1.   Kavram, Tanım ve Kapsam

Hukuk ıstılahında “hak” kavramı genel olarak, “hukuken korunan ve sahibine bu korumadan yararlanma yetkisi veren menfaat” olarak tanımlanır. Zaten hukuk da hak kelimesinin çoğuludur.

Yaratılmışlar arasında en değerli varlık insandır. Kâinatın kurulu düzeninde mihver odur. Bütün varlık, insan ekseninde dönmekte ve her şey ona hizmet etmektedir. Bu hakikat bütün kutsal metinlerde ve bütün hukuk sistemlerinde böylece tespit ve tayin edilmiştir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de, Tîn Sûresi 4. ayette mealen, “Muhakkak ki Biz insanı (varlığın en mükemmel modeli olarak) en güzel şekil ve en mükemmel kıvamda yarattık” buyurulmaktadır.

İnsan bu mahiyeti ve evsafı sebebiyle bizzat şereflidir, kıymetlidir. Rüşte erdiğinden, diğer bir deyişle, temyiz kudretini kazandığından itibaren akıl ve irade melekeleri sayesinde donanımını kullanarak fıtratına uygun bir hayat sürdürebilirse, yaratılma gayesine uygun yaşamış ve kendinden bekleneni yerine getirmiş demektir. Rüşte erme veya temyiz kudreti hem dünya hem ahiret hayatı bakımından sorumluluğun başlangıcıdır. Sorumluluk gereğince hayat sürme, kişiliğin sürekli geliştirilmesini, bakım ve onarımını gerekli kılmaktadır.

Kişiliğin geliştirilmesi kişinin kendisi için hem hak hem de görev olduğu gibi başkaları için de hem bir borç ve ödev hem de, kamu düzeni ve toplumsal barış bakımından bir haktır. Kişiliğin geliştirilmesi veya beklentiye uygun hayat tarzı, aynı zamanda mükemmelliğe yolculuktur. Bu yolculuk kişiler için ölene kadar, toplumlar ve topyekûn insanlık içinse kıyamete kadar sürüp gidecektir.

Bizatihi şerefli ve değerli olan, ölene kadar da donanımına uygun yaşama ve kişiliğini koruyup geliştirme borcuyla mükellef bulunan insan, doğal olarak bu amaca uygun bazı haklarla teçhiz edilmiştir: yaşama hakkı, özgürlük hakkı, işkence yasağı, kölelik ve zorla çalıştırma yasağı, güvenlik hakkı, barış hakkı, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, aklın, neslin, iffet, namus ve şerefin korunması hakkı, adil yargılanma hakkı, suçların ve cezaların ancak kanunla olması ilkesi ve hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü, mahremiyet hakkı veya özel hayatın gizliliği, basın özgürlüğü, haberleşme hürriyeti, seçme ve seçilme hakkı, mülkiyet hakkı, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapma hak ve özgürlüğü, dernek kurma hakkı, ayrımcılığa tabi tutulmama hakkı…

İnsan hakları sadece bunlardan ibaret değildir. Dahası insanlık zamanın seyrine ve teknolojinin gelişimine göre nasıl yeni imkânlara kavuşuyorsa, buna bağlı olarak yeni haklara da kavuşmaktadır. Mesela, bilişim teknolojileri ve internet son çeyrek asırda insanlığa baş döndürücü hizmetler sunmuştur. Bu meyanda sanal kişilik hakkı veya sanal itibarın korunması gibi yeni haklar ve kavramlar toplumların ve insanların hayatında yerini almıştır. İnsanlığın gelişimine ve gelecek zamanın varidatına göre şimdiden bilemeyeceğimiz veya kestiremeyeceğimiz daha pek çok hak gün yüzüne çıkacaktır.

Hak kavramına özne olabilme kişiliğin başlamasıyla mümkündür. Bu da bebeğin sağ olarak doğması kaydıyla ana rahmine düştüğü andır. İşte, insanların ana rahmine düştüğü andan itibaren öznesi olabildikleri, sadece insan olmaları sebebiyle renk, ırk, sınıf gibi farklılıklara bakılmaksızın herkesin eşit olarak sahip oldukları, kişiliklerine sıkı sıkıya bağlı bulunan, vazgeçilemeyen, devredilemeyen, başkaları tarafından dokunulamayan, saygı gösterilmesi zorunlu olan ve hukuk düzeni tarafından korunan menfaatlere, insan hakları denilmektedir.

Haklar önemine göre tavsife ve derecelendirmeye de tabi tutulmaktadır. İnsan için önemi ve taşıdığı değer bakımından yaşama hakkı ile dermek kurma hakkı veya gösteri yapma hakkı elbette bir değildir. Buna göre en önemli haklara, temel insan hakları denmektedir. Mesela yaşama hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence yasağı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü gibi haklar genel olarak temel insan haklarından kabul edilmektedir.

İnsan hakları, insanın özünden ayrılamaz. İnsan, insan olduğu için bu haklara sahiptir. Dolayısıyla evrenseldir. Rengine, ırkına, sosyal sınıf veya statüsüne göre değişmez. Bunun sonucu olarak insan hakları ancak usulüne ve evrensel standartlara uygun kanun düzenlemeleri ile sınırlandırılabilir. Bununla birlikte hakların özüne, özellikle sert çekirdek haklar olarak kabul edilen temel haklara dokunulamaz. Diğer bir deyişle, savaş durumu dâhil hiç bir sebep temel hakları tamamen ortadan kaldırmaya gerekçe yapılamaz. Önemine göre ikinci, üçüncü ve daha sonraki kademelerde yer alan haklar da usulüne uygun ve ancak kanunla sınırlanabilirse de bunların özüne dokunulamaz. Mesela dernek kurma hakkı bazı kısıtlamalara tabi tutulabilir, ama toptan yasaklanamaz. İnsan haklarının tabiatı ve niteliği gereği, bu haklardan vazgeçilemez, bunlar devredilemez. Kişinin temel insan haklarından vazgeçmesi geçerli değildir. Mesela kişinin “Mülkiyet edinme hakkımdan peşinen vazgeçiyorum” demesinin hukuk nezdinde bir kıymeti yoktur, geçersizdir. Ama bir malını başkasına bağışlaması, elindeki mevcut mamelekinden vazgeçmesi elbette ki mümkündür.

2.   İnsan Hakları Hukukunun Tarihi Seyri

Hem kutsal, hem de seküler metinlerde insanların haklarına ve borçlarına dair düzenlemeler ilk çağlardan itibaren hemen her coğrafyada ve toplumda vardır. Ancak ne yazık ki, bizatihi şerefli olan ve “varlığın en mükemmel modeli olarak” yaratılan insan için tatbikatta aynı hal ve keyfiyet tutturulamamış, toplumu idare edenler bu beklentiyi karşılayamamışlardır.

Toplumu düzene sokan ve insanların uymakla yükümlü oldukları kuralların, insanın şerefine uygun olması için asırların, hatta binlerce senenin geçmesi gerekmiştir. Belki bu bir serüven olarak kıyamete kadar devam edecektir. Devirler geçtikçe insanlık da ileriye gidecektir, tıpkı bir çocuğun büyümesi gibi. Ancak bazı bölgelerde, bazı zaman aralıkları için, başlangıç noktasına dönülmese bile geri kaymalar, irtifa kayıpları olacaktır. Artık günümüzde köleliğin yeniden hortlaması belki fiilen imkânsızdır, ama efrada kötü muamele, işkence gibi vakalar dünyanın bazı bölgelerinde, zamanın bazı dilimlerinde hortlayabilir. Zira toplumların ve insanların cari ve dinamik bir yapısı vardır. Akıl ve iradenin hakkı verilmezse, geri gidiş kaçınılmazdır.

Batı toplumlarında insanların haklarının yönetime karşı garanti altına alınmasına ilişkin ilk metin olarak genellikle 1215 tarihli Magna Garta (Büyük Özgürlük Fermanı) kabul edilir. Bununla İngiltere Kralı, ilk kez yetkilerini kısıtlayarak halka bazı hak ve özgürlükler verdiğine ilişkin ferman imzalamıştır. Bunu 1628’de İngiliz Parlamentosu’nun yayınladığı Haklar Bildirisi takip edecektir. Kralın hiç kimseyi, usulünce yargılanmadan doğrudan cezalandıramayacağı gibi kısıtlamalar açıklanmıştır. Ardından 1679’da Kişi Güvenliği Yasası, 1689 da Haklar Bildirisi gelecektir.

İnsan hakları hukuku bakımından 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin ayrı bir yeri vardır. Daha sonraki devirlerde devletlerin temel metinlerini teşkil eden anayasaların hazırlanmasında veya uluslararası alanda insan haklarına ilişkin antlaşmaların üretilmesinde önemli ölçüde ilham kaynağı olmuştur.

Amerika kıtası için de 1776 tarihli Virginia Haklar Bildirgesi, 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirisi, 1787 tarihli Amerikan Anayasası insan hakları belgeleri bakımından önemli metinlerdir.

19 asırdan itibaren Batı’da insan hakları genel olarak anayasalarda teminat altına alınır hale gelmiştir. Doğuya bakınca, insan hakları hukuku bakımından Medine Vesikası’nın ayrı bir yeri vardır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)  Yesrib’e (Medine) hicret ettiğinde ilk yaptığı işlerden biri, çevredeki mevcut iktidar sahipleriyle kabilesi, inancı, rengi, mensubiyeti gözetilmeksizin bütün insanların barış ve huzur içinde yaşayabilmelerini sağlamaya matuf  bir anlaşma yapmak oldu. Anlaşmada hukukun üstünlüğü, eşitlik, suçun şahsiliği, yaşama hakkı, mülkiyet hakkı, din ve vicdan özgürlüğü gibi günümüzde insan hakları hukukunun temel ve evrensel ortak paydasını teşkil eden pek çok kavrama açıkça yer verilmiştir.

Ayrıca İslam Hukuku’nda kişi hak ve özgürlükleri konusunda muhkem hükümler vardır. Başta Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)  ve dört halife dönemi olmak üzere, hakların hayata tatbik edilmesi bakımından mükemmel örnekler, erişilemeyecek uygulamalar yaşanmıştır.

Bununla birlikte zamanın seyri içerisinde yukarıda sayılan Batı örnekleri gibi, bütün bu hakların sistemli bir düzene kavuşturulması, herkesi bağlayacak kanunî yapının inşası ve dünyaya örnek olabilecek şekilde müesseseleştirilmesi başarılamamıştır.

İslam’ın başlangıcından itibaren kölelere nasıl davranılacağı konusunda mükemmel örnekler çoktur. Hal böyle olunca, mesela köleliğin topyekûn insanlık hayatından kaldırıldığına ilişkin uluslararası bir antlaşmanın veya fermanın ya da çok uluslu bir metnin asırlar öncesinden Müslüman devletlerden gelmesi beklenirdi. İnsan hakları hukukunda İslam âlemi başat bir rol almak yerine Batı’yı taklit durumunda kalmıştır. “İslam’ın mükemmel yaşandığı yer ve devirlerde düzenlemeye, fermana, antlaşmaya ihtiyaç yoktu” cevabı gerçekçi ve tatmin edici bir yaklaşım değildir. Doğu toplumlarında insan hakları hukuku alanında mevzuat düzenlemeleri genellikle Batı’nın rüzgârına kapılmak şeklinde kendini göstermiştir.

Osmanlı Devletinde insan haklarına dair belgeler arasında 1808 tarihli Sened-i İttifak, 1839 tarihli Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu), 1856 tarihli Islahat Fermanı, 1876 tarihli Kanun-u Esasî sayılabilir. Sayılan belgeler genellikle Batı’nın zorlaması veya etkisiyle hazırlandığından, insan hakları hukuku yönünden içeriklerinin de Batı modellerine benzediği söylenebilir.

Günümüzde artık insanlık, insan hakları konusunda evrensel ve ortak bir paydada birleşmiş gibidir. Başta BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere pek çok uluslararası belge ve metin hazırlanmış ve uygulanmaktadır.

Dahası, çekirdek haklar olarak tavsif edilen yaşama hakkı, işkence yasağı, adil yargılanma hakkı, kanunsuz suç ve ceza olmaz gibi temel haklar konusunda, başta diğer devletler olmak üzere her türlü otorite ve oluşumun müdahale ve itiraz hakkının olduğu, hakkı ihlal eden devletin bu konuda hükümranlık hakkını gerekçe göstererek karşı koyamayacağı, diğer bir deyişle bunun iç işlerine bir müdahale olmadığı kabul edilmektedir. Sınır Tanımayan Gazeteciler, Sınır Tanımayan Doktorlar gibi sivil inisiyatifler buna güzel örneklerdir.

3.   Uluslararası Resmi Kuruluşlar

Günümüzde bütün dünya milletleri insan hakları konularında evrensel, etkili ve yaptırım gücü olan pek çok müesses nizama sahiptir. Bölgesel veya evrensel pek çok bildirge veya sözleşme açıklanıp yürürlüğe konulmuştur. Bunlardan belli başlı olanlarını şöylece sıralayabiliriz:

  • Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi[1]
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi[2]
  • Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi[3]
  • İnsan Hakları ve Görevlerine Dair Amerikan Bildirgesi[4]
  • İnsan Hakları Arap Şartı[5]
  • ASEAN (Güneydoğu Asya Milletler Topluluğu) İnsan Hakları Bildirgesi[6]

Keza, başta Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi gibi teşkilatlar olmak üzere dünyanın her bölgesinde insan haklarını izleyen, denetimini yapan, siyasi ve hukuki olarak araştırmasını ve soruşturmasını takip eden kuruluşlar vardır:

  • BM İnsan Hakları Konseyi[7]
  • BM İnsan Hakları Komisyonu[8]
  • OHCHR[9](BM İşkenceyi Önleme Birimi)
  • Avrupa Konseyi[10]
  • Avrupa Konseyi İşkenceyi Önleme Birimi[11]
  • Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu[12]

Söz konusu müesseseler arasında yaptırım gücü ve etkisi bakımından BM Uluslararası Ceza Mahkemesi[13]ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni[14]özellikle belirtmek gerekir. Önceleri insan hakları ihlalleri hakkında araştırma ve soruşturmaların neticesi, genellikle siyaseten kınama veya başka diplomatik yaptırımlar şeklinde oluyordu. Tabiatıyla bu müeyyide tarzı sonuç alma bakımından çok da etkili olamamaktadır. Bahsi geçen iki mahkeme ise tıpkı milli mahkemeler gibi icra ve infaz güçleriyle tahkim edildiklerinden oldukça etkilidir.

4.   Uluslararası STK ve Sivil İnisiyatifler

İnsan haklarının hayata mal edilmesi, geliştirilmesi, ihlallerin engellenmesi ve korunması hakkında resmi teşkilatların yeterli olamayacağı bir gerçektir. İnsan haklarının korunup kollanması fertler ve toplum için bir borç ve vazifedir. Nitekim bu konuda yarı resmi veya tamamen sivil toplum kuruluşu tarzında örgütlenmiş pek çok oluşum ve yapı vardır. Bunlardan bazıları sürekli ve kalıcı olarak dünya çapında hizmet verecek şekilde örgütlenebildikleri gibi, bazıları belli bölgeye münhasır veya belli bir zaman dilimi yahut belirli bir olay için oluşturulmuş birliktelikler şeklinde de olabilmektedir.

Bazı kuruluşlar:

  • Uluslararası Af Örgütü[15]
  • İnsan Hakları İzleme Örgütü[16]
  • Freedom House (Özgürlük Evi)[17]
  • Sınır Tanımayan Gazeteciler[18]
  • Sınır Tanımayan Doktorlar[19]
  • Sınır Tanımayan Avukatlar[20]

5.   Hakların İhlalinde Yapılması Gereken

Bir kişi, hakları ihlal edildiğinde, öncelikle bizzat haklarını savunmak zorundadır. Çünkü yaşama hakkı, kölelik yasağı, işkence yasağı gibi temel haklardan istese de vazgeçemez. Bu konuda hak sahibinin feragati geçersizdir.

İkinci husus, her hangi bir insanın özellikle temel haklarının ihlali halinde, diğer insanların da buna karşı çıkması gerekir. Diğer taraftan kamu düzeni de bunu zorunlu kılmaktadır. İnsanlar ancak toplum içinde yaşayabilecek şekilde yaratılmıştır. Toplumdaki bir ferdin haklarının ihlal edilmesi, toplumun huzurunu, kamunun düzenini de bozacaktır.

Sosyoloji bilimi de, haksızlık ve hak ihlalleri karşısında sesin yükseltilmesini gerekli kılmaktadır. Özellikle ağır ve yaygın hak ihlalleri varsa, insanların psikolojik sağlıkları için öncelikli görevleri, söz konusu ihlallerin etkilerini görünür kılmak ve güçlü bir adalet talebinde bulunmaktır. Çünkü haksızlık karşısında sesini yükseltmek, durumun kötüleşmesini engelleyecektir. Ayrıca böyle bir girişim, kamu düzeninin yeniden ıslahını, huzur, barış ve adalet ortamının tekrar tesisini başlatacaktır.

Kaynaklar

Akgül, Aydın; Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Kişisel Verilerin Korunması,İstanbul, Beta Basım, 2014.

Canan, Prof. Dr. İbrahim; Kütüb-ü Sitte Hadis Ansiklopedisi, Akçağ-Zaman Baskısı, 1993.

Doğan, (Editör) Prof. Dr. İlyas; İnsan Hakları Hukuku, 2. Baskı, Astana Yayınları, Ankara, Eylül 2015.

Gemalmaz, Mehmet Semih; Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş,8. Baskı, İstanbul, Legal Yayıncılık, 2012.

Kaya, Mine; Elektronik Ortamda (Elektronik Haberleşme-İnternet-Sosyal Medya) Kişilik Hakkının Korunması,Ankara, Seçkin, Eylül 2015.

Paker, Murat; Travma Psikolojisi, Röportaj,

t24.com.tr/yazarlar/murat-paker/travma-psikolojisi-travma-terapisi,16632

Ural, Sami Sezai; Hak ve Özgürlüklerin Korunması Bağlamında Bireysel Başvuru,Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2013.

Ünal, Ali; Allah Kelâmı Kur’an-ı Kerîm ve Açıklamalı Meali, İstanbul: Define Yayınları, 2011.

 

Dipnotlar

[1]       www.un.org/en/universal-declaration-human-rights

[2]       www.echr.coe.int/Documents/Convention_TUR.pdf

[3]     www.oas.org/dil/treaties_B-32_American_Convention_on_Human_Rights.htm

[4]     www.cidh.oas.org/Basicos/English/Basic2.american%20Declaration.htm

[5]     www1.umn.edu/humanrts/instree/loas2005.html(EZ: 23/03/20115, 01.31)

[6]     www.asean.org/news/asean-statement-communiques/item/asean-human-rights-declaration

[7]       www.ohchr.org/en/hrbodies/hrc/pages/hrcindex.aspx

[8]       www.un.org.tr/humanrights/vp/ana-sayfa.php?lang=TR

[9]       www.ohchr.org/EN/pages/home.aspx

[10]     www.coe.int/en/web/portal/home

[11]     www.coe.int/en/web/cpt

[12]     www.venice.coe.int

[13]     www.icc-cpi.int

[14]     www.echr.coe.int/Pages/home.aspx?p=home

[15]     www.amnesty.org/tr

[16]     www.hrw.org/tr

[17]     freedomhouse.org

[18]     rsf.org/en

[19]     sinirtanimayandoktorlar.org

[20]     www.sinirtanimayanavukatlar.net