Davranışlarımız üzerinde fıtratımızın mı, yoksa sonradan aldığımız terbiyenin mi daha müessir olduğu tarih boyunca tartışılmış olsa da, her ikisinin de önemli bir rolü olduğu bir gerçektir.

Psikologların insan davranışlarına dair sorduğu klasik sorulardan birisi, davranışlarımızın doğuştan mı yoksa çevre kaynaklı mı olduğudur. Genetik yatkınlık, eğitim ve maneviyat gibi unsurların davranışlarda tamamlayıcı roller oynadığını ileri süren pek çok Müslüman bilim adamı, her iki unsurun kişinin karakter gelişimini belirlediğinde hemfikirdir.

İnsanı belli saiklerle hareket eden hayvanlardan ayıran şey, düşünmesine ve akletmesine imkân tanıyan ruhu ve kalbidir. İnsan, ruh ve kalb sahibi olması itibariyle, eğitim ve manevi kemalat vasıtasıyla semere verebilen latifelerle donatılmıştır.

Hıristiyanlığa ait bir yoruma göre, insan davranışları dört uyuşmazlıktan müteşekkildir (Powlison, 1995). Bu uyuşmazlıklar; yaratılış ve fıtrat, günah ve fıtrat, günah ve terbiye, görgü ve terbiye şeklindedir. Temel olarak bu uyuşmazlıklar, fıtratın Tanrı tarafından yaratıldığı (yaratılış ve fıtrat) ve insanın günaha eğilimli bulunduğunu (günah ve fıtrat) esas almakla birlikte; Tanrı’nın razı olacağı davranışları yerine getirmede teşvik edilebildiğini (görgü ve terbiye) ve günah esnasında menfi dürtülere açık bulunduğunu (günah ve terbiye) da kabul eder.

Fıtrat ve terbiye hususunda Hristiyanlık merkezli yorumlar her ne kadar hayli kompleks olsa da maneviyatın insan davranışlarının menşeini anlamada hayati esaslardan olması itibariyle, uygulamada İslam’la benzerlik arz eder.

Her ne kadar Budist felsefe, bir Yaratıcı anlayışından uzak olup (Olson, 2002)maneviyat kişinin kendi zihni mahsulünden ibaret görülse de; Budizm’de de maneviyat, insan davranışlarının odak noktası olarak kabul edilir. Budizm, özellikle aydınlanma esnasında; ihtiras, asabiyet ve şehvet gibi dünyevi sıfatlarından sıyrılmış zihnin rolüne vurgu yapar.

Fıtratla terbiye arasındaki etkileşim, Diathesis Stres Modeli (Zuckerman, 1999) denilen bir rahatsızlık modelinde açıklanmıştır. Bu model, her ferdin belirli hastalıklara, belirli oranlarda maruz kalma riskiyle dünyaya geldiğini iddia eder. Bu risk, yüksek veya düşük olabilir. Çevre faktörlerin etkisi veya kişinin etrafıyla olan etkileşimi, bu rahatsızlıklara yakalanma ihtimalini artırıp azaltabilir. Akıl sağlığı uzmanları şizofreni, depresyon ve diğer rahatsızlıkları bu zaviyeden açıklamaya çalışmaktadır. Bazı bilim adamları, herkesin şizofren olma riski taşıdığını iddia etmektedir. Eğer şizofreni eğilimi düşük seviyedeyse, şizofreniye dair semptomların açığa çıkabilmesi için stres içeren dış faktörlerin etkisinin yüksek seviyede olması gerekmektedir.

Fıtrat ve terbiye hususunda başka bir mühim unsur suçtur. Suçu ele alırken genellikle saldırganlıktan bahsederiz. Saldırganlık, hem fıtrat hem de alınan terbiyeye göre değişiklik arz eder. Testosteron gibi saldırganlığı tetikleyebilen hormonların seviyesi veya normal ruh haletinden sapmaya yol açan belirli genetik kod formlarının mevcudiyeti, saldırganlığa sebep olan faktörlerdendir.

Pek çok çalışma suçlular arasında belirli bazı genetik kodların yaygın mevcudiyetini göstermiştir (McDermott, Tingley, Cowden, Frazzetto ve Johnson, 2009; Tiihonen vd., 2015). Bu tespit, bazı insanların, doğuştan saldırgan olmaya eğilimli olduklarını göstermektedir, fakat saldırganlığın dış faktörlere bağlı olarak gelişme gösterebildiği de inkâr edilemez.

Meşhur bir deneyde, psikolog Bandura, çocuklara saldırganlığın öğretilebildiğini gözler önüne sermeye çalışmıştır (Bandura, Ross ve Ross, 1961). Bu deneyde çocuklar, bir televizyon aracılığıyla, Bobo isimli oyuncak bir bebeğe farklı davranışlar sergileyen kişileri seyreder. Çocuklar üç gruba ayrılmıştır: Birinci gruptaki çocuklar oyuncak bebeğe vurulduğunu seyretmiş, ikinci gruptakiler oyuncak bebekle saldırgan olmayan bir şekilde oynandığını izlemiş, son gruptakiler ise hiç bir şey seyretmemiş ve bir kontrol grubu vazifesi görmüştür. Daha sonra bu üç gruptaki çocuklar benzer bir oyuncak bebekle birlikte bir odaya alınmış ve araştırmacılar, çocukların oyuncak bebeklere karşı davranışlarını gözlemlemiştir.

Deney sonuçları, ilk grupta saldırganlık seviyesinin yüksek olduğunu göstermekte ve gözlemler vasıtasıyla davranışların öğretilebildiğini ortaya koymaktadır. Diğer gruplarda oyuncak bebeğe yönelik pek az saldırgan davranış sergilenirken, bu grubun davranışları, seyrettikleri şahsın oyuncak bebeğe davranışlarına benzerlik arz etmektedir. Bu deney, dış unsurların, en azından belirli bazı davranışların kazanılması ve gelişimini şekillendirdiğine dair ortaya atılan teoriyi desteklemektedir.

Fıtrat ve terbiye hususunda başka bir tartışma konusu ise zekâdır. Eski faraziyeler, kişinin zekâsını belirlemede, fıtratı en etkili unsur olarak öne çıkarmıştır (Leahy, 1935). Ancak daha sonra, zekânın bir zamanlar düşünüldüğü kadar basit olmadığı tespit edilmiştir. Bazıları fıtrat ve terbiyenin eşit derecede etkili olduğunu iddia ederken (Holzinger, 1929), diğerleri ise kültür gibi dış unsurların daha büyük bir rol oynadığını gözlemlemiştir (Kan, Wicherts, Dolan ve van der Maas, 2013).

Bu hususta ihtilaflı bir konu da sorumluluktur. Mesela, suçlular arasında yaygın biçimde bulunan genetik özelliklere sahip bir suçluyu ele alalım. Bu durum, suçlu kişi için bir mazeret teşkil eder mi?

Sonuç olarak, fıtrat ve terbiye insanların fiillerini etkilerken, karakter gelişiminde de rol oynamaktadır. Fıtrat ve terbiye meselesi, insanın mahiyet ve hakikatinin karmaşıklığını yansıtmaktadır. Tartışma hayatın pek çok veçhesine temas ettiğinden, bu konuda sistematik araştırmalara devam edilmesi gerekmektedir.

Kaynaklar

 

Bandura, A., Ross, D., & Ross, S. A. (1961). Transmission of aggression through imitation of aggressive models. Journal of Abnormal and Social Psychology,63, 575-82.

Engel, G. L. (1977). The need for a new medical model: A challenge for biomedicine. Science, 196, 129-136.

Holzinger, K. J. (1929). The relative effect of nature and nurture influences on twin differences. Journal of Educational Psychology, 20, 241-248.

Kan, K., Wicherts, J. M., Dolan, C. V. ve van der Maas, H. (2013). On the nature and nurture of intelligence and specific cognitive abilities: The more heritable, the more culture dependent. Psychological Science, 24, 2420–2428.

Leahy, A. M. (1935). Nature-nurture and intelligence. Genetic Psychology Monographs, 17, 236-308.

McDermott, R., Tingley, D., Cowden, J., Frazzetto, G. ve Johnson, D. (2009). Monoamine oxidase A gene (MAOA) predicts behavioral aggression following provocation. Proceedings of the National Academy of Sciences, 106, 2118.

Olson, R. P. (2002). Religious theories of personality and sychotherapy: East meets West.Psychology Press.

Powlison, D. (1995). Anger part 1: Understanding anger. The Journal of Biblical Counseling, 14.

Rowland, J. H. ve Baker, F. (2005). Introduction: Resilience of cancer survivors across the lifespan. Cancer, 104, 2543–2645.

The Neurobiologist’s Guide to Buddha. Nature or nurture?“The Neurobiologist’s Guide to Buddha”: www.biojuris.com/buddha/topics.html

Tiihonen, J., Rautiainen, M. R., Ollila, H. M., Repo-Tiihonen, E., Virkkunen, M., Palotie, A., Paunio, T. (2015). Genetic background of extreme violent behavior. Molecular Psychiatry, 20, 786-792.

Zuckerman, M. (1999). Vulnerability to psychopathology: A biosocial model.Washington: American Psychological Association.