M. Fethullah Gülen Hocaefendi ve onun düşüncelerinden istifade edilerek oluşan “Hizmet” veya “Gönüllüler Hareketi,” son zamanlarda hem Türkiye’nin hem de dünyanın dikkate değer sosyal olgularından biri haline gelmiştir. Bu sosyal gerçekliği tahlil bağlamında birçok akademik çalışma yapılmaktadır. Biz de bu incelememizde Gülen’in sosyal bilim anlayışının ana hatlarını ele almaya çalışacağız.
Sosyal bilim; insanı, toplumu ve ağırlıklı olarak insan-insan, insan-toplum ve insan-eşya ilişkilerinin sistemli bir biçimde incelenmesini hedefleyen, ilmi metoda uygun olarak üretilmiş düzenli bilgilerdir.i
Sosyal bilimler önceleri sosyolojinin içinde düşünülmüştür. Özellikle Fransa ve İngiltere’de birçok bilim adamı sosyolojinin içine tarihi, iktisadı ve siyaset bilimini katarak sosyal bilimleri geliştirmeye çalışmıştır. Fakat daha sonraları bu anlayış terk edilerek sosyal bilimler birbirinden bağımsız bir şekilde ele alınmıştır. Hatta birbirleriyle münasebetleri yokmuş gibi telakki edilmiştir. Günümüzde ise bu anlayış da terk edilerek sosyal bilimlerin hepsinin birbirleriyle irtibatlı bir bütün teşkil ettikleri görüşü ağırlık kazanmıştır.ii
Dünya ölçeğinde, makro sosyal teoriler misali, büyük bir sosyal ve eğitim hareketine ilham veren Gülen’in düşüncelerinin geniş bir teorik muhteva taşıdığı gözlenmektedir. O, toplumla ilgili sistemli bilgiler üretmiştir. O, sadece bilgi üretmekle kalmamış, teorik derinlik ile pratik zenginlik arasında tam bir uyumu da sağlamıştır. Gülen’in sosyal bilimlerle ilgili önemli yorum ve uygulamalar yaptığı görülmektedir. Zira o, konuşma ve yazılarında sosyal bilimlerin bazı kavramlarını sıklıkla kullanmaktadır. Mesela “örf, adet, anane, tabu, ülkü, objektif değerlendirme, kolektif şuur, Rönesans, mefkûre”iii bunlardan bazılarıdır. Yine onun yazı ve konuşmalarında; Marx, Durkheim, Freud ve Comte gibi sosyal bilimlerde önemli yeri olan birçok şahsa atıf yapılmakta, yer yer onlara eleştiriler de yöneltilmektedir.iv Bu Batılı sosyal bilimcilerin yanı sıra Gülen, İbn-i Haldun’dan, Gökalp ve İsmail Faruki’ye kadar birçok Doğulu sosyal bilimciye de atıf ve kritikler yapmaktadır. Bu meyanda, ilim çevrelerince sosyolojinin kurucusu olarak kabul edilen İbn-i Haldun’un yaygın görüşün aksine olarak; İslam iktisadının da kurucusu kabul edilmesini eleştirmesi, dikkate değer bir noktadır.v
Gülen’in sosyal bilim anlayışı, onun genel bilim anlayışının bir yönüdür. O, bilime bütüncül bakmak kaydıyla, sosyal bilim alanında da teorik, pratik, metodolojik yorum ve teklifler getirmektedir. Şüphesiz onun bu yaklaşımları; günümüz bilim ve sosyal bilim anlayışlarına önemli açılımlar sağlayabilir. Şimdi, tespit edebildiğimiz kadarıyla, onun bu meyandaki görüşlerini ele alalım:
1- Sosyal Bilimin Temel Dinamikleri
Ona göre ideal bilim ve dolayısıyla sosyal bilim; ilham, akıl ve tecrübe sacayaklarına dayanmalıdır.vi Onun burada akıl ve tecrübe gibi modern bilimlerin temel unsurlarıyla, manevi ilimlere ait bir kavram olan ilhamı birleştirmesi dikkate değer bir noktadır. Burada modern olanla geleneksel olanın birlikte ele alınması söz konusudur. Gülen, modern bilimlerin fazla dikkate almadığı kalbi de bir bilgi yolu olarak kabul etmektedir: “…insanda, aklî kabiliyetin ötesinde bir de kalb sahasının mevcudiyetinden bahsedilmektedir…”vii
Gülen, akıl ve mantık kavramlarının önemine de sıklıkla vurgu yapmaktadır. Fakat bu akıl ve mantık, maneviyattan kopuk değildir.viii Onun Kur’an-ı Kerim’den ilham alarak formüle ettiği yeryüzü mirasçılarının üçüncü vasfı ilme yönelmektir. Gülen, bu yönelişin temel formülünü de şöyle oluşturmaktadır: “Mirasçının üçüncü vasfı; akıl, mantık ve şuur üçlüsüyle ilme yönelmek olacaktır.”ix Bu durumda Gülen’e göre ideal bilim; ilham, akıl ve tecrübe sacayaklarına dayanmalı, bunlar da kalb, mantık ve şuurla birlikte çalışmalıdır. Onun bu yaklaşımından hareketle ilham, akıl ve tecrübeyi bilginin temel kaynakları, kalb, mantık ve şuuru da bilginin temel tahsil araçları şeklinde yorumlayabiliriz.
2- Sosyal Bilimlerde Çok Faktörcü Olmak
Metodolojik açıdan, Gülen’in sosyal bilim anlayışının temellerinden birisi de onun çok faktörlü izahlar yapmasıdır. Bu durum, modern sosyal bilimlerin de ana eğilimidir. Gülen, sosyal bilimlerde çok faktörcü bir bakış açısını önermektedir. Fakat bu çokluk içerisinde mutlaka bir bütünlük de olmalıdır. Ona göre bunu sağlayacak olan temel unsur marifetullahtır. Modern sosyal bilimciler ise, birçok faktör arasındaki bağı, nasıl ve neyle kuracakları konusunda fazla bir şey söyleyememektedirler. Gülen, modern bilimin çok zayıf kaldığı bu noktaya açılımlar getirmektedir.
Gülen’e göre ancak marifet ipiyle birbirine bağlanabilen bir sürü faktör; fizikle metafiziği, madde ile manayı, dünya ile ukbayı aynı anda ele almakta, zıt gibi görünen unsurları bile uyum içerisinde birleştirebilmektedir: “Fizikten metafiziğe, maddeden enerjiye, cesetten ruha, hukuktan tasavvufa hep onunla beraber olmak. Evet, varlığı tam kavrayabilmek için hem tasavvufi düşünce, hem ilmi araştırma çifte usulünü kabul etme mecburiyetindeyiz.”x,“…Gerçi tarihi hadiselerin arkasında pek çok sebep söz konusudur ama; yine de Kudreti Sonsuz, sebepleri icraatına bir perde yapmıştır ve bizim dünyamızı da onlarla kuşatmıştır.”xi
Bu anlayış, din ile bilim arasındaki ikiliği de ortadan kaldırmaktadır: “Gerçekleştirilebildiği takdirde, böyle bir bakış zaviyesi sayesinde, ilim dinin bir buudu haline gelir ve onun hizmetçisi olur.. akıl ilhamın elinde her yere ulaşabilen bir ışık tayfı kesilir.. tecrübi müktesebat da varlığın ruhunu aksettiren bir prizma mahiyetini alır.. ve her şey marifet, muhabbet ve zevki ruhani neşideleriyle gürler.”xii, “Her yerde din ile ilim el ele yürüyecek.. iman ile akıl sarmaş dolaş her yere meyvelerini saçacak.”xiii

Paylaş
Önceki İçerikGazel
Sonraki İçerikAşkını Soluklamak