Konya’da pratisyen hekim olarak çalışırken bir bayan, kız çocuğunu muayeneye getirdi. Anne, kızından şikâyetçiydi. “Kızım çok çabuk yoruluyor, derslerine gerektiği gibi çalışmıyor” diyordu. Kız çocuğu zayıf ve güçsüz görünüyordu. Muayeneye başladım. Boğazına baktım, akciğerlerini dinledim, nabzını, ateşini kontrol ettim. Kalbini dinlerken kalbte deliğe işaret eden anormal bir ses duydum. Üniversite hastanesine gitmeleri gerektiğini söyledim. Hatta sınıf arkadaşım olan asistan doktora da telefon ettim. Hasta gidip tekrar muayene oldu. Kalbinde doğuştan gelen bir delik varmış. Ameliyat oldu ve düzeldi. O tembellik gibi gözüken hareketsizliğinin sebebi, kan akımının gerektiği gibi olmaması, organlarına düzgün şekilde kan gitmemesiydi.

Hastaneden iyileşerek çıkan kızın sanki fıtratı değişmiş, çok hareketli olmuştu. Ziyaretime geldiler ve bu değişimin sebebini merak ettiklerini söylediler. Samimiyetlerine ve kız çocuğunun arayış içinde olduğuna güvenerek, her canlının Rabbimizin bir mucizesi olduğunu, fakat başımıza bir musibet gelmeden bunun kolayca farkında olmadığımızı söyledim.

“Eğer senin kalbinde o delik olmasaydı, nasıl bir dolaşım sistemi mucizesiyle yaratıldığının pek farkına varmazdın,” diye söze başladım ve şu şekilde devam ettim:

Her organın kan akımı tam da onun ihtiyacına göre ayarlanmaktadır. Ne eksik ve ne de fazla! Beyin ve kalb en önemli iki organ olduğundan onların kan ihtiyacının giderilmesi için ilmi ve kudreti sonsuz olan Rabbimiz çok daha hususi mekanizmalar inşa etmiş.

Mesela siz zor bir matematik problemi çözüyorsunuz. Beynin problem çözme ile ilgili bölgesi hemen çalışmaya başlıyor. Bunu son yıllarda keşfedilen, beynin sırlarını çözmede çok işe yarayan fMRI görüntüleri (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) ile anlayabiliyoruz. Beynin hangi sahasında faaliyet artarsa o bölgede kan akımının da arttığı fMRI ile gösterilebiliyor. Uykuda iken bütün organlarda olduğu gibi beyindeki kan akımı da azalıyor.

İstirahat esnasında kaslarımıza giden kan miktarı dakikada 1,2 litre civarındayken, güçlü performans gerektiren bir spor faaliyetinde bu miktar 20 katına kadar çıkabiliyor. Yukarıda zikredildiği gibi, ne eksik ne fazla, tam gerektiği kadar ayarlanıyor. Spor yaparken kaslara daha fazla kan verebilmek için karın organları, böbrekler ve deri istirahate çekilir ve dolayısıyla aldıkları kan miktarı azalır. Egzersizde kasların fazla kan ihtiyacını karşılamak için kalbin pompaladığı kan miktarı tam üç kat artar.

Kalb pompalayacağı kan miktarını organların çalışma miktarlarına ve dolayısıyla onların kan ihtiyaçlarına göre ayarlayabilecek mekanizmalarla donatılmıştır. Eğer kalb yeterli kanı pompalayamazsa buna kalb yetmezliği denir ki en başta kalbin kendisi, beyin, karaciğer, böbrekler ve diğer bütün organlar yeterli kan alamadıkları için hepsi sıkıntıya girer. Karaciğer, böbrek ve diğer organ yetmezlikleri başlar. Beyin yeterli kan alamazsa baş dönmesi, bayılma ve diğer rahatsızlıklar ortaya çıkar. Kaslar yeterli kan alamazlarsa yorgunluk, kuvvetsizlik, dermansızlık, şiddetli ağrılar ve tabii ki işlerini gerekli şekilde yapamama durumu ortaya çıkar. Kalb eğer gereğinden fazla kan pompalarsa o zaman da en başta hipertansiyon olmak üzere birçok hastalık ortaya çıkar. Kalb gereksiz yere, aşırı çalıştığından erken yorulur ve kalb yetmezliği başlar.

Kalb, kanı en büyük atardamarımız olan aorta pompalar. Aortta kan çok hızlı akmalıdır ki bütün organlara ihtiyacı olan gıda ve oksijen tam zamanında ulaşsın. Aort, kalbten kanı alan ilk damar olduğundan en yüksek kan basıncına sahiptir. Bu yüksek kan basıncının aortu yırtıp parçalamaması için damar duvarı kalın, elastik ve sağlam yaratılmıştır. Kan buradan yüksek basınçla, hızlı ve fışkırarak akar. Aortun duvarlarının doku sağlamlığı buna uygun bir donanımdadır. Kalbten uzaklaştıkça damar sayısı artar, kanın basıncı azalır ve kan daha yavaş akmaya başlar ve buna uygun olarak damarların duvarları giderek incelir.

Kılcal damarlar muhteşem bir yapı-fonksiyon uyumu ile yaratılmışlardır. Kılcal damarların hem kendileri, hem de duvarları çok çok ince yaratılmıştır. Kılcal damarlardan hemen önceki atardamar sonlarında (arteriyol) kanın basıncı ve hızı azaltılır. Bunun önemli bir hikmeti, kılcallarda yüksek basıncın, bu çok ince damarlara zarar vermesini engellemektir. Kılcal damarlarda adeta kan hiç akmıyor gibi yavaş ilerler. Çünkü burası alışveriş damarlarıdır. Vücudumuzdaki 100 trilyon hücreden hiçbiri unutulmadan hepsinin oksijen, glikoz, yağ, protein, vitamin, antikor, hormon ve diğer bütün ihtiyaçları, bu damarlarda kan yavaş yavaş ilerlerken giderilir. Ayrıca, bütün hücreler karbondioksit, üre, kreatinin, ürik asit ve diğer bütün artık çöp maddelerini yine aynı kılcal damarlara verir. Eğer kan kılcal damarlarda da büyük arterlerde olduğu gibi hızlı veya fışkırarak aksaydı o zaman hem damar buna dayanamaz, yırtılır, hem de hücreler ihtiyaçlarını alamadan ve çöplerini dökemeden kan akıp geçerdi. Ayrıca, bir yerimizde küçük bir sıyrık olsaydı, kanı durduramazdık.

Kılcal damarlardan sonraki küçük toplardamarlarda kan tekrar hızlanır. Toplardamarlarda daha fazla kan bulunur. Derinin altında yüzeye yakın seyredecek şekilde yaratılmış toplardamarların duvarı kılcal damarlara göre daha kalın, fakat atardamarlardan daha incedir. Çünkü bunların basıncı arterler kadar yüksek değildir. Damar kalınlığı daha ince olunca iç boşluğu daha geniş olduğundan toplardamarlar bir nevi kan deposu vazifesi de yaparlar. Toplardamarlar içindeki kanı, ana toplardamarlarla kalbe boşaltırlar.

Kalbte kanı pompalamak için her bir atımında oluşan kan basıncı, pompalanan kanın tamamının tekrar kalbe ulaşması için yeterli olmalıdır. Ne eksik ve ne de fazla! Kalbin kasılmasıyla ortaya çıkan kan basıncı ortalama 100 mmHg olarak kabul edilir. Kan bütün damarları dolaşıp en sonunda kalbe ulaştığı noktada, kanın ortalama basıncı 0 mmHg’dır. Mesela, bir topa el veya ayakla vuruyorsunuz. Hedefe ulaştığında topun enerjisi tükeniyor ve tam istediğiniz noktada top durup kalıyor. İşte kalbimiz her atımda hedefi tutturuyor. Kanın zaten dolaşımını tamamladığı noktada kendisine yüklenen basınç sıfır oluyor. Bu harikulade ayarlama sayesinde kalb aşırı güç harcayarak israf yapmıyor.

Spor yaparken veya heyecan arttığında, beyne daha iyi kan göndermek maksadıyla diğer dokuların damarları daraltıldığı için tansiyon yükselir. Ancak bu yükselme kan akımını eksiksiz yerine getirmek içindir. Kan, dolaşım mecrasını tamamladığında tansiyon yine sıfır noktasına geriler.

Ben bunları anlatırken odamdaki televizyonda, Pluton’dan başlayarak Samanyolu galaksisine ve oradan da kâinatın tamamına ait büyüklük ve uzaklıkları gösteren bir belgesel yayımlanmaktaydı. Son olarak kız çocuğuna şunları söylediğim: “Her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen Rabbimizin varlığını ve birliğini bir kere daha vicdanında duyarak yaşadığında, aynen insan vücudundaki muhteşem sanat gibi uzaydaki gök cisimlerinin ahenk ve düzeni de bize O’dan bahsediyor. Yeter ki biz inat ve kibri bırakıp O’nu anlama ve bilme yoluna girebilelim.”