Canlı cansız her gördüğü nesneyi evrim teorisini desteklemek için kullanmaya şartlanmış evrim yorumcularının bu konudaki maharetlerini kabul etmek gerekir. Özellikle de birkaç sene arayla iddialarına aykırı gelen hususlardaki tutarsızlıkları çok enteresandır. Zeytinyağı gibi her zaman üste çıkmayı becermelerinin en temel sebebi, aleyhlerine olabilecek herhangi bir yeni gelişmeye hemen sahip çıkarak, önceki iddialarına ters bile olsa, yeniden tam aksi istikamette yorumlayabilmeleridir.

Diğer bir özellikleri de Allah’ın (celle celaluhu) hikmetli yaratılışındaki her yapı ve işleyişi, sanki evrim bunları yapmış ve evrimin eseriymiş gibi yorumlamalarıdır. Allah’ın hikmetli icraatının ifadesi olduğu için mükemmel birer sanat eseri olan vaka veya durumlar üzerine yapılan evrimci yorumlar da gafil ve dikkatsiz bir bakış açısıyla doğru gibi gözükmektedir.

Bu hususta verilebilecek çok sayıda örneklerden birisi de omurgalıların dişlerine aittir. Canlı organizmalara ait kalıntılar içinde en çok omurgalılara ait dişlerin bulunması, çok sağlam ve tarihe meydan okuyacak derecede dayanıklı yapılar olmaları sebebiyledir (1. Şekil). Bu sebepten evrimcilerin dişler konusunda anlatacakları çok hikâyeleri vardır. Bazen bir dişten hareketle hâyallerinde bir insanı, hatta eşiyle birlikte bir resmini bile ilmî mecmualarda yayınlatabilirler.

  1. Şekil: Nesli tükenmiş bir domuza ait olduğu yıllar sonra anlaşılan fosil dişin değişik yönlerden çekilmiş fotoğrafları.(Not: mizampaj yapanların dikkatine: Bu resimde sadece 1 rakamı yazılmış olan ikinci sıradaki üst üste üç dişin fotoğrafı alınacak, diğerleri fotoşopla silinecek bu çok önemli !

Evrimci hikâyeye göre ot yiyen memelilerin büyük azı dişlerinin üzerini kaplayan mine tabakasının yüksekliği, otlaklar geliştikçe evrimleşmiş ve dişlerinin taç kısmı yükselmiştir. Ancak başlangıçta eldeki az sayıdaki at fosillerine göre verilen bu hüküm, bir müddet sonra geçersiz kalmıştır. Bulunan fosillerin sayısı arttıkça birçok istisnalar olduğu ve otçul hayvanların dişlerinin yüksekliğinin iddia edildiği gibi düz çizgi şeklinde bir modele uygun olmadığı görülmüştür. Evrimciler, yüksek taçlı dişlerin yenilen otlardaki fitolit ismi verilen silisyum bakımından zengin taneciklerin aşındırıcı özelliğinden kaynaklandığı söylerken, yeni bilgiler otlakların olmadığı dönemlerdeki uyumsuzluktan bahsedince, bu sefer dişlerin otlarken yerdeki kum ve çakılların tesirinden korunmak için evrimleştiğini söylemeye başladılar.1,2

Dişler konusunda diğer bir yanlışlık da hâlâ bazı evrimciler tarafından ısrarla “akıl dişi” veya yirmi yaş dişi olarak isimlendirilen dişlerin körelmekte olan organlar olarak görülmesidir. Evrimciler, insanların bizden daha büyük çene ve dişlere sahip olan maymun benzeri atalardan evrimleştiğini düşündüklerinden, evrim sürecinde çenelerin küçüldüğünü, üçüncü azı dişlerine daha az yer kaldığı için birçok diş problemine sebep olduğunu iddia ederler.

Fakat dişlerle çenelerin münasebeti giderek daha iyi anlaşılmış ve bu evrimci düşüncenin çok basit olduğu görülmüştür. Araştırmalar, üçüncü azı dişi problemlerinin çoğunun sebebinin evrim değişiklikleri değil, çok başka sebeplerden kaynaklandığını göstermektedir. Bunlar arasında, aşındırıcı ve sert liflerle dolu bir diyetten, yumuşak Batı diyetine geçme, diş bakımı eksikliği ve muhtemelen mutasyonların da yer aldığı genetik faktörler bulunnmaktadır.

  1. Şekil: Akıl dişi veya yirmi yaş dişinin küçük çenede kendine yer bulamadığı için patlattığı dokularda iltihapa sebep olması sıklıkla görülmektedir.

Birçok insanda yirmili yaşlara gelindiğinde, ağızdaki bütün dişler 28’e ulaşıp tamamlandı zannedildiğinde, ağrılı ve bazen iltihaplı olarak en son büyük azıların sıkıntılı bir şekilde çıkması, evrimciler için bir malzeme olmuştur (2. Şekil). Bazı insanlar, bu akıl dişlerinin evrimleşemeden kalmış ve körelmekte olan yapılar olduğunu söylerken, diğer bazı evrimciler ise aksine akıl dişlerinin henüz mükemmel bir şekilde evrimleşip tamamlanmadığını ileri sürmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde New Jersey’li ortodontist John W. Cuozzo, akıl dişlerinin kesinlikle evrim için bir delil olmadığını, Neandertal çocuk fosillerinde yaptığı geniş çaplı araştırmalar sonucu, problemin, zaman geçtikçe insan çenelerinin küçüldüğünden kaynaklandığını söylemektedir. Bunun sebebi olarak da çocukların geçmişte olduğundan daha hızlı ergenleşmesini ve çene kemiklerinin büyümesini tamamlamadan kemikleşmelerini tamamlamasını ve daha sonra gelen dişlere yer kalmamasını görmektedir.

300-400 sene öncesine ait bazı mezarlıklardaki çocuk iskeleti kalıntılarından anlaşıldığına göre, o zamanki 13 yaşındaki çocukların çene yapısı, bugün 9 yaşındaki çocuklarınki gibiydi. Bu durum muhtemelen erken yaşlardaki beslenme şartlarının çok iyileşmesi (evrimsel gelişme değil) sebebinden kaynaklanmaktadır. Akıl dişlerinin, kendileri için çok küçük bir çenede yer bulabilmek için etraflarındaki dokuları patlamaya çalışmaları birçok ortodontik ve çene cerrahisi problemine sebep olmaktadır. Fakat Dr. Cuozzo “Bu bir evrim sürecinden değil, beslenme şartlarındaki devrimden kaynaklanıyor” diyor.3

Çoğu araştırmacı yumuşak, işlenmiş gıdalara geçişin çiğneme talebinde (yıkma teorisi) bir düşüşe sebep olduğunu söylemekte ve diş-çene münasebetinde bozulmalara sebep olabilecek değişiklikler meydana geldiğini düşünmektedir.4

Daha önceki insanların beslenmesinde dişler ısırılan gıdayı koparmak için çekiştirirken çenelerin kuvvetlenmesine sebep olmaktaydı. Ayrıca gıdaların işlenmemiş hâli, dişlerde yıpranmaya sebep olan aşındırıcı olma eğilimindeydi5. Bu yüzden dişlerin dizilmesi gereken çene kemer uzunluğu gelişmekte ve dişlere yer sıkıntısı olmamaktaydı. Bilhassa işlenmiş gıdalar, çiğneme fonksiyonunda dolaylı olarak azalmaya sebep olur ve bu durum da yüksek nispette akıl dişi problemleri üretir.5Diğer bir tabirle, çoğu vücut organı için geçerli olduğu gibi, kullanım eksikliği, akıl dişlerinin kalitesizliğine veya bozulmasına sebep olur.

Bir görüşe göre işlenmemiş gıdaların sertliğinden dolayı diş yıpranması arttıkça, çene kaslarında daha fazla bir aktivite meydana gelmekte ve bu da çene büyümesini uyarmaktadır. Çiğneme sayısı ve gücü azaldıkça, çene tam boyutuna ulaşmaz ve bu sebepten, yüksek kalorili, işlenmiş, pişmiş ve yumuşak yemek yiyenlerde, akıl dişlerine çenelerde yer kalmaz.6

Kısacası, çiğneme yükü azaltıldığında çene ve çene kasları zayıflar (atrofiye olma), aksine çiğneme yükü arttıkça kaslar güçlenir ve çene gelişir. Akıl dişinin evrime delil olması ile alâkalı hâlâ klasik ders kitaplarında bulunan bilgiler artık tamamiyle terk edilme yolundadır. MacGregor isimli araştırmacı yaptığı çok geniş bir çalışmada, evrimcilerin iddia ettiği gibi “gelişen insan beyin hacmi büyüdükçe kafatasında yer açılması için yüzün ve çenelerin küçülmesi” düşüncelerinin geçersiz olduğunu söylemekte “Paleontoloji, antropoloji ve deneylerden elde edilen deliller, medeniyet sebebiyle çene boyutunda bir azalmanın meydana geldiğini çok inandırıcı bir biçimde göstermektedir. Çene boyutu ve diş yıpranması birbiriyle bağlantılıdır ve her ikisi de modern diyetle azalmıştır. Çenelerin evrim sürecinde boyutlarının küçültüldüğü düşünülüyordu ancak dikkatli bir araştırmada, bunun böyle olmadığı anlaşılmaktadır.”7

Dipnotlar

 

  1. Cuozzo, J. (1998), What happens to the craniofacial structure of humans who live past 100 years? Neanderthal similarities. Proceedings of the Fourth International Conference on Creationism, Pittsburgh, Pennsylvania, ss. 103–120.
  2. Goose, D.H. (1963), Dental measurement: an assessment of its value in anthropological studies. Dental Anthropology, D.R. Brothwell (ed.), Oxford: Pergamon Press, ss. 179–190.
  3. Jardin, P.E., Janis, C.M., Sahney, S. and Benton, M.J.(2012), Grit not grass: concordant patterns of early origin of hypsodonty in Great Plains ungulates and Glires, Palaeogeography, Palaeoclimatology, Palaeoecology 365–366:1–10, 2012 | doi:10.1016/j.palaeo.2012.09.001.
  4. MacGregor, A.J. (1985), The Impacted Lower Wisdom Tooth, New York: Oxford University Press, s. 3.
  5. Macho, G.A. and Moggi-Cecchi, J. (1992), Reduction of maxillary molars in Homo sapiens sapiens; a different perspective. American Journal of Physical Anthropology, 87(2):151–159.
  6. Oard, M.J. (2003), Paleocene dinosaurs and the reinforcement syndrome, J. Creation 17(3):5–8, 2003; creation.com/paleocene-dinosaurs.
  7. Singh, H., Lee, K. and Ayoub, A.F. (1996), Management of asymptomatic impacted wisdom teeth: a multicentre comparison. British Journal of Oral and Maxillofacial Surgery, 34:389–393.