Çam Ağacı

Tıp talebesi iken, psikiyatri dersinde hocamız, psikosomatik hastalıkların, yani ruh ve bedeni ayrı ayrı veya birlikte etkileyen hastalıkların meydana geliş sebeplerini anlatıyordu. Bu hastalıkların başlangıcının çoğu zaman, çok küçük bir sebeple ortaya çıktığını, sonra sebep-sonuç ilişkisi dâhilinde olmaksızın kar topu gibi büyüyüp gittiğini izah etmişti.

Buna bir misal olarak da, “Büyük bir çam ağacı altında oturan bir insanın, ağacın altında kurumuş bir çam yaprağı gördüğünde, bunu adeta mikroskop altına alarak, kocaman kurumuş bir çam ağacını görür gibi, bütün çam ağacının kuruduğuna hükmetmesinin ne kadar yanlış ve yersiz olduğunun aşikâr olduğunu” söylemişti.

Buradan hareketle, “İnsanın, çoğu zaman, çözebileceği, hiç de önemli olmayan, kafasına takılan çok küçük sorular, problemler olabilir. İnsan, bunları büyütür, bütün dünyayı kaplatır, artık gözü başka şeyi görmez olur. Kaldı ki esasen, bu problem, bu küçük soru, koskoca yeşil çam ağacının altındaki, tek bir kurumuş yaprak ne ise onun konumundadır.” İnsanın içinde bulunduğu ve konjonktüre bağlı zorluklar, sıkıntılar, haksızlıklar ve daha nice benzeri zulümler de bu kategoride sayılabilir.

 

Denge

Psikiyatri hocamız, “Bu insan, biraz daha geniş perspektifle bu hadiseye bakabilse, kendisinin etrafını kuşatan, diğer insanları, mahallesini, şehrini, memleketini, dünyayı ve nihayet kâinatı müşahede edebilecek, hissedebilecek. O zaman bu probleminin hiç mi hiç büyük olmadığını görmesi yanında, onu lüzumsuz olarak ne kadar büyüttüğünü anlayacak” demişti. “Bu dengelemeler yapılamadığı zaman, önce psikolojik yani ruhi, sonra da derhal somatik, yani bedensel hastalıklar meydana geliyor” diye ilave etmişti. “Zira ruh-beden birliği şeklinde dizayn edilen bu vücut, yersiz ve lüzumsuz bu yüklenmeyi kaldıramayarak, mecburen kendine çıkış yolları arıyor ve bunlar da, insanın yeniden düşünüp taşınmasına fırsat tanıyan ve kendisine yeniden bir çekidüzen vermesini sağlayacak, alarm zilleri gibi, hastalıklarşeklinde kendini gösteriyor” diye devam etmişti.

 

Çaba

Çözümsüz gibi görünen meselelerin, aslında çok kolay çözüm yollarının olduğunu, yeter ki bunun için, içinde bulunulan şartlar, geçmişteki tecrübeler de dikkate alınarak, genel kabul gören hâlihazır kurallar çerçevesinde, biraz kafa yorulmasının gereği üzerinde durmuştu. Bunları sağlama da herhalde, bu mekanizmaları öğrenip hayata geçirmeyle mümkün olabiliyor ve olabilecektir de. Japonlar, “Keşke bir problem olsa da çözsek” derlermiş. Bu da bu insanların motivasyonu ve hayata bakış açıları yönüyle dikkate değer bir tespittir.

 

Çizgi

Bütün canlı varlıklar gibi, insan da doğar, yaşar ve ölür. Bu değişmeyen çizgikaderdir. Bu çizgide, her canlı yaratığın başına gelebilecek, hastalıklar, kazalar ve benzeri hadiseler, insanın başına da gelir. İnsan diğer canlılardan farklı olarak, yeryüzü halifesi olmasından dolayı; diğer canlılar da dâhil, var olan her şeyin onun istifadesine sunulması gibi bir nimete sahiptir. Öncelikle kendisini yeryüzüne gönderen Yüce Yaratıcıya karşı olmak üzere, mevcut varlıkların hepsine ve meydana gelen hadiselere karşı da sorumlulukları vardır. Kaldı ki bu zorluklar, sıkıntılar, zulümler insanın sadece kendisinde meydana gelmiş, daha önce hiç olmamış, bundan sonra da olmayacak hadiseler değildir. İnsanoğlu var olduğu günden beri, bu problemlerin benzerleri, hatta daha ağırları öncelikle peygamberler ve önceki insanlar tarafından yaşanmıştır.

 

Yapılacak İşler

O zaman insanın yukarıda anlatılan, basit veya zor soru ve problemlere takılmaya ne zamanı, ne de hakkı vardır. Çünkü sınırlı zaman dilimi içinde hakkıyla yapması gereken çok şey bulunmaktadır. Kaldı ki, hadiseyi bu yönüyle ele aldığımızda, herkesin yaşadığı ülkede ve dünyada yapması gereken daha nice işler olduğu aşikârdır. Tarihin sayfalarında, yine başta peygamberler olmak üzere bu problemleri çözerek yoluna devam eden de nice misalleri görmekteyiz.

 

Motivasyon

Birincisi, bizim konumuzla ilgisi açısından ele aldığımızda, menfilik gibi görünen hususların bile, değişik açılardan ele alındığında birer motivasyon kaynağı olabilecekleri gerçeğidir. İkincisi, hadiselerin çözümsüz olduğunu düşünme yerine, bulmaca çözme rahatlığı ve mutluluğu içinde bu gibi durumlara bakış tarzı geliştirme özelliğidir. Üçüncüsü de “Herkesin kendine göre, çözümleri daima mevcut olan problemleri olabilir” mesajının algılanmasıdır.

 

Dün-Bugün-Yarın

İnsan, geçmişindeki olumsuz hadiseleri ve bir daha geri gelmeyeceklerini gülümseyerek hatırlamalı. Geleceğin, yani yarının kendisine ne getireceğini bilmediği için, karamsar olma yerine, ümitli olma aklın yoludur. O zaman geriye, halen yaşadığımız, şimdiki zamanı, yani bugünü çok iyi, verimli ve optimum olarak değerlendirmek kalmaktadır.

 

Tipler

Çok basit hadiselere takılıp dünyayı kendine zehir etmek, kırık plağın takılmasına benzer. Bu takılmanın sonu bir türlü gelmez. İnsanların bazıları, bütün bir hayatı böyle yaşar. Bu tipler, çoğu zaman “kendileri ile de barışık değildirler.” Bunların tam tersi olan bazı insanlar da, bütün bir hayatı, sorumsuz bir şekilde, “vur patlasın, çal oynasın” havasında geçirirler. Bunların arasındaki tipler de hayatı, geçirilmesi gerektiği şekilde yaşayarak “dolu dolu ve verimli” geçirirler. Bir cemiyette, bu sonuncu grubun oranı ne kadar yüksekse, o cemiyet, o kadar dengelidir, mutludur. Bunların devirlerine dair tarih yazılırken, “örnek olarak gösterilecek bir toplum”dan bahsedilecektir.

 

Yolların Ayrımında

Her insanın başına, maddi ve manevi sıkıntılar gelebilir. Bunların başında sağlıkla ilgili konular yer alır. Bir hastalığa yakalanan kişiler, çok nadir durumlar dışında, ekseriya doktora gidip ya ilaçla ya da müdahale ile bir tedaviye tabi tutulur. Bu noktadan itibaren, konumuzla ilgili iki şık ortaya çıkar. Bir grup, moralini tamamen kaybetmiş, adeta dünyaya küsmüş vaziyette, karamsar, sabırsız ve telaşlı gözlerle hadiseleri izler, iyi olamayacağı, işinin başına dönemeyeceği endişesini taşır. Bir grup da, “başıma bir hastalık geldi, tedavisini oluyorum” diyerek ve adeta gözlerinin içi gülerek hadiseleri izler ve “ne olsa iyi olacağım, sonra da işimin başına, dostlarımın arasına döneceğim” diye düşünerek o an hayatından lezzet alır. Hastaları tedavi etmeye çalışan biz doktorlar, aynı hastalıktan yatan, bu iki grup içinde ikinci grubun daha çabuk iyileştiğini ve birinci gruptan çok daha evvel taburcu olduklarını gözlemlemişizdir.

Tabii burada, ikinci grup bakış tarzının, psikosomatik hastalıkların oluşması yanında, tedavisinde de büyük öneme haiz hormonların müspet anlamdaki etkileri, bugün bilinen tıbbi gerçekler arasındadır.

 

Yarına Atlayabilmek

Aynen bu misalde olduğu gibi, insanın başına gelebilecek diğer hadiseleri de bu şablon içine koyduğumuzda; acıların, üzüntülerin, sıkıntıların mutlaka bir gün biteceğini düşünüp bunları atlayarak yarına ümitle bakabilmek, hayat denilen imtihan ve yarışta kazanma anlamına gelmektedir. Şu an çektiği sıkıntı ve zulümlerin biteceğini, hastalığının iyileşeceğini, gurbetten döneceğini, maddi imkânlarının olabileceğini, manen seviye kazanabileceğini, sözün kısası, gözünü kapatıp imkânlar ve genel geçer kurallar çerçevesinde hayal edebildiği her şeyi elde edebileceğini düşünerek, bir hamleyle bir sonraki arzulanan konuma geçebilmek, insanı bu yarıştaki ilk sıralara getirebilir.

Bir başka bakış tarzıyla, insanın dünyaya gelmesinin yeri ve zamanı kendi iradesi ile olmadığı gibi, burada başına gelebilecek her şey, bu dünyayı terk etme yeri ve zamanı da kendi iradesinde değildir. İnsan bu dünyada adeta döner bir turnike içine konmuştur. Burada istediği kadar kalma imkânı da yoktur. O zaman insana düşen, bu sınırlı zaman ve mevcut şartlar içinde, moralini bozmadan, geleceğe iman, ümit azim ve kararlılıkla bakarak bu hayatı en iyi şekilde değerlendirmektir.

 

Geleceği Yaşayabilmek

İnsanı bu dünyaya gönderen Yüce Yaratıcı da, insanın kendi nev’inden kılavuzlar göndererek onun anlayacağı dille, bu işleri nasıl başarabileceğini, yarışı en önde nasıl bitirebileceğini ona bildirmiştir. Zaten imanın diğer şartları yanında kadere ve ahiret gününe imanı da nefsimizi tam tatmin ederek anlayabilirsek, ne bugünkü meselelere takılırız ne de gelecekteki problemlerden korkarız. Biliriz ve inanırız ki ve inanmalıyız ki, bu günler de, bu konjonktür de, bu sıkıntı ve zulümler de bir gün mutlaka bitecektir. Tarihte de gördüğümüz gibi, bu tür adaletsizlikler hiç kalıcı olmamıştır.

İşte bu bakış açısıyla, hayatımızı bir bilmece çözme rahatlığında geçirirsek, ebedi âleme, hesap vermeye, umduklarına nail olmaya, korktuklarından emin olmaya hazır ve gönül rahatlığı içinde gitmeyi dört gözle bekleyebiliriz.