Tıp ve Sosyal Bilimler Arasındaki Benzerlikler

0

 

Sosyal hadiselerin analizi ve bunun sonucunda alınması gereken tedbirler, toplum için büyük bir önem arz eder. Benzer şekilde, insan sağlığının muhafazası da büyük önem taşır. Dolayısıyla sosyal bilimler ve tıp bilimleri; ferdi ve toplumu ele alan konularla uğraştığından dolayı, yapı ve fonksiyon bakımından büyük benzerlikler gösterir. İnsan vücudunda normal veya anormal olarak cereyan eden hemen hemen her hadise, sosyal hadiselerde de benzer şekilde cereyan eder. Neredeyse her iki tarafta da hemen her hadisenin bir karşılığı vardır.

Tıp; insan vücudunu, yapısını, işleyişini, rahatsızlıklarını ve tedavilerini ele alırken, sosyoloji de insanların oluşturduğu toplumu, sosyal hadiseleri, problemleri ve çözümleri inceler.

Tıpta “hıfzıssıhha” denilen, sağlıklı yaşamak için gerekli bütün tedbirlerin alınması prensibi mevcuttur. Bu prensibe uyulmazsa, hastalıklar meydana gelir. Bunların da önce doğru teşhis edilmesi, sonra da en uygun şekilde tedavi edilmesi gerekir.

Sosyal hadiselerde de, toplum hayatının sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için herkesin uyması gereken prensipler vardır. Bunlara uyulmadığı zaman meydana gelecek rahatsızlıkların da aynı şekilde, önce çok iyi tahlilinin yapılması, sonra da uygun çözümlerin bulunması zaruridir.

Aslında, sadece insanın değil her türlü canlı organizmanın anatomi ve fizyolojisi de toplum hayatına ve işleyişine büyük benzerlikler gösterir. Araştırmacılar, organizmaların anatomi ve fizyolojilerini incelerken buldukları mükemmellikleri, insanların ve diğer canlıların faydasına olabilecek metotlar ve cihazları geliştirmede kullanmaktadır. Kuşlar uçaklara, balıklar da deniz vasıtalarına ilham olabilmektedir.

 

İnsan Anatomisi, Fizyolojisi ve Sağlığın Korunması

İnsan vücudunun anatomisiyle toplum yapısı birbirine benzer. Vücutta, en küçük yapı taşı hücredir; sonra dokular, organlar, sistemler ve nihayet bütün vücut gelir. Toplumda da en küçük yapı insandır; sonra aile, akrabalar, birlikte olunan komşular ve nihayet toplum meydana gelir.

Fizyolojik olarak da her hücre, organ ve sistemin kendine has bir işleyiş tarzı vardır. Nihai hedef organizmanın yani bütün vücudun maksada uygun, en verimli şekilde ve koordineli olarak çalışmasıdır. Her alt birim, yapması gereken fonksiyonu tam olarak yerine getirme mecburiyetindedir. Dünya Sağlık Teşkilatı’nın sağlık tarifinde bütün bu şartlar göz önüne alınır; beden, ruh ve sosyal ilişkiler bakımından tam bir iyilik haline “sağlık” denir.

 

Hastalıkların Oluşumu, Teşhisleri, Tedavileri ve Rehabilitasyon

Vücudun mükemmel yapı ve işleyişinin doğru kurallar çerçevesinde iyi muhafaza edilmesi lazımdır. Bu şekilde sağlığın korunmasına “hıfzıssıhha” denir. En doğru, en kolay ve en ucuz yol budur. Eğer bu kurallara dikkat edilmezse, alkol, sigara, uyuşturucu gibi zararlı alışkanlıklara girilirse, gerek yapı, gerekse işleyişlerde aksaklıklar, yani hastalıklar meydana gelir. Bunlar, kanserin metastaz yaptığı gibi diğer insanlara da bulaşabilir. Toplu ölümler meydana gelebilir. Günümüzdeki nakil vasıtaları ile dünyanın her yerine kolayca gidildiğinden, bu hastalıklar çok kısa süre içinde bütün dünyaya yayılabilir. Organik yönden yani somatik denilen organ hastalıklarının bu şekilde kolayca yayılmasında görüldüğü gibi, İnternet yoluyla da çeşitli psikolojik rahatsızlıklar, artık sınır tanımadan ve çok hızlı bir şekilde dünyanın her yerine yayılabilmektedir.

Bu durumda öncelikle yapılması gereken, bunların sebeplerinin tespiti yani teşhistir. Doğru bir teşhis için de hastanın çok iyi dinlenilmesi ve laboratuvar tetkikleri gereklidir. Doğru teşhis konulduktan sonra, geçmiş tecrübelerden istifade ve ilgili diğer branş doktorlarıyla istişare edilerek (konsültasyon) en uygun tedavi usulüne karar verilir. Daha sonra hasta izlemeye yani rehabilitasyona alınır ki normal hayatına dönebilsin.

 

Toplum Yapısı, İşleyişi ve İyi Bir Toplum İnşası

Benzer şekilde, toplum yapı ve işleyişinin de iyi muhafaza edilmesi gerekir. Zararlı alışkanlıkların sebep olduğu yapı taşındaki bir arıza, toplumda kendisini farklı şekillerde hissettirir. Tek bir ferdin rahatsızlığı, sırasıyla ailesini, akrabalarını, komşularını, sonra da içinde bulunduğu şehri ve nihayet ülkeyi ve küreselleşen bir dünyada bütün bir insanlığı derecesine göre etkileyebilir.

Problem oluşturulmaması; en kolay, en doğru ve en ucuz metottur. Bu yüzden öncelikle yapılması gereken, mümkün olduğunca, problemlerinin ortaya çıkmasına fırsat vermeyen bir sistemin inşa edilmesidir.

 

Sosyal Problemlerin Tespiti, Düzeltilmeleri ve Rehabilitasyon

Fertler bir problem yaşarsa, bunlar ilgili ekiplerce acilen teşhis edilmeli ve sonra da yine bir ekip çalışması ile en uygun çözüm yolları bulunmaya çalışılmalıdır. Bir daha böyle problemin olmaması için de gerekli tedbirler alınmalıdır.

Zaman, konjonktür, insan fıtratı ve toplum davranışları dikkate alınarak bu problemler çözülemeyecek olursa, sırasıyla bütün yapılar, yani aile, akrabalar, komşular, ülke ve bütün insanlık bu rahatsızlıklardan derecesine göre etkilenecek, bir toplumun çöküşü, toplumların çöküşünü netice verecektir. Tarih, bunların misalleriyle doludur.

İyi eğitimli ve mesuliyetini bilen bir doktor, bir ferdi önce hastalıktan korumaya gayret eder, hastalanınca da en doğru teşhis ve tedaviyi uygulamaya çalışır. Bir ailede baba ve anne, okulda müdür, toplumda idareci de aynı şekilde, gözlerini dört açarak, önce bir problemin ortaya çıkmaması için gerekli tedbirleri almalı, her şeye rağmen bir problem görürse, en uygun metotlarla bunu çözmelidir.

 

Bazı Örnekler

Kalb, vücudu beslemeden önce kendini besler. Koronerlerdeki bir tıkanıklık sebebiyle kendini besleyemediği zaman, kalb krizi (enfarktüs) görülür. Sosyal hayatta da insanlara faydalı olabilecek bazı güzellikleri paylaşmak isteyen bir insanın, önce kendisinin bu güzellikleri yaşaması gerekir. Benliğe mal edilmeyen bir güzellik, anlatılsa da tesir etmez.

İnsanın zekâsı, bir yönden, beyin hücreleri arasındaki bağlantıların çokluğu ile ilgilidir. Bu da okumayla, dinlemeyle, konuşmayla ve kafa yormayla doğrudan ilgili bir durumdur. Böyle bir insanın bunaklık ve Alzheimer hastalığına yakalanma riski daha azdır. Aynı şekilde, bir insanın sosyal olması da insanlarla kurduğu ilişiklerle ilgilidir. Bir insanın diyalogda bulunduğu insan sayısı ne kadar fazlaysa, o insanın tecrübeleri, hayata bakışı, öğrendiği metotlarla problem çözme kabiliyeti o kadar fazladır. Her şeye ve herkese daha toleranslı davranır.

Bir iltihabın belirtileri; ağrı, ateş, kızarıklık ve şişkinlik olduğu gibi, toplumdaki bazı rahatsızlıkların da bunlara benzer belirtileri vardır. Uygun antibiyotikle bu iltihap hemen tedavi edilebilir. Toplumda da bu tür rahatsızlıklar, uygun metotlarla çözülebilir. İltihap yeterince tedavi edilmezse, apseleşir. Apsenin mutlaka boşaltılması gerekir, yoksa hem şiddetli ağrı olur, hem de etraftaki dokuları enfekte eder. Sosyal hadiselerde de apseyi boşaltmak, yani gerekli müdahalelerde bulunmak gerekir. Sonra her iki kesimde de uygun tedavi ve çözüme devam edilir.

Kanser, bulunduğu organı iş göremez hale getirir, farklı bir şekle dönüştürür. Erken tespit edilirse, tedavisi kolaydır. Gecikilirse, metastaz yapar, yani diğer organlara atlar, onları da iş yapamaz duruma getirir. Kanser, anarşik bir duruma benzer. Toplumsal hadiselerde de anarşi erken tespit edilirse, çözümü kolaydır. Gecikilirse, her tarafa yayılır, bir toplumu yok bile edebilir.

Bazı ameliyatlar çok hassastır. Yeteri kadar bilgisi ve tecrübesi olmayan doktorlar bu ameliyatları yaparsa, o organların fonksiyonları, hatta bütün vücut olumsuz etkilenebilir. Toplumun her seviyesinde idareci pozisyonunda olan insanlar da, bulundukları konum ve durumun hassasiyetine göre, bilgi, tecrübe ve ahlak seviyelerine bağlı olarak, kendilerine düşenleri yapmazlarsa, toplumun ilgili ünitesini veya bütün bir toplumu uçuruma sürükleyebilir.

Harvard Tıp Fakültesinde, 75 yıl önce yapılmaya başlanan bir araştırma halen devam etmektedir. Şu andaki yürütücü Prof. Dr. Robert Waldinger, yaptığı bir TED konuşmasında, bu çalışmayı anlatmıştır. Çalışmada, üniversitenin etrafında yaşayan her kesimden insanlar belli aralıklarla hastaneye çağrılmışlar ve değişik testler ve anketler yapılmıştır. Alışkanlıkları, hayat tarzları ve başka faktörlerin onların zaman içindeki sağlıklarını nasıl etkilediği araştırılmıştır. Çok tanıdığı olan, farklı insanlarla diyaloglarını geliştiren, ihtiyacı olan insanlara yardım eden, hayata müspet bakan insanların, bunları yapmayanlara göre daha az hastalandıkları, daha sağlıklı ve mutlu oldukları tespit edilmiştir. Burada da sosyal hayat ve tıbbın korelasyonu görülmektedir.

Vücuttaki bir tümör çıkarılırken, uygun metotlar kullanılır. Tümörün, kapsül denilen bir cidarı vardır. Önce buna giriş yolu bulunur ve zedelenmeden ve tümörün içine girilmeden tümör kolayca çıkarılabilir. Buna dikkat edilmeden, tümörün direk içine girilirse, tümörün içindeki zararlı yapılar kana karışır, çok kanama olur ve ameliyat çok zorlaşır. Sosyal hadiselerde de bir problem varsa, usul ve üsluba çok dikkat etmek gerekir. Bunlara dikkat edilmezse, problemi çözeyim derken problem çözülemez hale gelebilir.

İşitme testinde de kullanılan aynı frekanstaki iki diyapazondan birisi titreştirilip ötekinin yanına getirildiğinde, öteki de titreşmeye başlar. Buna rezonans olayı denir. İnsanlar arası münasebetlerde de aynı kanun geçerlidir. İki kişi aynı frekansta konuşuyorsa, yani rezonans halindeyse, birbirlerini anlamaları çok kolay olur. Rezonans, manevi âlemle ilişkilerde de geçerlidir. Manevi rezonans sayesinde belli ilhamlar ve feyizler alınabilir.

Sağlıklı kalabilmek için nasıl hareketli olmak gerekiyorsa, sosyal hayatta başarılı olmak için de yine aktif olmak gerekmektedir. Tıpta doktorun kendini iyi yetiştirmesi, sürekli tıp eğitimi, dünyayı takip etmesi nasıl olmazsa olmaz bir şartsa, toplumdaki her seviyedeki yönetici ve lider tarafından, yeni şartlara uygun modellerin geliştirilmesi, ancak sürekli eğitimle mümkün olabilir.

 

Sonuç

Vücut ve toplum arasındaki bu benzerliklerin tespiti, çok yönlü eğitimin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Anaokulundan üniversiteye kadar, hatta üniversite sonrası bütün bir hayat boyunca eğitim ve öğretimin devamı esnasında, insanları çok yönlü ve diyaloğa açık yetiştirme, büyük bir önem arz etmektedir.

Unutulmaması gereken önemli bir nokta da insan olarak yapılması gereken görevleri sadece içinde yaşanılan toplumla sınırlı olarak görmeyip dini, dili, ırkı ne olursa olsun, insan olma ortak paydasından hareketle, dünyanın neresinde bir sosyal problem varsa, imkânlar ölçüsünde oraya ulaşmaya çalışmak olmalıdır.

Sağlam fertlerden sağlam toplumlar, sağlam toplumlardan da yaşanılabilir bir dünya oluşur. Bu yönde yapılacak her türlü gayret, gelecek nesillere en iyi miraslardan birini bırakmak demektir.

Allah’ın (celle celaluhu) insana ihsan ettiği kabiliyetleri en verimli şekilde kullanma durumunda insanın, gerek kendi sıhhatini muhafaza etmesi, gerekse toplumla ilgili problemleri en uygun metotlarla çözmesi çok kolaydır ve bu da insan olmanın bir gereğidir.

İnsanı, diğer canlıları ve bütün kâinatı yaratan Yüce Yaratıcı, insan sağlığı ve sosyal ilişkilerde uyulması gereken prensipleri, Peygamberler (aleyhimüsselam) vasıtasıyla gönderilen mukaddes kitaplarda, çok mükemmel bir şekilde, bütün insanlığa bildirmiştir. İnsana düşen, kendisine ihsan edilen bu kabiliyetler ve kutsi rehberlikle, hem kendini hem kâinatı bu prensipler ışığında okuyarak, şahsi ve sosyal sağlığı muhafaza etmek olmalıdır.