Darwin’den bu yana evrmcilerin yaşadıkları en büyük zorluklar, büyük hayvan şubeleri (meselâ; derisidikenliler ile omurgalılar veya solucanlarla yumuşakçalar arasında) veya sınıfları (balıklarla-kurbağalar veya sürüngenlerle-kuşlar) arasındaki geçişlerin nasıl olduğunu gösterecek ara fosiller konusundaydı. Zira fosil kayıtları, evrim teorisinin gerektirdiği ve inandırıcılığını güçlendirecek, güvenilir ve makul gelebilecek, sayısız “kayıp halkaları” göstermiyordu. Bunun yerine, elde sadece her türlü yoruma açık, nesli tükenmiş canlıların işlerine gelecek şekilde dizildiği veya yetmediği yerde sahtekârlık bile yapılabilecek örneklerden ibaret spekülatif değerlendirmeler mevcuttu. Bunların bir kısmı zorlamalı yorumlarla zincirin arada birkaç kayıp halkası gibi gösterilse de, bütün zincirin bağlantıları ölçüsünde kayıtlar yoktur.

Evrim tabusunun zihinlere nakşetmeye çalıştığı bu “zaman içindeki tedrici dönüşmeye” ait fosil serileri çoğunlukla eksik halkalı zincirler veya hayalî çizimlerle doldurularak servis edilmektedir. En çok öne sürülen iddialardan biri, kuşların theropod dinozorlarından, yani T. rexve Velociraptor’un da bulunduğu etobur gruplardan evrimleştiği şeklindedir. Bununla birlikte, Kuzey Carolina Üniversitesi’nden Profesör Alan Feduccia gibi evrimci paleo-ornitologların (fosil kuş uzmanları) bile, teorinin dogmatik bir çizgide dayatıldığını itiraf etmek zorunda kaldılar. Bu dogmanın kesin ve bilimsel olduğunu iddia etme adına 1999–2000 yıllarında yapılan ünlü Archaeoraptor sahtekarlıkları, evrimi doğrulama yerine ona zarar vermiştir.

Evrim teorisinin yılmaz savunucusu National Geographic dergisinde 1999 yılında yayınlanan makaleye göre, Archaeoraptor adı verilen bu fosil, kuşlar ile dinozorlar arasındaki eksik halkayı temsil ediyordu. Fakat daha sonra yapılan ciddi ilmi çalışmalar bu sahte fosilin, farklı türlere ait gerçek fosillerin belli parçalarının seçilerek yeniden düzenlenmesiyle oluşturulduğunu ortaya koydu. Baş ve gövdenin üst kısmı başka bir fosil kuş olan Yanornis’e aitti.1 Kuyruk kısmı Dromaeosaur microraptorisimli başka bir fosile,2 bacaklar ve ayaklar ise henüz bilinmeyen başka bir hayvana aitti.3,4

Diğer bir büyük anatomik ve fizyolojik problem ise kuş akciğerlerinin sahip olduğu hava keseleri ve parabronş yapılarının, sürüngen akciğerleriyle hiçbir bağlantısı ve benzerliğinin olmamasıdır. İddia edilen ilk kuş Archaeopteryx, klasik kuş akciğerlerine sahipken, bunun atası olduğu iddia edilen tüylü dinozorun (Sinosauropteryx)gerçek bir sürüngen akciğeri olması bütün herşeyi alt-üst ediyordu. Enteresan bir sıkıntı ise evrimcilerin kendi tahmin ve evrimci senaryolarının beklentilerine aykırı olarak bu fosil, Archæopteryx’ten daha gençti. Evrimci olsa da doğrunun temsilcisi olan Feduccia, bu trajik durumu “Dedeninizden daha yaşlı olamazsınız” diyerek tenkit etmektedir. Kuş akciğerinin tesadüfen veya rastgele mutasyonlarla nasıl ve ne zaman evrimleştiği sorusu, evrimcileri aciz bırakacak bir sorudur.

Tüylü Dinozorlar mı?

Evrimcilerin kuşlar ve dinolar arasındaki kaybolduğunu düşündükleri bağlantıyı desteklemek için kullandıkları önemli bir nokta, tüyleri olan dinozorlardır. Çünkü tüyleri olmak kuş olmaya işaret kabul ediliyordu. Bunlardan biri, 1996 yılında keşfedilen küçük bir hayvan olan Sinosauropteryx’tir. Bilinen en büyük örnek, yalnızca 0,55 kg ağırlığında ve 1,07 m uzunluğundadır (1. Şekil).

Bu konuda, bugüne kadar verilen örnekler, ikna edici olmaktan çok uzaktır. Bilhassa tüy olarak iddia edilen yapıların durumu çok tartışmalı olup genel kanaat, bunların aslında dermis tabakasındaki koruyucu kollagen liflerin fosilleşmiş şekli olduğu yönündedir.5,6 Son olarak, Çin Bilimler Akademisi’nden Prof. Zhang Fucheng ve meslektaşları, fosilde deri yapılarına rengini veren melanozomları gördüklerini iddia etmişler ve bunların tüy olduğunda ısrar etmişlerken,7 diğer bir çalışma, melanozomların bütün omurgalı derilerinde, tüy, pul ve kıl gibi yapıların rengini veren hücreler olması sebebiyle ve kertenkelelerde de aynı hücrelerin bulunması yüzünden bunların tüy olamayacağı belirtilmiştir.8

Ayrıca çok iyi korunmasına rağmen, bu fosilin akciğerinin bir kuşa mı, yoksa sürüngene mi ait olduğunu şimdilik bilmemiz mümkün olamamaktadır. Fosil üzerindeki tartışmalar, görünen çıkıntılı izlerin taşlaşmış bağ dokusu lifleri mi, ipliksi yapıda tüyler mi, yoksa sürüngenlere ait ince yapıda keratin pullar mı olduğu konusunda devam etmektedir. Daha sonra fosilin duruş şeklinin sürüngenlere has bir duruş mu, yoksa kuşlara has bir duruş mu, ani ortaya çıkan katastrofik felaketin sebep olduğu hızlı ölüm neticesi kasılmadan mı, olduğu konusunda da tartışmalar yapılmıştır.

Fosilleşen canlının nasıl bir felaketle öldüğünü gören ve bilen olmadığı için bu konu da spekülatif kalmaya devam edecektir. Aslında paleontolojik ve jeolojik kısır tartışmaların kesin bir neticeye götürmesi zordur, çünkü milyonlarca yıl önce olduğu iddia edilen, gaybî bir olay üzerinde konuşulmaktadır. Deneyden ve gözlemden mahrum bir konuda eldeki birkaç ipucu üzerinde fırtınalar koparılmaktadır. Hâlbuki genetik, biyokimya, fizyoloji ve anatomi açısından bir sürüngen ile bir kuşun bütün özellikleri alt alta sıraya dizilerek incelendiğinde, aradaki uçurumun tesadüfi mutasyon basamaklarıyla aşılamayacağı çok net olarak görülmektedir.

Anatomik ve Fizyolojik Gerçekler

En başta hayatın temel ihtiyaçları olan beslenme ve üreme gibi fonksiyonlar için beyinlerinin farklı bölgeleri özel olarak hazırlanmıştır. Bir kartalın 2 km yüksekten, yerdeki tavşanı görme kabiliyeti ile üç metre ötesini göremeyen bir kertenkelenin veya havadan gelen seslere karşı sağır olan bir yılan ile bir baykuşun işitme sistemi kıyaslandığında, beyinler arasındaki organizasyon farklılığının, akılsız nöronların tesadüfi dizilmeleriyle aşıldığı söylenebilir mi?

Kuş tüylerinin kanat ve kuyruk telekleri gibi farklılaşması bile belli bir aerodinamik bilgi, örtü tüylerinin farklılaşması için termodinamik bilgi, hava tüyleri için ise dalga ve titreşim mekaniği bilgisi gerekir. Bir sürüngenin pullarının tüylere dönüşmesi için bu bilginin önce DNA’daki kütüphanede ince ince yazılması gerekir.

Solunum sistemi başlı başına bir mucizeler zinciridir. Kuşların havada uçarken çok fazla ihtiyaç hissettiği oksijeni en verimli şekilde temin edip hücrelerine göndermesi için diğer kara omurgalılarından farklı olarak özel yapılmış parabronş isimli kılcal borucuklarının ters akım prensibiyle çalışacak şekilde hava keseleriyle irtibatta olup iki aşamalı bir nefes alma ve verme sistemleri vardır (2. Şekil).

Sürüngenlerin akciğerleri ise parabronş yerine alveol isimli küçük küre şeklindeki odacıklardan inşa edilmiş, torba biçiminde bir süngere benzer ve kuş akciğerlerine hiç benzemez.

Sürüngenlerin uçmaya uygun bir aerodinamik yapı ile beraber kaldırma kuvveti hasıl edecek biçimde kanat hareketlerine sahip olması için önce iskelet ve kas sisteminin buna göre değiştirilmesi gerekir. Sürüngenin ön üyelerinin parmak kemiklerindeki sayının azalması, buna uygun kas ve tendonların lokalizasyonu, göğüs kemiğinin karina (keskin kenarlı çıkıntı) yaparak hem aerodinamik bir şekil, hem de miktarı artacak göğüs kaslarının bağlanmasına uygun bir zemin teşkil etmesi, akılsız ve şuursuz evrim mekanizmalarıyla gerçekleşebilir mi?

Kuşların kanat büyüklükleri ile vücut ağırlıkları ve genel görünüş tipleri arasındaki münasebet, onların farklı uçuş tekniklerine sahip olmasını, enerjilerini en iktisatlı biçimde kullanmalarını gerektirir. Bunu kolaylaştırmak için kemiklerinin içi boştur ve bu boşluklar hava keseleriyle irtibatlandırılmıştır. Anatomik yapının desteklediği uçuş teknikleri sayesinde bazen saatlerce kanat çırpmadan hava akımlarını kullanmaları mümkün olabilmektedir.

Bir sürüngenin kollarının kanada, pullarının tüylere, alveollerinin ince borucuklara dönüşmesi, kalbinin odacıklarının sayısının üçten dörde çıkması ve buna uygun şekilde aort yaylarının yeniden organize olması gibi çok sayıda değişikliğin düzenli, ani ve sırasını şaşırmadan tam istenen ayarda ortaya çıkmasını, evrimin kaotik mekanizmalarına vermek, dört tekerlekli at arabasının kendi kendine bir uçağa dönüşmesini beklemekten daha abes ve mantıksızdır.

Enerji metabolizması olarak soğuk kanlı olan sürüngenler, gıda bulamadıkları dönemde vücut ısılarını düşürerek uykuya yatabilir ve çetin kış şartlarını toprak altında, uykuda korunarak geçirebilirler. Sıcakkanlı ve yüksek metabolizmalı olan kuşlar ise devamlı olarak gıda bulup erenji üretmek ve yaz-kış vücut ısılarını sabit tutmak mecburiyetinde yaratılmışlardır. Bütün vücut sistemlerine tesir edecek bu özelliğin fonksiyonel olması ancak hormonlarla ve otonom sinir sistemiyle alakalı bir düzenlenme gerektirir. Bu tip düzenlemeler de hayali evrim mekanizmalarının işi değildir.

Son olarak vurgulamamız gereken husus, paleontologların sonu gelmeyen tartışmalarıyla dinozorların tüylü mü, tüysüz mü oldukları tartışmaları değil; dinozorlar ile kuşlar arasındaki büyük farklılığın, akılsız tabii seleksiyon ve mutasyonların tesadüfî işleyişleriyle aşılamayacağı gerçeği olmalıdır.

Kaynaklar

1- Zhou, Zhonghe, Clarke, Julia A., Zhang, Fucheng (2002). “Archaeoraptor’s better half.” Nature, 420. 21, Kasım 2002. ss. 285.

2- Mayell, Hillary (2002-11-20). “Dino Hoax Was Mainly Made of Ancient Bird, Study Says” . National Geographic. 2008-06-13 .

3- Holden, Constance (2000). ”Florida Meeting Shows Perils, Promise of Dealing for Dinos” Science 14 Nisan 2000. 288/5464, ss. 238-239. doi : 10.1126/science.288.5464.238a

4- Timothy Rowe, Richard A. Ketcham, Cambria Denison, Matthew Colbert, Xing Xu, Philip J. Currie : (2001). “Forensic palaeontology: The Archaeoraptor Forgery”, Nature, 410, 539-540 (29 Mart 2001), doi : 10.1038/35069145

5- Feduccia, A., Lingham-Soliar, T., and Hinchliffe, J.R. (2005). “Do Feathered Dinosaurs Exist? Testing the Hypothesis on Neontological and Paleontological Evidence,” J. Morphology,266:125–166, 2005, doi: 10.1002/jmor.10382; 10 Ekim 2005.

6- Lingham-Soliar, T., Alan Feduccia, A. and Wang, X. (2007). “A new Chinese specimen indicates that ‘protofeathers’ in the Early Cretaceous theropod dinosaur Sinosauropteryx are degraded collagen fibres,” Proc. Royal Soc. B, doi:10.1098/rspb.2007.0352, 23 Mayıs 2007.

7- Zhang F. et al., (2010). “Fossilized melanosomes and the colour of Cretaceous dinosaurs and birds,” Nature463:1075–1078, 2010, doi:10.1038/nature08740.

Paylaş
Önceki İçerikNakış
Sonraki İçerikArtık Görün Ufuktan