Tarih, bilinmeyenlerle ve merak edilenlerle doludur. İnsanlar, her dönem farklı bir şeyi merak etmiş ve onu tanımaya çalışmışlardır. Kimi zaman ideal bir devletin nasıl olması gerektiğini, kimi zaman insanlık tarihinin ne kadar geriye gittiğini, kimi zaman da dünya dışında yaşam olup olmadığını merak etmiş ve konu üzerinde tartışmalar yapmışlardır. Bunların ötesinde bazı konular vardır ki, hemen herkesin her zaman kafasını kurcalamıştır. İnsan nereden geldi, nereye gidiyor, onu kim yarattı ve yaratan bu Zât’ın özellikleri nelerdir? Bu sorular, semavi din mensuplarının olduğu kadar beşeri inanç ve düşünce sahiplerinin, hatta dine inanmayanların bile zihinlerini sürekli meşgul etmiştir. Biz bu yazımızda, bu hakikati anlama adına kâinat kitabında neler yazdığına bakmaya çalışacağız.

Evet, bir yaratıcıya şöyle-böyle inanan insan, O’nun nasıl olduğunu hep merak etmiş, bu merakını bazen peygamberlerin beyanları bazen ilahî kitaplardan ayetler bazen de yaşadıkları tecrübelerle gidermeye çalışmıştır. Vahyin gölgesinde yapılan anlama çabalarını hariç tutarsak insanların Cenâb-ı Hak hakkında edindikleri bilgiler, kendi dönemlerinin gelenek, kültür, anlayış ve bilgi düzeyini aşamamıştır. Çünkü her insan, yaşadığı çağın çocuğudur. Tarihte, kendi asırlarını aşan nadir insanlar çıkmış ve bunlar da kendi dönemlerinde yeterince anlaşılamamış ancak çok sonraki dönemlerde anlaşılmıştır. “Dünya dönüyor” dediği için yargılanan Galileo; tesiri günümüze kadar devam etmesine rağmen o gün ölüm cezasına çarptırılan Sokrates; bugün “hüccetü’l-İslam” diyerek hayırla yâd ettiğimiz ancak kendi döneminde nice acımasız eleştirilere maruz kalan İmam-ı Gazali; görüşlerinden dolayı türlü türlü hakaretlere uğrayan, ikinci bin yılın müceddidi İmam-ı Rabbani bu zâtlardan sadece bir kaçıdır.