Kendinizi bir çöl karıncası olarak düşünün. Tunus’un beyaz çöllerinde yuvanızdan yiyecek aramak üzere çıkıyorsunuz. Nereye gideceğinizi bilmiyorsunuz. Yuvanızın etrafında daireler çizerek yiyecek bulana kadar ilerliyorsunuz. O günkü nasibinizi buldunuz diyelim. Peki, yuvanıza nasıl geri döneceksiniz?

Bilim insanları gözlemlerinde karıncaların yiyeceklerini bulduktan sonra, yürüdükleri yolu takip etmeden, yuvalarına doğrudan döndüklerini gördü. Bulunduğu yerden yuvasına en yakın yolu bir karınca nasıl bulabilir? Kızıl karıncaların ve orman karıncalarının yollarını bulmak için etrafa kimyevi işaretler bıraktığı bilinmektedir. Bu canlılar, İlahi bir sevkle, bazı izler bırakarak nereden geçtiklerini hatırlayıp yuvalarına dönüş yolunu bulmaktadır. Çölde ise bu tarz işaretlemeler neredeyse imkânsızdır. Çöl kumlarının yapısı ve çöl şartları, bu tür işaretleri taşıyacak kimyevi maddeleri barındırmaya uygun değildir. Bu çeşit işaretler çöle bırakılsaydı, karıncalar için bu durum, Hansel ve Gretel masalındaki çocukların ekmek kırıntılarını daha sonra bulamaması gibi olurdu. Demek ki burada hayatını sürdüren çöl karıncaları başka bir mekanizma ile donatılmıştı.

Siyah çöl karıncaları (Cataglyphis fortis), sabah güneşinin yükselmesiyle 70 dereceye kadar çıkan çöl kumunun sıcağında, ısıya kendileri kadar dayanıklı olmayan başka böceklerin ölülerini aramak için yuvalarından çıkar. Bu küçük çöl karıncalarının da kızgın kumların üzerinde ve yakıcı güneşin altında kalabilecekleri zaman dilimi yalnızca bir saattir. Bu bir saat içinde yiyeceklerini bulup yuvalarına geri dönmeyi başarmak zorundadırlar. Görüldüğü üzere, çıkmaya hazırlandıkları yolculuk oldukça zorlu ve tehlikelidir. Meydana gelebilecek en ufak bir aksaklık, mesela zamanında yuvaya geri dönememe, hayatlarına mal olacaktır.

Çöl karıncalarının yiyeceklerini yuvalarına en kestirme yoldan giderek nasıl götürdüklerini merak eden bilim insanları, Tunus’un kızgın çöllerinde bir dizi araştırma yaptı. Sabahın erken saatlerinde, sıcaklar bastırmadan, karınca yuvasının bulunduğu bölgeye gidip orayı karelere böldüler. Böylece karınca hareketlerini koordinat düzleminde görme imkânları olacaktı. Karıncaları takibe başladılar. Bir karınca günün erken saatlerinde yiyecek bulmak için yuvasını terk etti. Bir süre sonra araştırmacılar tarafından konulan yemi buldu, ancak kendisini bir sürpriz bekliyordu. Yemi bulan karınca araştırmacılar tarafından bir süreliğine alıkonuldu. Araştırmacılar yiyeceğiyle birlikte karıncayı daha uzakta bir yere götürüp bıraktı. Karıncanın ipucu yerleştirme sistemi olsaydı, önce yakalandığı yeri bulmaya çalışması sonra da geldiği gibi geri dönmeye çalışması beklenirdi. Oysa karınca doğrudan yuvanın yolunu tuttu. İlahi bir sevkle karınca yuvaya göre konumunu belirleyerek hemen yola koyuldu. Bu deneyi pek çok karıncada tekrar ettiler ve aynı neticeyi aldılar. Karınca yerden alınıp gene alındığı yere konulduğunu zannetseydi, yani yeni konum belirlemesi yapmayarak ezbere hareket etseydi, yuvasından uzaklaşmış olacaktı.

Karıncalar, sinir sistemlerindeki bazı nöronların yaradılıştan gelen kodlaması ile yeni konumu ile yuvanın yerini hemen bulmuştur. Üstelik hata payı çok düşüktür. 500 metrelik bir seyahatte, mesafede ortalama %10, açıda ise sadece 2 derece hatayla yuvalarını bulmaktadırlar. Daha da ilgi çekici tarafı, karıncanın navigasyon sisteminde hata paylarının da hesaplanmasıdır. Gideceği konuma yaklaştığında, tam konumlandırma olmadığında, ileri geri paralel çizgilerle ilerleyerek yuvasına minimum hatayla ulaşmaktadır.

Bu konuda çalışma yapan araştırmacıların elde ettikleri ilmi netice şu şekilde kayıtlara geçmiştir: İnsan gözünde bir, çöl karıncalarında ise bin mercek vardır. Bu karıncaların her bir gözünde gökyüzünün farklı noktalarında gelen polarize ışığı algılayabilen 80 tane merceğin bulunduğu tespit edilmiştir. Polarize ışık, güneş ışığının dünya atmosferine girerken hava moleküllerine ve diğer parçacıklara çarparak her yöne dağılmasıyla meydana gelmektedir. Bu dağılma polarizasyona yol açar ve birçok düzlemde titreşen ışık, sadece bir düzlemde titreşmeye başlar. Bunun sonucunda ise, aralarından en güçlüsü, güneşe her zaman 90 derece açı yapan belirgin bir polarizasyon olur. İşte çöl karıncalarının gözlerinde bulunan mercek sistemi, bu polarizasyondan yararlanarak bir çeşit gök haritası çıkarmaktadır. Karınca durduğunda, gökyüzünün bu durumuna kilitlenebilmek için başını olduğu yerde hareket ettirir. Bu yolla yuvasına dönüş için gerekli yönün hesabını yapar. Bu hareketi ise yol boyunca tekrarlar. Eğer yuvasını bulamazsa, bir takım dairevi hareketlerle yeni bir arama yöntemine başvurur ve genellikle de maksadına ulaşır. Bunun anlamı şudur: Her bir karınca yiyecek bulmak için çıktığı yolculuğun her noktasında yuvasından ne kadar uzakta olduğunu ve yuvasının hangi yönde kaldığını bilmektedir. Bu arada karıncanın ne zaman ve nerede yiyecek bulabileceğini de bilmediğini söyleyelim.

Araştırmacılar karıncaların yuvalarına göre konumlarını nasıl belirlediği konusunu ele aldılar. Önce yuvalarına geri dönmek için güneşin konumundan istifade edebileceklerini düşündüler. Bu hipotezi test etmek için bir dizi aynayı, güneşin gökyüzünde farklı bir yerde algılanması için yerleştirdiler. Karıncaların güneşin yeni konumuna göre yollarını değiştirdiklerini gördüler. Bu yeni bir problemi de beraberinde getirdi: Güneş gökyüzünde gün içinde hareket ediyordu.

Bu defa araştırmacılar, karıncaların yuvadan çıkıp yemi bulmasının hemen ardından üzerlerine bir kutu kapatarak onları hapsettiler. Kutunun içinde birkaç saat bekleyen karıncalar güneşi ve hareketlerini göremiyordu. Kutu kaldırıldıktan sonra karıncaların dönüş yolunu bulmakta zorlanmaları bekleniyordu. Bir ipucu olarak güneş, onların yanılmalarına sebep olacaktı. Sadece ona bakarak ilerliyorlarsa, bir hata yapacaklar ve kutudan çıktıklarında yanlış yoldan gideceklerdi. Ancak güneşin konumunu kendi iç saatlerine göre kullanıyorlarsa, bir sıkıntı yaşamayacaklardı. Deneyin sonucunda karıncaların yuvalarına hatasız bir şekilde döndükleri görüldü. Araştırmacılar, çöl karıncalarının güneşi görmeseler bile zamanın geçtiğinin farkında olduklarını tespit etti.

Karıncalar güneşin gökyüzündeki hareketini, İlahi bir sevkle, kendi saatlerini ayarlamada kullanmaktadırlar. Peki, ne kadar yol gideceklerini nasıl bilebiliyorlar? Araştırmacılar bunu keşfetmek için üç hipotez geliştirdi.

Birinci hipoteze göre, karıncalar yiyeceklerine ulaşıncaya kadar harcadıkları enerjiyi hesaplayarak dönüş yolunda da ne kadar enerjiye ihtiyaç duyduklarını bilebiliyor ve enerjileri yettiği kadar gidiyordu. Enerjilerinin bitmesi yolculuklarının sonu anlamını taşıyordu. Hipotezi test etmek için bir karıncaya yiyeceğine ulaşır ulaşmaz, araştırmacılar tarafından ek yükler yüklendi. Vücut ağırlıkları artarsa, geriye dönüşte daha fazla enerji harcayacaklarından yuvaya ulaşamayacakları düşünüldü. Fakat bu durum da karıncaları etkiledi ve yüklerine aldırış etmeden en kestirme yoldan yuvalarına döndüler.

İkinci hipoteze göre, karıncaların görmeye dayalı bir hafızaya sahip oldukları düşünüldü. Araştırmacılar bu sefer yiyecek kaynağını bulan karıncanın gözlerini bağladı. Bu durumda geriye dönüş yolunda hafızasından yararlanamayacaktı. Gözünün bağlanması da karıncayı yolundan alıkoymadı ve yine yuvasına ulaştı. İkinci deneyi genişleterek başka bir deney daha yapan araştırmacılar, bu sefer karıncanın önüne uzun bir televizyon ekranı yerleştirdi. Televizyon ekranında uçsuz bucaksız bir çöl görüntüsü vardı ve bu simülasyonda karıncaya bütün çölü aşmışlık hissi veriliyordu. Sonuç yine değişmedi; karıncalar görüntülere aldanmadan yolunu buluyordu.

Son olarak, adımların sayılması hipotezini test ettiler. Karıncaların nereye gittiğini bilmesi için bir ölçüme ihtiyacı vardı. Adımları saymak bunu sağlayabilirdi. Peki, bir karıncanın eve dönebilmek için adımlarını saydığını nasıl bilebiliriz? Bir kere daha karınca yiyecek kaynağına kadar takip edildi. Yiyeceği alan karıncanın bacaklarına, boyunu uzatacak şekilde kıldan bacaklar yapıştırıldı. Böylece adımları büyümüş olur. Başka bir karıncanın ise bacakları kısaltıldı. Dizlerinden hemen aşağısı kesilen karıncanın bacakları kısa olduğundan aynı mesafeyi kat edebilmesi daha fazla adım atması gerekiyordu. Her iki karıncanın yuvaya dönüşlerine bakıldı. Bacak boyu kısa olan yuvaya gelmeden önce yuvaya geldiğini zannetmiş, bacak boyu uzun olan ise yuvayı geçip gitmişti. Böylece karıncaların aldıkları mesafelere göre adımlarını saydıkları anlaşıldı. Bacakları kısaltılmış veya uzatılmış olan kontrol grubundaki karıncaların ise yuvadan bırakıldıklarında, yiyeceklerini bulduktan sonra yuvalarının yolunu bir sorun yaşamadan buldukları tespit edildi.

Kudret Sıfatıyla tezahür eden kâinat kitabında hikmetle yazılan harflerden biri olan bu minik karıncalar, Kelam Sıfatından gelen Kur’an-ı Hakîm’in şu ayet-i kerimesine ne güzel ayna oluyor:  “…Hiç bir canlı yoktur ki, Allah onun perçeminden tutmuş da mutlak hâkimiyet ve tasarrufu altında bulunduruyor olmasın” (Hud Suresi, 11/56).

Kaynaklar

 

Aslan, Fatih Bera, “How Do Ants Find Their Way?”, The Fountain, sayı: 119, 2017.

 

Grah G., Wehner R., & Ronacher, B. (2005). Path integration in a three-dimensional maze: ground distance estimation keeps desert ants Cataglyphis fortis on course. The Journal of experimental biology, 208 (Pt 21), 4005-11 PMID:16244161.

 

Muller, M., & Wehner, R. (1988). Path Integration in Desert Ants, Cataglyphis fortis. Proceedings of the National Academy of Sciences, 85 (14), 5287-5290. DOI: 10.1073/pnas.85.14.5287.

 

Wittlinger, M., Wehner R., & Wolf, H. (2006). The ant odometer: stepping on stilts and stumps. Science(New York, N.Y.),312 (5782), 1965-7 PMID: 16809544.