Odamıza güzel kokulu bir sprey sıktığımızda, koku odanın her tarafına yayılır. Bunu kendi istek, irade ve ilmimizle gerçekleştirmeye kalktığımızı düşünelim. Her bir zerreyi odanın içine eşit yoğunlukta dağıtmamız mümkün müdür?

Dünyamızı çepeçevre saran atmosferi düşünelim. Oksijen, Allah’ın ağaçları veya yeşil bitkileri vesile ederek devamlı yarattığı bir gazdır. Oksijen Allah’ın koyduğu difüzyon kanunuyla atmosferde, eşit yoğunlukta yayılır. Difüzyon kanunu olmasaydı, bazı yerlerde oksijen fazlalığı, bazı yerlerde de oksijen eksikliği sebebiyle problemler ortaya çıkacaktı. Bediüzzaman Hazretleri, havadaki bu difüzyon kanununa, “müteharrik havanın müteharrik zerresi” ifadesi ile dikkat çekmektedir.

Kan ve diğer vücut sıvılarındaki maddelerin difüzyonu da bilinen bir gerçektir. Bunun en önemli örneği, hayati beden sıvısı kanda gerçekleşir. Mesela nefes aldığımızda, akciğer keseciklerine doldurduğumuz hava içinde bulunan oksijen zerreleri, Allah’ın onlara verdiği difüzyon kabiliyeti sayesinde, hava ile kan arasındaki zarlara rağmen, kolaylıkla havadan kana geçebilir. Oksijen kana geçtikten sonra, kalp ve damarların kanı bedende dolaştırmasının da katkısıyla temiz kanın her tarafına eşit olarak yayılır. Temiz kandaki oksijen konsantrasyonu veya basıncı her yerde aynıdır. İster beyin damarlarından isterseniz bacak damarlarından kan alın, durum değişmez.  Sadece temiz kan ile kirli kan arasında fark vardır ki bu da zaten gerekli olan bir farklılıktır.

Oksijen de su gibi, ekmek gibi paralı olsaydı ne yapardık? Kendisine sonsuz şükürler olsun ki Allah (celle celaluhu), oksijeni difüzyon kanunuyla yeryüzünün her tarafına ulaştırıyor. Rahmetiyle, her canlının hayatının devam etmesi için gerekli şartları, her an yaratmaya devam ediyor.

Difüzyon o kadar mucizevi bir olaydır ki kanda şeker, aminoasit,  sodyum, kalsiyum, klor gibi maddeler hep eşit olarak dağılmışlardır. Yemek yedikten sonra gıdalar önce mide ve bağırsaklarımızda sindirilir, hemen hemen eşit parçalara ayrılır. Gıdalarda derç edilen gıda zerreleri, elementler ve diğer maddeler, difüzyon kanunuyla kanda eşit olarak dağıtılır.

Zerreler (atomaltı parçacıklar, atomlar, moleküller) havada veya suda hareketsiz durmaz. Devamlı olarak, hayal bile edemeyeceğimiz bir hızda, hareket halindedirler. Bu kadar çok zerreye, bu hızda, bu hareketleri yaptıran Allah’ın varlığı ve birliğini kabul etmeden bu hadiseleri izah etmek mümkün müdür?

Vücudumuzdaki zerrelerin hareket ederken ana kaynakları vücut sıcaklığıdır. Eğer beden sıcaklığı, mutlak sıfıra (−273.15°C) düşebilseydi, difüzyon için gerekli zerre hareketi duracaktı.

İnsan bedeninde üç farklı sıvı olduğu kabul edilir:

1- Hücre içi sıvı (bu sıvı, bütün hücrelerin içinde bulunan ve sitoplazmaları oluşturan sıvıdır).
2- Hücrelerin dışında bulunan sıvı.
3- Kan sıvısı.

Kan sıvısı ile hücrelerin dışında bulunan sıvı, protein muhteviyatı hariç, birbirine çok benzerdir. Proteinler büyük parçacıklar olduklarından kandan hücre dışı sıvıya kolayca geçemezler. Ancak diğer maddeler damar duvarından rahatlıkla geçebildiklerinden, onların konsantrasyonları, kan sıvısı ile hücrelerin dışında bulunan sıvıda aynıdır.

Hücrelerin içinde bulunan sıvı yaklaşık 28 litredir. Bu sıvının muhteviyatı kan ve hücre dışı sıvıdan çok farklıdır. Bunun sebebi hücre zarının seçici geçirgen olmasıdır. Mesela tuz zerreleri olan sodyum ve klor, hücre için adeta birer zehirdir. Eğer tuz atomları rahatça kandan hücrelere girebilseydi, hücrenin canlı kalması mümkün olmazdı. Hücre zarında bazı pompalar sodyum, klor, kalsiyum ve onlarla birlikte suyun da hücre dışına pompalanmasında görevlidirler. Bu pompalar yardımıyla, hücre dışında bazı zerreler fazla, diğerleri az; hücre içinde ise bu zerreler fazla, diğerleri az olacak şekilde tutulur.

Allah bazı maddelerin hücrenin zarlarından geçişini (difüzyon) farklı yaratmıştır. Mesela oksijen, hücrenin dışından içine ve karbondioksit de içinden dışına, sanki arada hiçbir zar yokmuş gibi geçebilirler. Yağda çözünebilecek şekilde yaratıldıklarından bu özelliktedirler.

Atmosferde en fazla yoğunlukta olan gaz, oksijen değil, azottur. Azot gazı bitkiler için önemli bir besin kaynağıdır. İnsan için ise zararlı bir element değildir. Allah, atmosferdeki oksijen oranını, azotla dengelemiştir. Azot yerinde zararlı bir gaz olsaydı hayat mümkün olmazdı. Burada her şeyin ne kadar ölçülü yaratıldığını bir daha görmekteyiz. Azot gazı da yağda eridiğinden kana ve hücrelere geçebilir ve nefes yoluyla kolayca dışarı çıkabilir. İnsan bedeninde herhangi bir etkisi yoktur.

İnsan bedeninde bulunan üç sıvının muhteviyatı farklıdır, ancak sıvıların her üçünde toplam zerre yoğunluğu (konsantrasyonu) aynıdır. Sıvılardaki zerre konsantrasyonu, bilim dilinde osmolarite olarak adlandırılır. Bahsi geçen üç sıvının ozmolariteleri aynıdır. Birisinde sodyum, diğerinde potasyum daha fazladır, ancak nihai olarak zerre konsantrasyonu bedenin bütün sıvılarında eşittir. Bu eşitliği sağlayan, Rabbimizin inayetidir. Bu eşitlikler bozulduğunda, hastalıklar ortaya çıkmaktadır.

Her zerreyi, her an hareket ettirerek, bir memur veya asker gibi, önemli vazifelerde istihdam eden Rabbimiz, bütün bu akıl almaz faaliyetle, İlahi İsim ve Sıfatlarının tezahür ve tecellileriyle, Zat-ı Akdesini bize tanıttırmakta ve sevdirmektedir.