Maddeler en genel manasıyla asit karakterli, baz karakterli veya nötr olarak sınıflandırılır. Mesela bazı gıda maddeleri; gazlı içecekler, çikolata, siyah çay, kahve, kırmızı et, balıketi, yumurta, meyve suları, peynir, sirke asidik; zeytin, badem, hurma, avokado, incir, karnabahar, ıspanak, salatalık, havuç, muz, patates, yeşil çay baziktir. Genelde sabun, diş macunu, deterjan gibi temizlik maddeleri bazik; saf yağmur veya kar suyu ise nötrdür.

Maddelerin asitliği sudaki çözeltilerinin hidrojen iyonu (H+) konsantrasyonuna göre değişir. Su, sabun veya bazı gıda paketleri üzerinde gördüğümüz pH (Power of Hydrogen) ile gösterilen ölçüm 0-14 arasındadır. pH değeri 7’den küçük ise asit özellikli, büyük ise baz özellikli, 7 ise nötrdür. Kimyevi olarak nötrlük böyle tarif edilse de pH seviyesi 6-8 arası nötr ortam olarak kabul edilebilir. Çünkü çok zayıf asitlik ya da bazlık söz konusudur. Asidik ve bazik çözeltilerin reaksiyonuna nötrleşme denir. Mesela midemizin yandığını hissetmemiz, oradaki asit miktarının artmasının habercisidir. Böyle bir durumda, içtiğimiz karbonatlı su veya benzer içecekler, midemizde nötrleşme reaksiyonuna sebep olur ve böylece rahatlarız.

Kimya derslerinde yaptığımız deneylerin bazıları da nötrleşme reaksiyonudur. Fakat laboratuvarlarda yapılan bu deneyler karbonat içmek kadar kolay değildir. Mesela yaptığımız basit bir deneyi anlatayım. Bu izah, laboratuvarda sıradan bir reaksiyon gerçekleştirebilmek için harcanan zamanın, ihtiyaçların, yapılması gerekenlerin bilinmesi ve meselenin daha iyi anlaşılması için önemlidir. İlk yapmamız gereken, deney için gerekli olan madde ve malzemelerinin mevcut olup olmamasının kontrolüdür. Maddeler yeterli miktarda ve özellikte, kullanacağımız cam malzemeler ve diğer aletler birbiriyle uyumlu ve terazi, ısıtıcı gibi araçların da çalışıyor olması gerekir. Tabi ki gaz, elektrik ve su gibi temel ihtiyaçlarda problem olmamalıdır.

Deney öncesi en önemli kural güvenliktir. Özellikle asit ve baz gibi yakıcı, tahriş edici maddelerle yapacağımız deneyler öncesi kendimiz ve yakındakilerin güvenliği için önlük ve eldiven giyme ve gözlük takma gibi önlemler alınmalıdır. Kullanacağımız maddelerin çözeltileri istenilen konsantrasyonda hazırlanmalıdır. Bunun için maddelerin bozulmamış olmasına, hassas ölçülmesine ve kullanacağımız suyun saf olmasına dikkat edilmelidir.

Tartma çok önemlidir; laboratuvarlarda en az 0,1 gramı ölçebilen dijital teraziler vardır. Daha hassas olanları üniversite laboratuvarlarında bulunur ve oldukça pahalıdır. Tarttığımız maddeler suda çözülür. İstenilen hacim ve konsantrasyonda hazırlanan asit ve baz çözeltileri titrasyon1dediğimiz metotla damla damla tepkimeye sokularak nötr çözelti elde edilmeye çalışılır. Bu aşama çok hassastır; bir damla fazlalık bile pH seviyesinin 7, yani nötr olduğu noktayı kaçırmamıza sebep olabilir. Bu noktaya ulaştığımızı anlayabilmek için indikatör adı verilen asidik ve bazik ortama göre renk değiştiren çeşitli maddeler kullanılır.

Deneyler esnasında çıkan kokudan ve zararlı gazlardan etkilenmemek için deneylerimizi ya çeker ocağı denilen özel bölmelerde yapmalı ya da laboratuvarı iyice havalandırmalıyız. Kısaca anlattığımız, ön hazırlıkları hariç, yapılması 2-3 saat süren bir deney bittikten sonra madde ve malzemeleri temizleyip kaldırmak da gerekiyor elbette.

Ortalama bir insan vücudunda 100 trilyon hücre ve her hücrede her an benzer tepkimelerin yaratıldığını düşünürsek, hadisenin ne kadar harikulade olduğunu anlamamız için bunları kısaca bilmek gerekliydi. Hücrelerde gerçekleşen tepkimeler o kadar hassas ve mikroskobik ölçülerdedir ki bir hücrenin ağırlığının ortalama 10-9gram olduğunu düşünürsek, reaksiyonlar için kullanılan madde miktarının ne kadar az olduğunu anlarız. Hücrelerimizin yani vücudumuzun hayatta kalabilmesi için her an meydana gelen bu reaksiyonlar için ne ölçüm aleti arar, ne yeterli madde var mı diye kontrol eder, ne de trilyonlarca reaksiyon sonrası açığa çıkan koku, gaz ya da ısıdan rahatsız oluruz. Muhteşem yaratılış mekanizmasının bir parçası olan bu hadiselerden haberimiz bile olmaz.

Bütün insanlarda, hatta bütün canlıların bedenlerinde, her an benzer tepkimeler meydana gelmektedir. Mesela yeryüzünde hayatın sürekliliği için gerekli olan besin zincirinin hayatî bir halkası olan bitkileri düşünelim. Sayamayacağımız kadar çok ağaç ve otun, her bir yaprağındaki hücrelerde fotosentez reaksiyonu meydana gelmektedir. Sıradan bir laboratuvar ortamında gerçekleştirilebilmesi çok zor olan bu reaksiyon, bitkilerin bünyesinde kolaylıkla gerçekleşebilmektedir.

Küçük ve çalışkan bir canlı olarak tanıdığımız karıncaları düşünecek olursak; bu aciz canlılar, karınca asidi de denilen formik asit (HCOOH) salgılar. Bu asit, hem kışlık gıdalarının bozulmadan depolanıp saklanmasında kullandıkları bir madde, hem de gerektiğinde düşmanlarına karşı kullandıkları bir silahtır. Karıncalar, antibiyotik etkisi de olan bu maddeyi sürekli vücutlarına sürer. Tahriş edici özelliği olan bu asit, kendilerine zarar vermezken onları mantar gibi zararlı oluşumlardan ve parazitlerden korur. Bu aciz varlığa istediği zaman, ihtiyacı kadar bu asidi üretme ve kullanma hususiyeti verilmiştir.

Rabbimiz organlarımızın ve vücudumuzda salgılanan tükürük, kan ve gözyaşı gibi sıvıların pH seviyelerini de ihtiyaca göre farklı farklı yaratmıştır. Mesela cildimizin pH seviyesi yaklaşık 5,5, ince bağırsağın 7,5 iken midemizinki dolu ya da boş olmasına göre değişmektedir. Diğer organlarda olduğu gibi midemizdeki pepsin adı verilen enzimin de iyi şekilde çalışabilmesi için ortamın uygun bir asitlik derecesine sahip olması gerekir. Yediğimiz besinlerin sindirimiyle vazifeli olan midemizin normalde pH seviyesi 4-5 arasındadır. Bir şeyler yemeye başlamamızla salgılanan hidroklorik asit de içeren ve gastrik asit2adı verilen sıvıyla 2 seviyesine iner. Bu asitlik seviyesi o kadar kuvvetlidir ki demir, bakır, çinko gibi metal parçalarını tamamen çözebilir. Fakat temas ettiğimizde elimizi yakabilen, metali kısa sürede çözebilen bu asidin midemizdeki faaliyetlerinden haberimiz bile olmaz. Çünkü midemizin iç duvarını oluşturan hususi yapılı mukoza tabakası, diğer organlarımızı ve midemizi koruyacak şekilde yaratılmıştır. Halk arasında tuzruhu olarak da bilinen hidroklorik asidin salgılandığı hücreler de bu özel tabakayla kaplıdır.

Bütün organ ve hücrelerimizle alışveriş içinde olan kanımızın pH seviyesi de çok önemlidir. Kanımızdaki bir problem fevkalade ciddi hastalıklara yol açabilir, organlarımızın çalışmasına menfi tesir edebilir. Kanımızın normal pH değeri 7,35 – 7,45 aralığındadır. Asitliğin bu seviyede tutulması o kadar hassastır ki 7,35’den aşağısı yani hidrojen (H) iyonu konsantrasyonundaki yaklaşık milyarda 1’lik bir azalma, asidoza sebep olur. Bu ise organizmanın asit-baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan bir tür kan zehirlenmesidir (entoksikasyon). Bu durum kanımızdaki karbondioksit (CO2) miktarının fazlalığı demektir. Artan karbondioksit beyindeki solunum sistemimizi kontrol eden merkezi uyarır. Böylece daha derin ve hızlı solunum yapmaya başlarız. Neticede akciğer gibi bazı organların çalışması olumsuz etkilenir. pH değerinin 7,2’den az olması ise ölümle neticelenebilecek büyük problemlere yol açabilmektedir.

Kan pH seviyesi 7,45’in üstüne çıktığında ise alkaloz adı verilen rahatsızlık meydana gelmektedir. Uzun süreli kusma veya vücudun şiddetli derecede susuz kalması (dehidratasyon) gibi bazı hadiseler alkaloza sebep olmaktadır.

Asitli içecekler de içsek bazik gıdalar da yesek, harikulade vücut sistemimiz, kanımızdaki asitlik değerini belirli seviyede tutacak şekilde programlanmıştır. Vücudumuzdaki her organ ve sıvının asitlik seviyesi, bizi rahatsız etmeden, sonsuz ilim, kudret, hikmet ve şefkat sahibi Rabbimiz tarafından ayarlanmaktadır. Bedenimizdeki hassas asitlik ayarı, muhteşem vücut sarayındaki yüzlerce harika mekanizmadan sadece biridir.

 

Dipnotlar

  1. Titrasyon: Çözelti içindeki bir maddenin konsantrasyonunu bulmak için, onunla tepkime verebilen konsantrasyonu bilinen bir çözeltiden belirli hacimlerde ekleyip tepkimenin bitim noktasının renk değişimi gözlemlenerek tespit edildiği bir analiz yöntemi.
  2. Gastrik asit: Midenin iç yüzeyindeki hücreler tarafından üretilen asit. Tam bir formüle sahip olmamakla beraber, hidroklorik asit (HCl), potasyum klorür (KCl) ve sodyum klorür (NaCl) içermektedir.

Kaynaklar

Apillioğulları, Orhan, “Karınca Asidi,”Kimya O’nu Anlatıyor, İstanbul: Muştu Yayınları, 2012.

Ayaydın, Yakup, “Vücudumuzdaki Asit Baz Dengesi,” Sızıntı, Kasım, 1996.

Yılmaz, İrfan, “Biz Hasan’ın Bağırsaklarıyız,” Organların Dilinden, İstanbul: Muştu Yayınları, 2012.

www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3195546