30 Aralık 2015 tarihinde, periyodik tablonun son dört elementinin de keşfedildiğinin Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Derneği’nce (IUPAC) duyurulması, bütün dünyada heyecanla karşılandı. Tabii ki çalışmalar çok daha önce başlamıştı. Ancak bu tarih, araştırmaların ilmî olarak tescil edildiği ve ilgili kurul tarafından resmen kabul edildiği tarihtir. Özellikle bilim insanları arasında yankı bulan keşif, gözlerin tekrar periyodik tabloya ve elementlere çevrilmesine sebep oldu.

Periyodik tablo, bilhassa Rus kimyacı Dimitri İvanoviç Mendeleyev’in (1834-1907) çalışmaları sonucunda, benzer özellikteki elementlerin (atomların) gruplanması ile meydana gelen bir tablodur. Bu şekilde gruplanan elementler, yan yana 18 grup (sütun), alt alta ise 7 periyot (satır) meydana getirir.

Yedi kattan ve 118 daireden oluşan elementler apartmanının beklenen son dört sahibi de yerini almış oldu. Şimdilik, 113. element (Uut), 115. element (Uup), 117. element (Uus) ve 118. element (Uuo) olarak bilinmektedir. Bu yeni elementlerin 92’si tabiatta fıtri olarak bulunan toplam 114 arkadaşı daha vardır. Keşifleri gerçekleştiren ekipler tarafından isimlendirilmeyi bekleyen elementler; bir mineral, bir yer, bir nitelik ismi veya bilim insanlarının adlarını alabilmektedir.

Rus, Amerikan ve Japon bilim insanlarının çalışmalarıyla elde edilen dört yeni elementi daha yakından tanıyalım: Bu elementler de diğer 22 suni element gibi laboratuvarda üretilmiştir, yani tabiatta bulunmamaktadır. Laboratuvarda da elde edilse, yoktan yapılmamakta,diğer elementlerin tepkimeleriyle elde edilmektedir. Yani oluşabilme imkânları, ilmi ve kudreti sonsuz Rabbimizin takdir ettiği sınırlar içinde gerçekleşmektedir.

Elementler; ileri teknolojiye sahip laboratuvarlarda yapılan birtakım radyoaktif tepkimeler esnasında ortaya çıkmaktadır. Sentetik ve radyoaktif olan bu dört element de 7. periyotta yer almaktadır. Bunlar gözlemlenemeyecek kadar az miktarlarda elde edilebildiği ve saniyeden daha kısa sürede bozulduğu için gözle görülememektedir.

Yeni Elementler

  1. element (Uut): Atom numarası 113, atom ağırlığı 284 olan ve Nihonyumadı verilen bu element, dubniyum elementinin zincirleme radyoaktif reaksiyonlarıyla elde edilmiştir. Çalışma, Japonya’daki RIKEN Nishina Hızlandırıcı Temelli Bilim Merkezi’nde görevli Kosuke Morita ve ekibi tarafından yapıldığı için bu elementin isim babası onlar olmuştur.
  2. element (Uup): Rusya’da keşfedilen elementin proton sayısı 115, atom ağırlığı 289’dur. Amerikyum ve kalsiyum elementlerinin füzyonu1ile elde edilmiştir. Bu ve 117. element; Rusya ve ABD’deki loboratuvarlarda2yapılan çalışmalarla keşfedilmiştir.
  3. element (Uus): Atom numarası 117, atom ağırlığı 284 olan element kalsiyum ve berkelyum atomlarının radyoaktif füzyon tepkimeleriyle elde edilmiştir.
  4. element (Uuo): Periyodik tablonun bu son elementinin proton sayısı 118, atom ağırlığı ise 294’tür. Rusya ve ABD’deki enstitülerde3yapılan çalışmalar neticesinde elde edilmiştir. Kaliforniyum ve kalsiyum elementlerinin füzyonu ile elde edilmiştir.

 

Periyodik tabloda boş bıraktığım yerler mutlaka dolacak, bu elementler gelecekte bulunacaktır” diyen Mendeleyev’in tahminleri doğru çıkmıştır. Her şeyi belirli bir ölçüyle yaratan Rabbimizin elementler için takdir ettiği nizamı keşfederek meşhur olan kimyacı; elementlerin proton sayılarının rastgele numaralar olmadığının, 1’den başlayarak arada hiçbir atlama olmadan sıralı bir şekilde devam ettiğinin farkına varmıştı. Bugün geldiğimiz nokta daonu tasdik etmekte ve atom numaraları 1’den başlayarak 118’e kadar hiçbir boşluk vermeden tamamlanan elementlerin periyodik tablosuna sahip bulunmaktayız.

Peki, daha fazla element olamaz mı? Bugünkü bilim dünyası atom çekirdeğindeki zayıf nükleer kuvvet4ve güçlü nükleer kuvvet5gibi atom içi itme-çekme denge unsurlarının buna imkân vermediğini söylemektedir. Atomun alt parçacıkları olan proton, nötron ve elektronlar, bu parçacıkları oluşturan kuark ve lepton gibi daha küçük parçacıkların özelliklerini taşımaktadır. Atom içi kuvvetleri kim yaratmışsa, en küçük parçacıkları yaratan da O’dur. Elementlerin sayılarını ve sınırlarını, ancak bu kuvvetleri var eden tespit edebilir. Mülk âlemindeki canlı-cansız her şey de atomlardan meydana geldiğine göre; zerreleri kim yaratmışsa, bütün âlemin yaratıcısı, sahibi ve maliki de O’dur.

Neticede yaratılan her maddi varlığın fiziki ve kimyevi özellikleri onu meydana getiren atomlarla ilgilidir. Dünya şartlarında hangi elementin gaz, sıvı ya da katı olacağı İlahi kaderle takdir edilir ve İlahi kudretle icra edilir. Böyle son derece hassas ve hikmetli eserlerin tesadüfe veya şuursuz sebeplere, tabiata havale edilmesi mümkün müdür? Oksijen gaz değil de sıvı şekilde olsaydı ve biz şimdiki gibi oksijene ihtiyaç duysaydık ne olurdu? Suyu oluşturan atomlar normal şartlar altında ancak katı şekilde su meydana getirebilseydi ve yine biz şimdiki gibi suya ihtiyaç duysaydık veya oksijenin bütün özellikleri aynı olsaydı da sadece rengi olsaydı ne olurdu? Birbirimizi görebilir miydik?

Metallerle ilgili başka bir örnek verelim: Kullandığımız metallerin fiziki ve kimyevi özellikleri birbirinden farklıdır. Eğer böyle olmasaydı metallerin çok sınırlı bir kullanım alanı olurdu ve insanoğlu, asrımızdaki teknolojik seviyeye muhtemelen ulaşamazdı. Demir ve alüminyum metallerinin olmadığını farz edelim ve bir gemi yapmayı planlayalım: Osmiyum (Os) metali gibi yoğunluğu fazla olan metallerden yapılan bir gemi suda yüzemez. Sadece yoğunluğunu düşünecek olursak lityum (Li) gibi suyun yarı hafifliğinde başka bir metalden yapılan gemi daha hızlı hareket edebilir. Fakat lityumun diğer bir özelliği de çok aktif olmasıdır. Öyle aktiftir ki, lityumdan yapılan böyle bir gemi suya iner inmez suyla reaksiyona girip patlayacaktır. Altın (Au) veya platinden (Pt) bir gemi yapılsa, tuzlu okyanus sularında yıpranmadan yüzebilecektir. Fakat böyle bir gemiye finansman bulmak da mümkün olmayacaktır.

Gördüğümüz gibi, her bir zerresiyle her şey muhteşem bir şekilde takdir edilmekte ve yaratılmaktadır. Bütün bunlar Kerim Mevlamızın varlığına ve birliğine işaret etmektedir.

Harikulade bir düzen içinde yaratılan ve kâinatın temel yapı maddesi olan ilk element hidrojenden 118. elemente kadar hiçbir element rastgele var edilmemiştir. İnsanoğlu hangi elemente, hangi yoğunlukta, hangi renkte, hangi miktarda, hangi hâllerde, kısaca hangi fiziki ve kimyevi hususiyetlerde ihtiyaç duymaktaysa tam da o şekilde hazırlanmıştır. Yani elementler de her şey gibi, Âlemlerin Rabbinin bir memurudur, O’nun izni ve tasarrufu ile hareket etmektedir. Böyle olmadığını düşünmek, akıl ve mantığa aykırı olarak, her bir elementin, atomun, hatta zerrenin ilmi, kudreti ve hikmeti olduğunu kabul etmek demektir.

Belki de günümüz teknolojisiyle gözlemlenemeyen fakat varlığı ilmî olarak ispat edilen yeni elementlerin gelecektestratejik fonksiyonları olduğu ispat edilecektir. Bugün için gidemediğimiz yıldız veya gezegenlerin birinde varlıklarının tespit edilmesi de muhtemeldir.


Dipnotlar

  1. Füzyon, iki elementin nükleer reaksiyonlar sonucu birleşerek daha ağır bir element oluşturmasıdır.
    2. Ortak Nükleer Araştırma Enstitüsü (JINR), Lawrence Livermore Milli Laboratuvarı ve Oak Ridge Milli Laboratuvarı.
    3. Rusya’nın Ortak Nükleer Araştırma Enstitüsü ve ABD’nin Lawrence Livermore Milli Laboratuvarı.
    4. Zayıf nükleer kuvvet, proton ve nötron alt parçacıklarına tesir eder.
    5. Güçlü nükleer kuvvet, atom çekirdeğinde yer alan proton ve nötronların bir arada durmasına hizmet eder.

Kaynaklar

Apillioğlu, Orhan, Kimya O’nu Anlatıyor, İstanbul: Muştu Yayınları, 2012.

www.bbc.co.uk/news/science-environment-35220823.

www.webelements.com.