Günümüz Batı Afrika ülkelerinden Mali’de yer alan Timbuktu şehri, bir zamanlar Afrika ve Ortadoğu boyunca tacirler ve âlimler tarafından gayet iyi bilinen, dinamik bir başkent, bir İslam merkeziydi. Şehir bugün halen Tombouctou bölgesinin başkenti olsa da büyüklük ve bilinilirlik itibariyle ciddi bir gerileme kaydetmiştir. Tarihçilerin ortak hafızasında yer edinen bu antik şehrin yükselişi ve gerilemesi, geçen bin yılın en canlı eğitim ve ekonomik merkezlerinden birisi olması itibariyle elbette araştırılacaktır. Ancak günümüzde ırak bir diyarın simgesi olma mesabesine indirgenen şehrin konumu ve ehemmiyeti maalesef toplumun çoğunluğu tarafından unutulmuş bulunmaktadır. Timothy A. Insoll bu durumu; “Timbuktu, belki de daha ziyade, yeryüzünün en uç ve en ücra köşesinin bir sembolü olarak bilinmektedir”[1] şeklinde ifade etmektedir.

Tarihçi Elias N. Saad, Timbuktu’nun, “gizem ve esrarın irfanı”na yüksek seviyede eriştiğine ve bu yüzden adının “şimdilerde daha ziyade, aslında hiç olmayan uzak ve ulaşılamaz bir diyarı hatırlattığı”na[2] inanmaktadır. Çöl iklimi ve diğer Afrika başkentlerinden ayrışan kültürel kimliğine rağmen şehir varlığını devam ettirmiş ve gelişmiştir. Yushau Sodiq, artık bir “kum ve toz şehri”[3] halini alan Timbuktu’yu, “Batı Afrika kültür ve medeniyetinin en parlak yerleşimlerinden biri” olarak tanımlamaktadır. Zirve dönemlerinde “Batı Afrikalılar, Timbuktu’yu Roma, Fez ve Mekke’ye eş, kültürel ve ekonomik bir başkent olarak görmekteydiler.”[4]

12. yüzyılda, Nijer Nehri’nin kıyısında, aşağı Sahra Çölü’nde göçebe Tuarek halkı tarafından kurulan şehir, gelecek yüzyıllarda bir eğitim merkezi olarak gelişme göstermeden önce, tacirlerin konak yeri olarak var oldu. 14. yüzyıldan itibaren de bölge boyunca üniversitelerine ve kütüphanelerine talebelerin taşındığı İslami bir öğrenim merkezi halini aldı.[5]Şehir, bir yüzyıl sonra Nijer Mopti’de yer alan Djenne ve içeri delta bölgesiyle İslam Dünyasının ilim merkezine dönüşecekti. Bununla birlikte şehirde gerçekleşen eğitime dair bir eleştiride, Timbuktu’daki öğrenimin varlıklı ailelerden gelenlerle sınırlı kaldığı ifade edilmektedir.[6]

Timbuktu’daki Sankore Medresesi, zirve döneminde edebiyat, felsefe, din ve bilim tedris eden 25.000 talebesiyle iftihar etmekteydi. Doğa bilimleri, coğrafya ve eczacılık bölge boyunca seyahat eden âlimlerin önemli çalışma alanlarıydı.[7] Şehrin üstünde parıldayan büyük Djingareyber, Sankore ve Sidi Yahya camileri, inşalarından asırlar sonra bile dimdik ayakta dururken, İslam’ın bölgedeki hâkim ve kalıcı etkisinin de vitrinini teşkil etmektedir.[8]

Timbuktu, tarihinin büyük kısmını, bir alt sahra veya Siyah Afrika toplumundan ziyade diğer Ortadoğu ülkeleriyle aynı çizgide geçirdi.[9] Timbuktu’nun yerel halkına İslam’ın ne zaman tebliğ edildiğinin kesin bir tarihini vermek mümkün görünmemektedir. Fas’tan gelen Müslümanlarla yapılan ticaret, dini bölgede yavaş yavaş geliştirmiş ve İslam dünyasından insanları bu uzak şehre çekmiş gibidir.[10] Diğer bazı akademisyenler, 14. yüzyılda şehri yöneten ve camiler inşa edip kendi yönetimi altında İslam’ın yayılımını kuvvetle destekleyen Mansa Musa’ya dikkat çekmektedir.[11]

1964 yılında Birleşik Devletler Eğitim, Bilim ve Kültür Organizasyonu’ndan araştırmacılar, 14. yüzyılda Timbuktu’ya seyahat eden seyyahlar tarafından kaleme alınmış, konunun iç yüzünün anlaşılmasına imkân sağlayan çeşitli eserler üzerinde çalıştırlar ve Avrupa’nın Orta Çağ’a saplandığı zamanlarda, Güney Afrika bölgesinde bilge ve özgür düşünceli insanların var olduğuna dair fikirler edindiler.[12] Timbuktu, bölgedeki diğer Afrika başkentlerine benzemezken, sadece Afrika’nın diğer bölgelerinin çoğundan değil, Batı Yarımküresindeki herhangi bir şehirden de eğitim itibariyle hayli ileri seviyedeydi.

15. yüzyılda Timbuktu, güneybatı Moritanya’da yer alan Walata şehrini, altın, köle, pamuk ve tahıl tedarikinde Sahra ötesi ticaret ağının güney ucundaki merkezi olması yönüyle geçmişti.[13] İbn-i Batuta, Cadamosto ve Leo Africanus gibi ünlü ilim adamları ve araştırmacılar, 13. yüzyıldan 16. yüzyılın ortalarına kadar şehrin son derece refah sahibi olduğunu kaydetmektedir. Africanus, 1526 yılında, herhangi bir saldırı durumunda kullanılmak üzere 3000 süvarinin şehirde hazır bekletildiğinden övgüyle bahsederken; “doktorlara, hakimlere, keşişlere ve diğer eğitimli insanlara ait büyük mağazalar” bulunduğunu belirtmektedir.[14] Batuta, şehrin sakinlerinin “Kadim Müslümanlar olduklarını ve dindarlık ve bilgiye duydukları saygıyla temayüz ettiklerini” kaydetmektedir.[15]

Şehirdeki kütüphaneler ve kitap koleksiyonları, eğitime verilen önemi yansıtmaktadır. Michael Dumper ve Bruce E. Stanley bu toprakları “kitapların şehri olarak” anmakta ve “şehrin geçimini kitaplardan sağladığını”[16] belirtmektedir. Şehrin zirve dönemlerinde, araştırmacıların çalışmaları yayınlanıp İslam dünyasının her tarafında satılabiliyordu ve bu sahra ötesi ticarette kayda değer bir paya sahipti.[17] Yabancı bir âlim olan Ahmed Baba, Timbuktu’da 1600 kitap ve yazma koleksiyona sahipti ve kendi kütüphanesinin diğer koleksiyonlarla karşılaştırıldığında küçük sayılabileceğini söylediği rivayet edilmektedir. Fıkıh ve ricale dair kitaplar kaleme alan Baba, 16. ve 17. yüzyıllarda aslen Timbuktulu olan, önde gelen üç âlimden biriydi. Onunla birlikte Tarihü’l-Fettaş’ınyazarı Mahmud Kati’yi ve Batı Sudan hakkında bildiklerimizi borçlu bulunduğumuz Tarihü’s-Sudan’ın  yazarı Abd-al Rahman as-Sadi’yi saymak gerekir.[18] Ayrıca halk kütüphaneleri Songhai’nin lideri Askia Davud’un yönetiminde teşvik edilmekteydi.[19]

Ticaret, Afrika’nın daha güney bölgelerinden gelen altın, fildişi, kaplumbağa kabuğu gibi gelir getiren emtianın satışını yapan Batı Sudanlıların mallarına ev sahipliği yapan pazarları sayesinde gelişti.[20] Timbuktu, refahını büyük oranda ülkenin iç kısımları ve kıtanın güneyindeki bölgelerle ticaretine ve ilk liman kenti olmasına borçluydu.[21] Nijer nehri ve taşkınlardan oluşan geniş düzlükler, ziraata ve yılın farklı dönemlerinde balıkçılık faaliyetlerine izin veriyordu.[22]

Timbuktu, Gana İmparatorluğu’nun yıkılışı, Mali İmparatorluğu’nun yükseliş ve yıkılışı ve Songhai İmparatorluğu’nun zulümleri müddetince varlığını devam ettirdi.[23] Bunu, Songhailer arasındaki çarpışmaların ilk yılları takip etti ve bu dönemde hanedanın sultanları ve Songhai hükümdarlarının tutumları sayesinde şehir altın dönemine ulaştı. Günümüz Timbuktu’sunda nüfusun büyük kısmı halen Songhai dilini konuşmaktadır.[24] Timbuktu’nun gerilemesi, 1591’de bölgenin kârlı altın ve tuz kaynaklarını kontrol etmeye çalışan Faslı istilacılarla başladı.[25] Timbuktu’nun saygı duyulan pek çok önemli âlimi kaçırıldı ve zorla Afrika’nın kuzey bölgelerine taşındı.[26] Ahmet Baba da hayati değerdeki koleksiyonuyla beraber Marakeş’e sürülenlerdendi.[27] Fas’ın ateşli silahlarla donatılmış paralı askerleri Timbuktu ordusunu bozguna uğrattı ve İngiliz yapımı toplar ve tüfeklerle şehrin altını üstüne getirdi.[28]

Faslı istilası şehrin ölümünü hızlandırdı. Riccardo Pelizzo, “Her ne kadar bu olayı tek bir amile indirgemek doğru olmasa da Timbuktu kuvvet ve saygınlığını kaybetti, çünkü pazarı dağıldı”[29] tespitinde bulunmaktadır. Şehrin çöküşünde, güney yarımküre boyunca devam eden Akdeniz ticaretinin düşüşe geçmesi ve Songhay İmparatorluğu’nun yıkılışını takip eden iç kargaşalar, diğer müessir sebepler olarak sayılabilir. Bu amiller bir zamanların büyük ticaret ve eğitim merkezinin çöküşüne zemin hazırladı.[30] 18. yüzyıldan sonra Faslı istilasını Fulaniler ve Tuareklerin işgalleri takip etti. Bu dönemde şehir defalarca el değiştirdi ve 1700’lerin başlarında, gittikçe büyüyen taşralı ve yerel saldırgan hareketler sebebiyle günahın, kirlenmişliğin ve gayri İslami fikriyatın barınağı haline geldi.[31] Portekizli sömürgeciler yüzünden ticaretin aksaması ve 19. yüzyılın sonlarına dek devam edecek olan Fransız işgali altında Arapça ve İslam’ın zayıflaması, Timbuktu’nun gerilemesini hızlandırdı ve şehir 100.000 sakiniyle 16. yüzyılda ulaştığı zirve dönemine bir daha asla ulaşamadı.[32] Günümüzde Timbuktu’da varlığını devam ettiren yapılar haricinde, şehrin tarihi hakkında bildiklerimiz, 16. yüzyıldan itibaren şehir ve komşularına dair kayda alınan Arapça tarih metinlerine dayanmaktadır.[33] Her ne kadar Afrika ve Ortadoğu’da yüksek nüfusa sahip merkezlerle kıyaslandığında hakkında sınırlı sayıda kaynak bulunsa da bu Arapça kayıtlar, şehirdeki İslami mirasın büyüklüğüne işaret etmektedir.[34]

Şehir 21. yüzyılda 54.000 nüfusuyla sabık kimliğinin bir kabuğu konumundadır.[35] Son yıllarda tarihçiler ve tarihi eser koruyucularının şehre yeniden ilgi duymasıyla, bölgedeki tarihi ve eğitim alanlarının muhafazasına yönelik olarak 1988 yılında pek çok Timbuktu camii ve müştemilatı, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine kaydedildi ve 1993 yılında Timbuktu’nun kültürel misyonu kurumsallaştı.[36] Uluslararası hayırseverlerin, şehirdeki yetmiş civarındaki caminin ve beraberindeki kıymetli koleksiyonların muhafazasına katkıda bulunmasıyla Sankore Üniversitesi bir restorasyon bütçesine kavuştu.[37]

Timbuktu, gerek sakinleri gerekse de ziyaretçileri için, beş yüzyıl önce olduğu gibi, dinamik üniversiteleri ve hareketli çarşılarıyla bir cazibe merkezi teşkil edemeyecekse de şehrin mirası, bu antik kentteki İslami tedrisat ve kültürü bütün canlılığıyla müşahede edebilme bahtiyarlığına ermiş âlimler ve kâşiflerin tarihi kayıtlarında yaşamaktadır.

Batı Afrika’daki Müslüman toplumların, her türlü saldırıya karşı ayakta kalmalarının önemli sebeplerinden birisi, Timbuktu gibi, Ehl-i Sünnet çizgisindeki devasa birikimiyle asırlarca insanlığa hizmet eden şehirler olabilir.

Dipnotlar

[1]Timothy A. Insoll, “Trade & Empire.” Archaeology 53, no. 6 (November 2000): 48. MAS Ultra – School Edition, EBSCOhost.

[2]Elias N. Saad, Social History of Timbuktu: The Role of Muslim Scholars and Notables 1400-1900 (Cambridge Studies in Islamic Civilization) (Cambridge: Cambridge University Press, 2010), 2.

[3]Leslie Alexander, Encyclopedia of African American History (Santa Barbara, California: ABC-CLIO, LLC, 2010), 113.

[4]Alexander, Encyclopedia of African American History, 112.

[5]Alex Ulam, “Elusive Libraries of Timbuktu,” Archaeology 57, no. 4 (2004): 36.

[6]Benjamin Z. Kedar, Merry E. Wiesner-Hanks, The Cambridge World History: Volume 5, Expanding Webs of Exchange and Conflict, 500CE–1500CE (Cambridge: Cambridge University Press, 2015), 136.

[7]Alexander, Encyclopedia of African American History, 112.

[8]Ali Ould Sidi, “Maintaining Timbuktu’s unique tangible and intangible heritage.” International Journal of Heritage Studies18, no. 3 (May 2012) 325.

[9]Saad, Social History of Timbuktu: The Role of Muslim Scholars and Notables 1400-1900 (Cambridge Studies in Islamic Civilization), 1.

[10]Alexander, Encyclopedia of African American History, 112.

[11]J. D. Fage, The Cambridge History of Africa, Volume 3 (Cambridge: Cambridge University Press, 1975), 392.

[12]Joshua Hammer, The Bad-Ass Librarians of Timbuktu: And Their Race to Save the World’s Most Precious Manuscripts (New York: Simon & Schuster, 2016), 7.

[13]Michael A. Gomez, “Timbuktu under Imperial Songhay: A Reconsideration of Autonomy.” The Journal of African History 31, no. 1 (1990): 7.

[14]Riccardo Pelizzo, “Timbuktu: A Lesson in Underdevelopment.” Journal of World-Systems Research,7, no. 2 (Fall   2001): 269. MAS Ultra – School Edition, EBSCOhost.

[15]Moše Šārôn, Studies in Islamic History and Civilization: In Honour of Professor David Ayalon (Jerusalem: BRILL, 1986), 258.

[16]Michael Dumper, Bruce E. Stanley, Cities of the Middle East and North Africa: A Historical Encyclopedia (Santa Barbara: ABC-CLIO, 2007), 358.

[17]Dumper, Stanley, Cities of the Middle East and North Africa: A Historical Encyclopedia, 358.

[18]C. Magbaily Fyle, Introduction to the History of African Civilization: Precolonial Africa (Lanham: University Press of America, 1999), 69.

[19]Dumper, Stanley, Cities of the Middle East and North Africa: A Historical Encyclopedia, 358.

[20]Pelizzo, “Timbuktu: A Lesson in Underdevelopment.” 270-271.

[21]Saad, Social History of Timbuktu: The Role of Muslim Scholars and Notables 1400-1900 (Cambridge Studies in Islamic Civilization), 6.

[22]Saad, Social History of Timbuktu: The Role of Muslim Scholars and Notables 1400-1900 (Cambridge Studies in Islamic Civilization), 5.

[23]Pelizzo, “Timbuktu: A Lesson in Underdevelopment.” 268-269.

[24]Saad, Social History of Timbuktu: The Role of Muslim Scholars and Notables 1400-1900 (Cambridge Studies in Islamic Civilization), 10-11.

[25]Insoll, “Trade & Empire,” 52.

[26]Ulam, Alex. “Elusive Libraries of Timbuktu.” Archaeology 57, no. 4 (July 2004): 36. MAS Ultra – School Edition, EBSCOhost.

[27]Dumper, Stanley, Cities of the Middle East and North Africa: A Historical Encyclopedia, 358.

[28]Dumper, Stanley, Cities of the Middle East and North Africa: A Historical Encyclopedia, 358.

[29]Pelizzo, “Timbuktu: A Lesson in Underdevelopment.” 280.

[30]Pelizzo, “Timbuktu: A Lesson in Underdevelopment.” 280.

[31]Dumper, Stanley, Cities of the Middle East and North Africa: A Historical Encyclopedia, 359.

[32]Alexander, Encyclopedia of African American History, 112.

[33]Saad, Social History of Timbuktu: The Role of Muslim Scholars and Notables 1400-1900 (Cambridge Studies in Islamic Civilization), 1.

[34]Saad, Social History of Timbuktu: The Role of Muslim Scholars and Notables 1400-1900 (Cambridge Studies in Islamic Civilization), 10.

[35]Sidi, “Maintaining Timbuktu’s unique tangible and intangible heritage.” 324.

[36]Sidi, “Maintaining Timbuktu’s unique tangible and intangible heritage.” 325-326.

[37]Dumper, Stanley, Cities of the Middle East and North Africa: A Historical Encyclopedia, 359.