Bir gün yolunuz Atina’ya düşerse, sabah erkenden kendinizi sokağa bırakın. Mevsimine göre değişse de kaldırım taşlarına düşmüş turunçların o keskin kokusunu tüm mahallede hissedersiniz. Dallarda bembeyaz çiçeklerle turuncu meyvelerin aynı anda sergilendiği o görsel şölene, neşeli kuş sesleri ve köşedeki kafeden süzülüp gelen buram buram kahve kokusu eşlik eder. Burada insanlar güne, birbirlerine iyi dilekler fısıldayarak başlar; kalimera, kali douleia, kali synecheia! Her yüz size tanıdık bir tebessüm sunar. Sanılanın aksine Atina, yalnızca mermer sütunların, antik felsefenin ve klasik mitolojinin şehri değildir. O, aynı zamanda Ege’nin karşı kıyısından taşınan bir hafızanın ve kederli bir ruhun evidir.
Atina’nın sokaklarına sinmiş ortak kültürel Anadolu (Mikra Asia) izleri; mekânda, dilde, kültürde ve gündelik hayatın içinde yaşamaya devam etmektedir.
Tüm içeriği görmek için lütfen giriş yapınız ya da abone olunuz.
Abone Ol