Örümceğin Ölümcül Zehri, Felç Tedavisinde Kullanılabilir

 

Avustralya huni yuvalı örümceğinin ısırığı, 15 dakika içinde bir insanı öldürebilir, ancak bilim adamları, bu örümceğin zehrinde tespit edilen zararsız bir maddenin, felç sonrası beyin hücrelerinin sağlam kalmasına vesile olabileceğini ifade ediyor. Beyne giden kan durduğunda ve beyin oksijensiz kaldığında felç görülür. Felçlerin %85’i beyindeki kan damarlarında tıkanıklıklar sonucudur, geri kalanı ise hasar gören damarlar sebebiyle ortaya çıkan kanamalara dayanır. Her yıl yaklaşık 6 milyon kişi felç sebebiyle ölmektedir. Kalp krizinden sonra görülen en büyük ikinci sebep budur.

 

Araştırmacılar, huni yuvalı örümcekten alınan bu zehirde bulunan bir peptidin, felç sonrası beyin hücrelerinde fonksiyonunu kaybeden bir iyon kanalını kapattığını ve beyindeki asit algılayıcı iyon kanallarını blokladığını tespit etti. Bu kanallar, felç sonrası beyin hasarında önemli rol oynamaktadır. Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda, bu peptide ait tek bir dozun, felç sonrası sekiz saate kadar etkili olduğu ve beyin dokusunu koruyup nörolojik performansı büyük ölçüde iyileştirdiği görüldü. Bu keşif, beyin hasarını sınırlandırdığı için felç geçiren hastalar için ümit vaat etmektedir. Eğer bu bileşik insanlar üzerinde de iyi sonuç verirse, felcin yol açtığı sinir hücresi kaybını önlemede kullanılan ilk ilaç olacaktır.

 

Kaynak: Chassagnon IR ve ark. “Potent neuroprotection after stroke afforded by a double-knot spider-venom peptide that inhibits acid-sensing ion channel.” Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, Mart 2017.

 

İklim Değişikliklerinde İnsanların Rolü

Araştırmacılar, iklim değişikliği ile hava şartları arasında bir ilişkinin olabileceğini uzun bir süredir kabul ediyordu, ancak şu ana kadar bu ilişkiyi gösteren kesin bir delil bulunamamıştı. Yeni bir çalışma, global ısınmanın jet akımlarını, yani kuzey yarım küresinde batıdan doğuya hareket eden hava akımlarını olumsuz etkileyerek aşırı kötü hava şartlarına sebep olduğunu göstermiştir. Kutup bölgesinde görülen rekor seviyedeki yüksek sıcaklıklar sonucu bir dizi şiddetli hava olayı görülmüştür. Avrupa sıcak hava dalgası (2003), Pakistan’daki sel (2010), Rus sıcak hava dalgası (2010), Teksas ve Oklahoma’daki sıcak hava dalgası ve kuraklık (2011) ve Kaliforniya’daki kontrol edilemeyen orman yangınları (2015) bunlardan bir kısmıdır.

 

Global hava modelleri, kısmen jet akımlarının hareketlerine bağlıdır. Bu akımlar da kutup bölgesiyle ekvator arasındaki sıcaklık farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Bu farklılıklar azaldığı zaman jet akımlarının hareketleri yavaşlar, hatta duraklar. Bu da ağır hava şartlarının bir süre devam etmesi anlamına gelir. Yağmurlar, uzun ve yoğun bir şekilde yağar; sıcak günler, sıcaklık dalgaları haline gelir; yağmursuzluk, aşırı derecede kuraklığa dönüşür. 1870 yılından bu yana yapılan atmosfere dair gözlemlerle şu ana kadar kaydedilen seller, sıcaklık dalgaları ve kontrol edilemeyen orman yangınlarına ait veriler; bu gerilemenin, sanayileşme devrinde, yani zararlı gazlarla atmosferimizi kirletmeye başladığımız dönemde ortaya çıktığını göstermektedir. Bu yüzden son 40 yıldır, jet akımı hareketi üzerindeki etkiler, daha sık dile getirilmektedir. Araştırma ekibi, geleceğe dair tahminlerde bulunmak ve iklim değişikliğinin diğer muhtemel tesirlerini tespit etmek için bir model geliştirmeyi planlamaktadır.

 

Kaynak: I. R. Chassagnon ve ark. “Influence of Anthropogenic Climate Change on Planetary Wave Resonance and Extreme Weather Events.” Scientific Reports. Mart 2017.