Zihin; anlama, kavrama, öğrenme, hatırlama ve ezberleme gibi beyne ait fonksiyonların gerçekleştiği bir laboratuvar, kütüphane veya depodan oluşan bir bilgi işleme merkezidir. Zihin dünyamız her türlü bilgi ve veriyi değerlendirme potansiyeline sahiptir. Şuuraltı gibi karmaşık özelliklerinden dolayı duygu, düşünce ve hislere yön verdiği için beyinle birlikte zihin, insan vücudunun önemli bir merkezi olarak kabul edilir. Özellikle yabancı bir dilin öğrenilmesi, sağlıklı bir zihinle mümkündür.

Yabancı dil öğrenimi üzerine yapılan çalışmalar, bu konuda başarısızlığa sebep olan belli başlı sebepleri ortaya koymuştur, ancak pek çok insanın yalnızca yabancı dil değil diğer pek çok disiplinin öğreniminde de azami performans gösterememesinin altında yatan sebebin zihin kirliliği olduğunu söyleyebiliriz.

Zihin kirliliği nedir?

Reklam panoları, mağaza vitrinleri, posterler, broşürler, dergiler ve reklamlar ile televizyon, sinema ve internet mecralarında sergilenen farklı boyut, özellik ve şekillerdeki görüntüler, zihinsel kirlilik meydana getirmektedir. Söz konusu tasvirler, şekil ve özelliklerine bağlı olarak kişinin zihinsel enerjisini büyük oranda tüketebilmekte, dahası karmaşık ve rahatsız edici duygulara yol açabilmektedir. 

Gayr-i ahlaki tasvirler, kişinin şahsi ve içtimai hayatına menfi bir şekilde tesir etmektedir. Bu tür görüntüler hormonları tetikler ve şehvet duygusunu uyandırır. Bu durum da hafızanın zayıflamasına ve konsantrasyon eksikliğine sebep olur. 

Bu hakikati bir temsille anlatmaya çalışalım: Bilgisayarınızda bir A4 sayfasına, satır aralığı bırakmadan yaklaşık 600 kelime yazabilirsiniz ve bunun bilgisayarınızın hafızasında tutacağı alan 13,3 kilobayt veya 13.620 bayttır. Aynı A4 sayfasına 1000×1371 piksel değerinde bir fotoğraf koyduğunuzda bunun bilgisayarın hafızasında kapladığı alan 1,38 megabayt veya 1.449.984 bayt, yani tam altı katıdır. 

Küçük bir veri depolama ortamına büyük bir kütüphane sığdırmak mümkün olabilirken, aynı ortama bir sinema filmini sığdıramıyoruz. Her ne kadar ortalama bir insan beyninde yaklaşık 86 milyar nöron hücresi olsa da bu astronomik rakam bize aslında beynin de bir sınırı olduğunu göstermektedir. Bugün gigabaytlar bir yana artık terabaytlardan bahseder olduk ve kim bilir yarının dünyasında nasıl bir hafıza biriminden bahsedeceğiz. 

Özellikle gençlerin, televizyon seyrederken, bilgisayar oyunları oynarken ve internette sörf yaparken sürekli maruz kaldığı veri miktarı azımsanamaz ölçüdedir. İnsanların zihinleri daha fazla bilgiyi işleyebilecek kapasiteye sahip olabilir. Ancak bu bilgi işleme kapasitesi daha çok var olan bilginin işlenmesi ile ilgili olduğundan çevremizden zihnimize akıp gelen veriler, zihin kapasitemiz için ek yükler oluşturmaktadır, çünkü zihin sürekli çalışmakta, algılanan verileri değerlendirmektedir.

Bilgisayar virüsü gibi!

Özellikle günümüzde, tıpkı bir bilgisayar gibi, korunma filtresi düşük bir seviyeye ayarlanmış olan, ayrım yapmayan bir insan zihni, şehvet, gazap, korku gibi hisleri tetikleyen her çeşit görüntünün sürekli saldırısı altındadır. Zihin kirliliği kendisini diğer program, belge veya e-postalara kopyalayan, böylelikle hafızanın çalışmasını ciddi oranda yavaşlatan, hatta sistemi çökerten bir bilgisayar virüsü gibi hareket etmektedir. 

Virüsler özelliklerine göre bilgisayardaki verileri silebilir veya kopyalayabilir, hatta yazılım ve donanıma zararlar verebilir. Aynı şekilde zihin kirliliği, kaynağı ne olursa olsun, insanın şuuraltına yerleşip gerekli gereksiz zamanlarda insan zihnini meşgul etmektedir. 

İnsan bedeninin yara aldığında veya zayıf düştüğünde mikropların saldırısına uğraması gibi maneviyattan uzak kalan insanın zihni, şuuraltında biriktirdiği virüslerce esir alınmak istenecektir. Öyle ki kişinin herhangi bir kötülüğe niyeti olmasa bile bu sinsi virüsler o fenalığı işleme imkânı sunacaktır.

Hormonların uyaranlar ile tetiklenerek gereksizce ve fazla olarak salgılanması uzun süreli unutkanlık, yorgunluk ve ciddi konsantrasyon problemlerine yol açabilmektedir. Böyle bir durumda kişiler zihnî kirlenmenin yan etkileri ortadan kalkana kadar çalıştıkları konuları anlamakta zorluk çekmektedirler.

Niçin ezber yapamıyoruz?

Yabancı dil öğrenimi de zihinsel kirlilikten olumsuz etkilenmektedir. Yabancı dil öğrenimini kolaylaştırması öngörülen çağdaş yöntem ve teknolojiler, aynı zamanda kişileri zihinsel kirliliğe maruz bırakarak öğrenmeyi engelleyebilmektedir. 

Maziye baktığımızda pek çok ilim adamının çağımızın dil öğrenme kaynakları ve kolaylıklarına sahip olmadıkları halde çok sayıda yabancı dili öğrenmeyi başardıklarını görürüz. Mesela ünlü dilbilimci Guiseppe Caspar Mezzofanti’nin 38 dilde ve 50 lehçede akıcı bir şekilde konuştuğu bilinmektedir. 

Benzer şekilde Sir John Bowring 100, Emil Krebs 68, Ziyad Yusuf Fazah 56, Ali Ufki 16, Muhammad Hamidullah 22, Pamulaparthi Venkata Narasimha Rao 13, Jose Rizal 22 ve Sir Richard Francis Burton 29 dil ve lehçede konuşabiliyordu. 

Zihin kirliliğinden fersah fersah uzak oldukları için Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sahabileri ve İslam âlimleri de binlerce hadisi ve Kur’an-ı Kerim’i ezberlerinden nesilden nesle aktarabilmiştir. Mesela, Hz. Ebu Hureyre 5374 hadis, Hz. Abdullah ibn Ömer ibn Hattab 2630 hadis ve Hz. Enes ibn Malik 2286 hadis rivayet etmiştir.

Yine sahabeden Hz. Zeyd bin Sabit’in (radıyallahu anh) on beş gün gibi kısa bir sürede mektup yazacak ve tercüme edebilecek seviyede İbranice öğrenmesini, Efendimiz aleyhissalatü vesselamın mübarek duası, motivasyon, sosyal çevre, zeka gibi diğer pek çok unsurun yanı sıra yaşadığı dönem itibariyle zihin kirliliğinden uzak kalmasına bağlayabiliriz. (Tirmizî, İstizan 22, Ebû Dâvûd, İlim 2)

Mezhep imamlarımızdan Ahmed ibn Hanbel 1 milyon sahih, hasen ve zayıf hadisi ezberlemiş, 40.000 hadisten oluşan meşhur Müsned’ini 300.000 hadis arasından seçerek İslam âlemine kazandırmıştır. 

Benzer şekilde İmam Buhârî 600.000 hadisi ezberledikten sonra bunlardan sadece 4000’e yakınını Sahih’ine almıştır. Yine büyük İslam âlimi İmam Serahsî 30 ciltlik Mebsut’unu hapsedildiği kuyunun dibinden, hiçbir kitap ve kaynak olmadan, doğrudan hafızasından, kuyunun başında bekleyen talebelerine dikte ettirmiştir. 

Bediüzzaman Hazretleri’nin çok güçlü bir hafızası olduğu bilinir. Tarihçe-i Hayat’ta, Üstad’ın bir kitabı sayfa sayfa çevirerek hem hızlı bir şekilde okuduğu hem de ezberlediği anlatılır. Üstad Hazretleri’nin daha sonraki hayatında, Risale-i Nur eserlerini yazdırırken yanında Kur’an-ı Kerim dışında herhangi bir kitap veya kaynak olmadığı, bizzat kendisinin ve yazanların şehadetiyle sabittir.

Unutkanlık hastalığı yayılıyor

Yalnızca bir yabancı dilde dahi uzmanlaşmakta güçlük çeken günümüzün akademisyenleri ile karşılaştırıldıklarında, modern kaynaklara erişim imkânları bulunmamasına rağmen gösterdikleri başarı hayret ve hayranlık vericidir. Bu âlimlerin yeteneklerinin ve ilim aşklarının yanı sıra bugün bizim karşı karşıya olduğumuz yaygın zihinsel kirlilikten zarar görmemiş olmalarının da başarılarında etkili olduğunu söyleyebiliriz. 

Şüphesiz hafızanın gerekli ve kaçınılmaz olduğu bütün disiplinlerde zihin kirliliği, önemli bir engel oluşturmaktadır. Unutmayalım ki, zihin kirliliği konusunda hassas olmadığımız sürece, ne kadar uğraşırsak uğraşalım yeni şeyler öğrenmemiz çok zor ve zaman alıcı olacaktır. Unutkanlık ise kaçınılmaz olmaya devam edecektir. 

Günümüzde her geçen gün unutkanlıktan şikâyet edenlerin sayısı artmaktadır. Unutkanlık, sinsi bir hastalık gibi, teknolojiyle içli dışlı olmuş toplumlarda giderek yaygınlaşmaktadır. Ödevler, anahtarlar, gözlükler, doğum günleri, verilen sözler, öğrenilen yabancı kelimeler, kısacası insanlar hemen her şeyi unutmaktadır. 

Geçmişte insanlar bir sayfa metni veya bir şiiri, mesela İstiklal Marşını, birkaç defa okuduktan sonra ezberleyebilirken, ne yazık ki bugün bir sayfa metni veya aynı uzunluktaki bir şiiri defalarca okumalarına rağmen ezberleyememektedir. 

İnsanlar için artık bir şeyler ezberlemek yorucu, bezdirici ve çok vakit alıcı bir hal almıştır. Ezberleme bir yana, insanlar bugün yazılanların çoğunu bir okuyuşta anlayamaz ve daha sonra hatırlayamaz duruma gelmişlerdir.

Bunun altında yatan en önemli sebep şüphesiz zihin kirliliğidir. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki zihin kirliliği, kısa süreli hafızanın sınırlı süre ve sayıdaki fonksiyonlarını gereksiz yere meşgul ederek düşünme, anlama ve hatırlama gibi işlemlerini olumsuz etkilemektedir. Maruz kalınan zihin kirliliğinin dozajına göre ister istemez beyin kimyası değişmekte, gereksiz yere hormonlar salgılanmakta, kan ve kalp basıncı değişmekte ve bunlara bağlı olarak, zihnî yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve unutkanlık yaşanmaktadır.
Kaynaklar

Cetin, Y. Flamand, L. (2010). “Mental Pollution Hypothesis and Foreign Vocabulary Retention.” Poznan Studies of Contemporary Linguistics, 46(3), 275–293.

Mlodinow, L. (2012). Subliminal: The revolution of the new unconscious and what it teaches us about ourselves (1st ed.). London: Allen Lane.

Moore, T. E. (1982). “Subliminal Advertising: What You See Is What You Get.” Journal of Marketing. 38–47.

Rosen, D. L., & Singh, S. N. (1992). “An investigation of the subliminal embed effect on multiple measures of advertising effectiveness.” Psychology and Marketing, 9, 157–173.

Topaloğlu, Aydın. (2002). Ateizm ve Eleştirisi, Ankara: DİB, s. 42.