Kamil insan olma ve güzel ahlakın kazanılmasının öncelikli şartı ve en mühim esası, insanın kendini bilmesi ve aşmasında saklıdır. İnsanoğlu acizliğini, noksanlığını ve fakirliğini bildiği ölçüde “kendini sıfırlar”ve seviye kazanır. Kendini bilmek, insanın siret ve suret (iç ve dış) bütünlüğünü sağlanması ile yakından alakalıdır. İnsanın kendini bilmesi, nereye gideceğini bilmesinden çok daha önemlidir. Kişi kendini ve anatomisini tanıyınca, hedefleri de ortaya çıkar. İnsanın iç dünyası değiştikçe, gideceği yön de değişir.

Evet, işin aslı, hem enfüsün hem de afakın okunması, insanın kendisini bilmesi demektir -ki bu Allah’ı bilmenin bir yoludur- ve Einstein’ın kehanetinde dediği gibi çok buudluluğa açılmaktır. Çok buudluluğa açılabilenler, dar çerçevenin bir başka tabirle suretlerinin dışına çıkar ve siretlerine göre mahiyet alırlar. Siret, insanın tavırları, davranışları, inançları, değerlendirmeleri, yorumları, bakışı ve te’villeridir. Bu durumda siretine göre bir resmi olur her insanın. Gözler basiretin emrine verilerek, buradan bakınca altı-yedi buudlu derinlikleri, hatta öbür âlemi, Cenneti-Cehennemi, arşın yanı başında İsrafil’in azametli heykelini görmek… Evet insan, bilkuvve (potansiyel) istidadı ile (Allahu a’lem) görebilir bütün bunları.”[i]

İnsan, afaki ve enfüsi tefekkürle kendi iç âleminde sürekli bir derinlik ve yenilik yaşamalı ve Cenab-ı Hakkın kendisine şah damarından daha yakın olduğunun idrakine varıp O’nu her an yanında hazır ve nazır hissetmelidir ki, böyle bir insan arzuları ve cismaniyetinin esiri olmaktan Rabbin koruması ile uzak dursun. Hem madem Zat-ı Zülcelal herkesi biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor; herkes de nefsini ve kendini bilmeli, O’nu bilmeli, hürmetle bildiğini göstermelidir. Zira Allah’a karşı lakayt kalana da Allah nefsini unutturur ki, bu da insanın tepetaklak gitmesi demektir.

      İç ve Dış Bütünlüğü

İç ve dış bütünlüğü insanı dengeli ve tam kılar. Bunlar öyle bir bütünün parçasıdır ki, bir parçanın tam manasıyla işe yaraması için diğerinin mevcudiyeti şarttır. Ancak her iki parça bir araya gelince, insanın duygu, düşünce ve davranış boyutu tam teşekküllü ve terazidedir denebilir. İç ve dış bütünlüğünün olmadığı yerde, gerçek manada kâmil ve ahlaklı insandan bahsetmek mümkün değildir. Erdemli ve kâmil insan olma, kalp, kafa ve karakter eğitiminin dengeli bir şekilde gerçekleşmesiyle, başka bir ifadeyle nefsin ıslahı ve arındırılmasıyla sağlanabilir.

Kendini tanımak, gelişim ve yenilenme, ya afaki ya da enfüsi olmak üzere iki tarzda gerçekleşir. Afak ve enfüs arasındaki dengesizlik, o nispette davranış, performans ve başarısızlığa yansır. Bediüzzaman Hazretleri, enfüsi tefekkürü eksik insanın afaki tefekküre daldığında boğulacağı üzerinde durur. Enfüsi tefekkür, insanın kendi mahiyetini keşfetmesi, nefsi üzerinde gözlem ve çalışma yapması, eksik taraflarının farkına varması ve bunları üstün ahlak çerçevesinde, şuurlu davranışlar sergileyerek kontrol edebilmesi gibi faaliyetleri kapsar.[ii]İşte bu yönleri ile enfüsi tefekkür, nefsin okunması açısından çok önemlidir. Afakın doğru okunması, enfüsün doğru okunmasına bağlıdır.

Cenab-ı Hak insanlara, onların sıfatlarına, yani kalplerine ve kalbin semeresi olan amellerine bakarak değer verir. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir keresinde eliyle göğsünü işaret ederek: “Allah sizin suretlerinize ve kalıplarınıza bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır[iii]demiştir. Hakiki mümin, iç-dış ahengini sağlamış, yani kalp ve amel bütünlüğüne ermiş insan demektir. Böyle birinin hayatında iç ve dış çatışması söz konusu değildir. Başkalarını anlamanın şifresi, insanın kendisini bilmesi ve anlamasında gizlidir. Kendini tanımayan, şuuraltına inemeyen ve davranışlarını değiştiremeyen bir insanın, başkalarını değiştirdiği pek görülmemiştir. Güzel ahlakın tesisi ve faziletli alışkanlıkların kazanılması için, şuuraltının düzenlenmesi gerekir.

Güzel Ahlakı Hatırlatıcı Prensipler

İnsanın kendini tanıma yolculuğunda, kendisine kusurlarını ve hatalarını hatırlatıcı yol haritalarına ve işaret levhalarına ihtiyacı vardır. İnsanın kusurlarını bilmesi, hissetmesi ve sezmesi, güzel ahlakı edinmesinde çok önemli bir aşamadır. İnsan kendi eğri ve ayıplarını, arıza ve noksanlıklarını görmeden, bunlardan kurtulması ve doğruya yönelmesi mümkün değildir. Bu sebeple insanın kötü huylarını kendisine sezdirici amillere ihtiyacı vardır.

Ahlak kişinin neyi, nerede, nasıl, niçin yaptığına dair bilgi, davranış ve hislerin tümüdür. Ahlak aynı zamanda, insanın evrensel değerleri ve insandaki duyguların keşfi demektir. Kişinin mizacı ve yaratılıştan gelen özellikleri iyiye ya da kötüye yönlendirilebilir. Yönelişi sağlayan ise ahlaktır. Bu noktada karakter ve ahlak eğitimi, hayati bir öneme sahiptir.

İki türlü ahlak vardır:[iv]

  1. Yaratılıştan gelen, mizaçla şekillenen ahlak
  2. Kişinin sonradan kazandığı ve edindiği ahlak

Bu iki ahlak birbirlerinden bağımsız olarak düşünülemez. Birincisi daha çok mizaç ve fıtrat eksenli iken, ikincisi insanın sonradan edindiği karakter ve kişilik özelliklerini yansıtır. Ayrıca, ahlak meselesinde en önemli noktalardan biri, referans olarak hangi ahlakın alındığıdır.

Hayat pistinde koşarken, insanın içine düşebileceği çukurlardan korunması adına,uzağı ve yakını net ve pürüzsüz gösteren dürbünlere ve projektörlere ihtiyacı vardır. İnsanın kalp, kafa ve karakter gelişimini sağlayıcı, kusurlarını gösterici ve ahlaki değerlerini hatırlatıcı dört önemli prensibi şu şekilde sıralamak mümkündür:[v]

  1. Manevi Rehber

İnsan, hayatını dizayn etmede kendine ışık tutacak, doğru yola sevk edecek, onu ‘kalbin zümrüt tepelerinde’dolaştıracak, ahlaki gelişimini kontrol edecek bir yol gösterici, manevi rehber veya muallim bulmalı. “Günümüzde yollar ve yolculuk çok mayınlı olduğundan rehbersiz ve pusulasız yürümemiz çok zordur.

İnsanda iç kontrol çok mühimdir. İnsanın iç kontrolünü sağlayıcı ve vicdanını teşrih masasına yatırabilecek yol göstericilere, nasihatçilere, eğitmenlere, mihmandarlara ihtiyacı vardır. İnsan fıtraten daima nasihate muhtaçtır ve kendini bulma mevzuunda bir mürşit ve muallimin eğitiminden geçme ihtiyacını hisseder. İnsan seçtiği üstadın irşatları neticesinde pek çok şeyi aşabilir ve böylece kalbi, ruhi ve zihni gelişimini dengeli bir şekilde sağlayabilir.

İnsanın en zor keşfedeceği şey, onun kendi iç âleminde meydana gelen inhiraflar ve başkalaşmalardır. İnsana en yakın olan yine insanın kendisi olmasına rağmen o, eline iki ayna almayınca ense kökünü dahi göremeyecek kadar kendine yabancıdır. İnsanın kendini bilmesi ve iç âlemini tanıması ise, onun bedenini bilmesinden çok daha zor ve karmaşıktır. Bu açıdan da insanın, mutlaka bir mürşit ve muallimin rahle-i tedrisinden geçip kendini bulmaya ihtiyacı vardır.[vi]

Allah Resulünün (sallallahu aleyhi ve sellem), “Ben insanlara muallim olarak gönderildim” beyanları, talim ve terbiyenin önemine ve insanın yaratılış ve yetiştirilmesindeki çok önemli bir maksada işaret etmektedir. Sağlıklı ve şahsiyetli fertler ve toplumlar hep bu rehberlerle yetişmiştir. Güzel ahlakı temsil etmiş insanları örnek alan ve önder kabul edenler, değişik fiyaskolara karşı da kedilerini muhafazaya almış sayılır.

  1. Civanmert Dost

Güzel huyları edinip kötü huyları bertaraf etmede ve zikzaklardan kurtulup doğru yola girmede herkes için objektif olabilecek ikinci önemli husus, civanmert bir dostun seçilmesidir. İnsanın kendisine ayıplarını gösterecek, nasihatleri ile onu günahlardan uzak tutacak ve yeri gelince ihtar edebilecek hayırhah bir arkadaşı veya güvenilir bir nasihatçisi olmalı. Yetki ve kredi verilen civanmert bir dost, ferdin kusurlarının önünde bir bekçi gibi durur. Bu da seçilen arkadaşın çok önemli bir hususiyetini ortaya koymaktadır: İyi bir arkadaş, gereken yerlerde “Yasak!” deme yetkisine haiz olmalıdır. Civanmert bir arkadaş, sadece hataları hatırlatmaz, yeri geldiğinde en güzel takdir edici yoldaş da olur. Hangi mevkide olursan olsun, insanın teselli verici bir arkadaşa, şefkatli bir nasihatçiye ihtiyacı vardır. Hakperestlik gereği, insan da kendisine kusurlarını gösterene daima müteşekkir olmalıdır.

  1. Başkalarının Görüşleri

Eğri ve büğrü yollardan kurtulmanın, kuruntu ve kaprislerden sıyrılmanın ve güzel ahlakı kazanmanın üçüncü önemli prensibi ise başkalarının sizin hakkınızda söylediği sözlere değer verme ve o nispette kendinizi muhasebeye çekmektir. İnsan, başkalarının kendisi hakkında söylediklerini kale almıyor, değerlendirmeleri kulak ardı ediyorsa, doğruya ulaşmada güçlük çeker.Sizin hakkınızda yapılan tespitler, isabetli ve kayda değer olabilir. İnsan bu söylentileri dikkate almalı, kaderin hikmetlerini göz önünde bulundurmalı ve kendine o ölçüde çeki düzen vermelidir ki, muhtemel fiyaskolardan uzak kalabilsin.

  1. Halkın İçinde Bulunma

Güzel ahlakı kazanmanın dördüncü prensibi, insanın evrensel değerleri öğrenebilmek ve kendini keşfedebilmek için cemiyetin içinde bulunmasıdır. İnsan, eksik ve yanlışlıklarını idrak ettiği nispette, onları düzeltmeye koyulabilir. Ferdin, toplumda gördüğü kusur ve ayıplar, onu bu tür kötü davranışlardan uzak tutacak ihtarlar mahiyetindedir. Bazen insan, saplantı ve kuruntuların peşinde koşar durur. Bunlardan kurtulmanın yolu, toplum içinde kendini bilmek ve toplum potasında kendini eritmektir. Sosyal ilişkiler yardımıyla, belli durumlarda nasıl davranmamız gerektiği hususunda dersler alırız. Toplumdan izole olmuş bir vaziyette hayatını idame edenler bu tür imkânlardan mahrum kalırlar.

Ayrıca, cemiyet içinde ortak vizyon oluşturabilme, ferdin büyüme ve gelişmesi için hayati bir öneme sahiptir. Güzel ahlakı edinmenin önemli bir yolu, kalbi ve hissi hayatı Allah’a (celle celaluhu) açık olan insanlarla oturup kalkmak ve her ne pahasına olursa olsun, bu insanlardan ayrılmamaktır. Şartları kavrayıp ona göre davranmak toplum içinde bulunmak ile çok yakından alakalıdır. Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem), “İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır”kaidesinden hareketle, insanlara faydalı olmak, onların içinde yaşamakla mümkündür.

Netice

İç bozukluğu, ciddiyetsizlik, kemalat noksanlığı, şahsiyet zayıflığı gibi faktörler; ferdin ve toplumun gelişiminde bir engel teşkil ederler. Bu durumda yapılması gereken, kişinin kendini tanıma yolculuğuna çıkıp benlik bataklığından kurtulması ve iç-dış bütünlüğünü kurmasıdır. Bu da güzel ahlakı hatırlatıcı ilkelere dört elle sarılmakla mümkündür.

İnsanın kendisini bilmesi sadece anatomisini, kuvve-i şeheviyesini, gadabiyesini, gayzını, hiddetini, şiddetini bilmesi demek değildir. Veya sadece vicdan mekanizmasını, ruh sistemi içindeki latife-i Rabbaniyesini, şuurunu, hissini, iradesini bilmesi de demek değildir. İnsanın kendini bilmesi bunlarla birlikte her gün kendini farklı bir mülahazaya alarak yeniden okuması, sürekli kendisini yeniden tanıması demektir. Çünkü insan bir fotoğraf gibi tek bir karede tespit edilen/edilebilen bir varlık değildir. O büyüyen bir ağaç gibi her an yeni bir şekil almaktadır. Dolayısıyla insanın kendi ruh, idrak ve şuur ufku itibariyle kendiyle münasebettar olan hadiseleri gözlemlemesi ve yorumlaması gerekmektedir: “Bugün şöyle olumsuz bir hadise geçti başımdan, sebebi herhalde şu hatam idi. Veya şu davranışımdan dolayı böyle bir lütf-u İlahiye mazhar oldum. Liyakatim olmasa bile ihtimal Cenab-ı Hakk’ın marziyatına muvafıktı” gibi düşünceler ile devamlı kendini mercek altında tutması gerekir. Ama burada şunu unutmamak lazım; bu muhasebeyi yaptığınız zaman dilimi de, yukarıda bahsini ettiğimiz bir kareden ibarettir ve bu durum bir saniye önce veya bir saniye sonrakinden farklıdır.”[vii]

 

[i]“Kendini Bil,” 17 Nisan 2003,  www.herkul.org/kiriktesti/kiriktesti47.htm

[ii]Aydın, S. “İnsan Benliğini Keşfetme Yolculuğunda…”, Sızıntı, Haziran 2002.

[iii]Kerpeten, R. “Hayata Bakarken Görebildiklerimiz”, Sızıntı, Kasım 2003.

[iv]www.kisiliktesti.org.tr

[v]Gülen, M. F. Ahlakı Mulahazalar Kaset Serisi.İzmir: Nil Sesli Yayınları, 1980.

[vi]Gülen, M.F. Fasıldan Fasıla-4. İstanbul: Nil Yayınları, 2001,s. 72.

[vii]“Kendini Bil,” 17 Nisan 2003,  www.herkul.org/kiriktesti/kiriktesti47.htm