharın hikâyesi. O, Üstad’ın duası, Hocaefendi’nin çağrısı ve Resûlullah’ın davası arasında yankılanan o büyük yürüyüşün sessiz ama diri bir nefesi.

Belki o an farkında değildi; ama rüzgârın taşıdığı o sessiz nida, sanki ona şöyle diyordu:

“Sen de o baharın bir çiçeğisin.”

Kutlu olun, ne mutlu size! Dünya hâlâ o bahar çiçeklerini bekliyor. Ve her bir Elif, bu baharın müjdecisidir.

Yazarın notu: “Bir Elif Hikâyesi”, Hocaefendi’nin hicret çağrısına uyarak dünyanın dört bir yanında çiçek açan gönül insanlarının sessiz, derin ve mütevazı hikâyelerine küçük bir dokunuştur.

Bu yazıyı paylaş