Mağazalardan yaptığımız alış verişlerde; satıcılar “Hediye paketi ister misiniz?” diye sorar. Bu soru, “Ürünün daha güzel görünmesini ister misiniz? Sizin için değerli olan birisine mi vereceksiniz? Aldığınız şeyin daha korunaklı olmasını ister misiniz?” gibi manalara gelmektedir.

Günümüzde, hediye paketi olmasa da artık neredeyse her şey özel bir şekilde paketlenmektedir. Hususiyetle gıda maddeleri, hem daha uzun raf ömrü hem de albenili bir görünüm için ambalajlanmaktadır. Bugün artık bir sektör haline gelen ambalajlama için çok miktarda hammadde, insan gücü, zaman ve enerjiye ihtiyaç vardır. Bütün bunlar ürünün fiyatını artırmaktadır. Fakat asıl büyük fatura tabiatla alakalıdır. Paket malzemeleri, kutular, poşetler, şişeler genelde bir çeşit polimer olan plastik ve naylon ürünü olduğu için çevreye zarar vermektedir. Plastik maddelerin toprağa karışması yüzyıllar sürmektedir. Gelişmiş ülkelerde bu tür malzemelerin geri dönüşümü yapılsa da ancak belirli oranda başarı sağlanmaktadır.

Tabiata baktığımız zaman insanoğlu için var edilen sayamayacağımız kadar varlığın da sanki hediye paketleri içinde bahşedildiği fark edilir. Mesela, harikulade mekanizmalara sahip, onlarca muhteşem organı ve karmaşık sistemleri olan vücudumuz, paha biçilemeyecek bir armağan değil midir? Hava şartları ve ışık gibi dış tesirlerle direkt temas halinde olan, ölüp yenisi yaratılan hücreleriyle ayda bir yenilenen ve üzerindeki hassas dokunma reseptörleriyle derimiz de bu hediyenin paketidir. İnsan derisi gibi hayvan derileri de ihtiyaçlarına göre uzun veya kısa tüylü, pullu, kabuklu veya dikenli olarak bahşedilmiştir.

Nerdeyse bütün meyveler, sebzeler, hatta tavuğa yaptırılan yumurtadan arılara ürettirilen bala kadar her şey, kendine özgü, korunaklı bir armağan paketi içinde yaratılmaya devam etmektedir. Kendi kutularında sunulan bu nimetlerin ambalajlanması için ekstra bir hammadde ya da zaman harcamadığımız gibi çevreye de zarar vermezler. Çoğu meyve ve sebze zaten kabuğuyla yenmektedir. Kabuğu yenmeyenler ise ya kısa sürede toprağa karışarak onu zenginleştirmekte ya da çeşitli gıda veya kür maddelerine katılarak değerlendirilmektedir. Karpuz, kavun gibi meyvelerin kabukları ise yem olarak kullanılmaktadır. Hatta süs ya da dekor malzemesi olarak kullanılanlar da vardır. Yani nimetlerin kapları da bir şekilde değerlendirilmekte, tabiata zarar vermemektedir.

Vazgeçilmez gıda maddelerinden, protein zengini yumurtalar da bizlere ulaştırılan harika hediyelerdendir. Bıldırcın yumurtasından devekuşu yumurtasına kadar benzer yapıya sahip olan bu armağanların ambalajı olan yumurta kabuklarının da çok özel bir yapısı vardır. Embriyo için hayatî öneme sahip olan oksijen gazı, kabuktaki binlerce gözenek vasıtasıyla içeri alınır ve solunum neticesinde ortaya çıkan karbondioksit ise yine aynı gözeneklerden dışarı atılır. Gözeneklerin diğer önemli bir görevi de yumurta içinde meydana gelen su buharını dışarıya çıkarmaktır. Eğer gözenekler gereğinden küçük olsaydı, embriyo oksijensiz kalarak ölecek, gereğinden büyük olsaydı, besin maddesindeki suyun buharlaşmasıyla yumurta kuruyacak ve yine ölüm kaçınılmaz olacaktı.

Çok farklı özelliklerde kabuklar vardır. Badem, ceviz ve antepfıstığının kabukları çok sert, kivi ve şeftalinin tüylü, erik ve elmanın ince, karpuz ve kavunun ise kalındır. Sert kabuklu kuruyemişlerden ceviz; kalb dostudur, beynimiz için birçok faydası vardır ve özellikle prostat ve göğüs kanserlerini önleyici bir tesirde yaratılmıştır.1Cevizde omega 3 ve omega 6 gibi sağlığımız için çok faydalı yağların yanı sıra A, B ve E vitaminleri de bulunur. Lif yönünden de zengin olan cevizin anti bakteriyel hususiyeti de vardır. Peki, daha birçok özelliği ve faydası olan bu harika gıda nasıl paketlenmiştir? En dışta cevizi radyasyon, sıcaklık ve yağış gibi hava şartlarından ve bakteri, mantar gibi zararlı unsurlardan koruyan yeşil, yumuşak kabuk vardır. Organik boya maddesi olan bu kısım çeşitli ilaçlarda da kullanılmaktadır. Sert, kahverengi kabuk ise cevizi fizikî darbelerden korurken iç tarafa hava girmesini de önler. Böylece, özel bir zarla kaplanmış olan ceviz meyvesinin faydalı yağlarının havayla temas ederek okside olmasını ve tadının acılaşmasını önler. Meyvesi ise sert kabuk içinde, ince odunumsu özel bir malzeme kullanılarak sabitlenmiş ve paketlenmiştir.

Başka bir misal olarak; her birinin farklı lezzeti, rengi, şekli ve kokusu olan meyvelerden portakalı düşünelim. Kışları çok ihtiyacımız olan, soğuk algınlığı gibi hastalıklarda vücudun direncini artıran, C vitamini deposu, aynı zamanda su ve birçok mineral içeren portakalın ilgi çekici özellikleri vardır. Göze hoş gelen turuncu rengi ve üzerinde iğne ucu büyüklüğünde binlerce delik olan parlak kabuğu, bunlardan sadece birkaçıdır. Portakal dalından koparılsa bile kabuktaki gözeneklerden içeri giren havayla uzun süre tazeliğini korur. Kesilirken hoş bir koku yayan kabuğun arkası sanki içten sıvanmış, beyaz, kalın ve yumuşak bir dokuya sahiptir. Dış kabuğun hemen altında ise aralarında boşluklar olan yuvarlak, minik tomurcuklar vardır. Burası yastık gibi kabuğa esneklik ve dayanıklılık sağlayan bölümdür. İç tarafta ise birbirine benzeyen, estetik bir şekilde yerleştirilmiş dilimler bulunur. Sağlam bir zarla kaplı olan dilimler yine yumuşak lifli beyaz bir maddeyle sarmalanmıştır. Dilimlerin içinde yüzlerce parlak, şişkin, minik baloncuk vardır. Minyatür üzüm taneleri şeklinde üst üste düzenli bir şekilde yerleştirilmiş olan bu minik torbacıkların her biri de zarla kaplanmıştır. Neden bu kadar korunaklıdır bu tulumbacıklar acaba? Çünkü ancak bu keseciklerin patlamasıyla açığa çıkan C vitamini, hava ile temas ettikten kısa bir süre sonra özelliğini kaybedip faydasız hâle gelecektir. Bundan dolayı bir inci kutusu gibi hem estetik, hem sağlam hem de korunaklıdır portakal meyvesi. Nar gibi, meyveleri minik kesecikler şeklinde paketlenmiş bütün meyvelerde de benzer hikmetler vardır.

Şimdi de Kur’an-ı Kerim’de şifa olarak gönderildiği açıkça beyan edilen, faydaları saymakla bitmeyen ve birçok yan ürünü olan mucizevî gıda, harikulade bir hediye olan baldan kısaca bahsedelim. Arı (Nahl) ismi verilen surede; “Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut. Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır”buyrulmaktadır. (En-Nahl, 16: 68 – 69).

Ayeti kerimede bahsedildiği gibi bu özel hediyenin peteklerini, yani ambalajını kendi salgıladıkları balmumundan yapma görevi de arıya verilmiştir. Balmumu, içindeki propolis adı verilen kimyevî maddenin anti bakteriyel ve anti fungal özellikleriyle de bal ve balmumu, mikroorganizmalardan muhafaza edilmektedir. Hem bu armağan paketleri öyle simetrik, aynı ölçülerde, sağlam ve estetik hazırlanmaktadır ki aciz bir canlı olan arı sanki mahir bir mühendis, matematikçi, kimyacı ve mimardır. Arılar balı yine kendi imar ettikleri düzgün altıgen, dikey prizmalar şeklindeki kovan gümeçlerine değil de rastgele yerlere yapsaydı, onların toplaması ve korunması ne kadar zor olurdu!

Nimetlerin kendi ambalajları içinde yaratılması çok önemlidir. Paket ne kadar sağlam ve ürüne uygun olursa mamulün ömrü de o kadar uzun olacaktır. Bunu basitçe, kabuğu soyulmuş ve soyulmamış iki elmayı yan yana koyup bir saat sonraki değişimi gözlemleyerek anlayabiliriz.

İnsanoğlu için yaratılan nimetler hem estetik, hem korunaklı, hem de iştahımızı cezbedecek şekilde paketlenerek sunulmaktadır. Sadece birkaç tanesinin ambalajını incelemekle hayran kaldığımız bu nimetleri veren Rabbimize ne kadar şükretsek az değil mi?

Dipnot

  1. ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/23061909 – 25354213

Kaynaklar

Emin, Muhammed, “Bir Civcivin Verdiği Ders,” Sızıntı, Haziran, 2012.
Koçer, Abdullah, Baştan Ayağa Mucizeler, İstanbul: Altınburç Yayınları, 2012.
Şükür, Zekeriya, “Çimlenmede Sırlı İşleyiş,” Sızıntı, Ağustos, 2014.
Ustaoğlu, H. Arif, “Ağaç Her Tabakada Ayrı Bir Sanat,”  Sızıntı, Eylül, 2006.