Bütün varlıklar, özellikle de canlılar, birbirleriyle doğrudan veya dolaylı irtibat halindedir. Bu irtibatın seyrinde ve seviyesinde en belirleyici unsurlardan biri, karşılıklı muamelelerde sergilenen hal, hareket ve sözlerdir. Bunların kaba, katı ve kırıcı olanları, menfi tesirler icra eder ve muhiti, meselenin muhatapları için problemli bir zemine çevirir. Yumuşak, yapıcı ve yatıştırıcı bulunanları ise müspet etkiler meydana getirir ve oluşturduğu ahenkle, bir barış ve huzur atmosferi sunar.

İslam’ın nazara verdiği evrensel insanî değerlerdeki temel hedef de insanla onu çevreleyen varlıklar arasındaki bu alakayı, sağlam, dengeli, makul, makbul ve sürdürülebilir bir çizgide ve çerçevede inşa etmektir. Bu meselenin baş muhatabı, hayatı kendi iradesiyle göğüsleyen, daima değişen, gelişen ve çok farklı imtihanlarla yüzleşen insandır. Zira o, kendisine ihsan edilen üstün donanımla etrafına sürekli tesir etmektedir.

İnsana bu konuda da rehberlik yapan Kur’ân ve Sünnet, muhtemel sıkıntıları tedavi adına emir, nehiy ve tavsiyelerde bulunmuştur. Bir taraftan rahmet, şefkat, sevgi, hilm, silm, af, adalet, müsamaha, sabır, fedakârlık ve başkaları için yaşamayı adres gösterirken, diğer taraftan sertlik, kavga, kin, kibir, zulüm, düşmanlık, şiddet ve hiddetin menfi neticelerini haber vermiş ve her vesileyle hatırlatmıştır.

İslam’a göre Yaratıcısına, kendine ve dışındakilere karşı birçok mesuliyeti bulunan insan, istikamet üzere yürümek istiyorsa, varlıkla münasebet ve muamelelerinde rıfkı esas almalıdır.

Rıfk

Rıfk; söz ve fiillerde ince, zarif, hoş, yumuşak ve nezaketli olmayı; hal ve hareketlerde uyumu, dengeyi ve geçimli olmayı; her türlü tercihte kolay ve güzel olana yönelmeyi ifade eder. Zıddı olan ünfise şiddeti, sert, kaba, kırıcı, şedit, hırçın söz ve davranışları içerir.

Yakın anlamlı kavramlardan hilm ise şiddet ve kabalık karşısında heyecanı kontrol altına alıp taşkınlık yapmamayı, akıl ve teenni ile hareket etmeyi, muhataba zaman tanımayı, karşılık vermek için olayın netleşmesini beklemeyi, şiddet zemininde de rıfk ahlakını korumayı ifade eder. Rıfk genel bir muameleyi ifade ederken hilm, şiddet karşısında ortaya çıkan daha özel bir tavrı yansıtır.

Korunma ve Kurtulma Vesilesi

Her faziletin beraberinde getirdiği değerli ve değişik kazanımlar vardır. Allah’ın sevgisine mazhariyet, rızaya erme, sevilme, dost ve gönül zenginliği, huzur ve cennete nail olma gibi… Hadislerde rıfkın da değişik kazanımlarına işaret edilir. Bunlardan birisi cehennem azabından uzaklaşmadır: “Cehennem, her yumuşak huylu, uysal, sakin ve kolaylık gösterenlere haram kılınır.”[1]Diğer bir kazanım ise ilahi himaye ve cennete dahil olmadır: “Üç şey kimde bulunursa, Allah onu himâyesine alır ve onu Cennetine kor. (Bunlar:) Zayıflara yumuşak davranmak, ana babaya şefkatli olmak ve eli altında bulunan hizmetkârlara iyilik etmektir.”[2]Hadisin işaretiyle, “güçlünün,” zayıf muhataplarına rıfk ile muamele etmesi, ona cennete ulaştıracak ve Allah’ın himayesine nail kılacak bir ahlaktır.

Biri Bin Yapan Değer

Rıfk, hem şahıs hem de toplum için tam bir bereket vesiledir. Bunu ifade sadedinde Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselâm) “Rıfk, fazlalık ve bereket içerir” buyurur. Zira o, hep iyilik yüklüdür ve her zaman hayır doğurur. Fiillerinde ve sözlerinde ondan mahrum olan, hayırdan uzaktır. Bir sistemi sağlıklı halde işleten, cüzlerin aralarındaki uyumdur. Cüzün ortaya koyduğu hizmet, her zaman sistemin verdiği neticeden az ve eksik olacaktır. Rıfk, varlığı birlikte ve uyum içerisinde yaşamaya, çalışmaya ve üretmeye sevk eden en önemli unsurlardandır. Müfredler onunla cem, fertler onunla cemaat olurlar. Rıfk olmadan etraftakileri bir arada tutmak mümkün değildir. Üstelik kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmanın yolu rıfktır ve rıfk, düşmanlık duygularıyla oturup kalkan insanları candan, sıcak bir dost yapıverir.[3]

            Allah Rıfk Sahibidir

Allah Resûlü, “Allah, rıfk sahibidir ve her işte rıfk ve yumuşaklığı sever”[4]buyurur. Allah’ın rıfk ile muameleyi sevdiği ve kendisiyle irtibat kurmayı başarmışlara karşı çok refîk olduğunu haber verir. Allah, O’nun (aleyhissalâtü vesselâm) için Yüce Refîk’tir ve Rıfk Peygamberi’nin ruh ufkunda hayatı boyunca Allah’ın rıfk iklimine kavuşmak tüllenmiştir.

            Rıfk ve Allah Resûlü

Bir peygamber vasfı olan rıfk, zirvedeki temsilini, Allah Resûlü’nde (aleyhissalâtü vesselâm) bulmuştur. O, varlıkla kurduğu münasebette rıfkı esas almış ve bir an bile olsa rıfk çizgisinden ayrılmamıştır. Hayatı boyunca elinin içi veya dışıyla hiçbir canlıyı incitmemiş ve diliyle hiç kimseyi kırmamıştır.[5]Hatta her daim düşmanlıkla oturup kalkan nicelerinin hak yola ilhakına onunla vesile olmuş ve en hayırlı toplumun mayasını onunla karmıştır.

O, Allah’ın merhametinin bir eseri olarak insanlara hep yumuşak davranmış ve böylece onları, her türlü imtihan ve netice karşısında hep yanında tutmuştur. Onların dağılıp gitmelerine sebep olacak kaba, katı yüreklilikten her zaman uzak bulunmuştur.[6]

Hz. Enes (radıyallahu anh), O’nun rıfkını yansıtan bir kareyi bize şöyle takdim eder: “Resûlullah ile beraber yürüyordum. Üzerinde Necran kumaşından sert yakalı ve kaba bir cübbe vardı. Bir A’râbî O’na ulaşarak cübbesinden kuvvetlice çekti. Resûlullâh’ın ensesine baktım ki, kuvvetli çekişinden cübbenin sertliği oraya iz bırakmıştı. Sonra A’râbî: “Ya Muhammed! Sendeki Allah malından bana verilmesi için emret,” dedi. Resûlullâh ona döndü ve güldü, sonra da ona bir şey verilmesini emretti.”[7]

Şahit olduğu aşırılıklara, haşinliklere anında müdahale etmiş ve muhatabını rıfk ile muameleye davet etmiştir. Zira hakikatte “İyi huyluluk ve yumuşaklıktan mahrum olanlar, hayırdan da mahrum kalırlar.”[8]

            Rıfk ve Müslüman

Müslümanın emniyet ve güven insanı olmasında rıfkın hayatî önemi vardır. Rıfkın zıddı olan şiddete asla yer verilmemelidir. Bu hususa işarette bulunan Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), “Allah refiktir, yumuşaklık, kolaylık ve müsamaha sahibidir. Bu sebeple rıfkı sever, rıfk ile hareket edenden razı olur. Rıfka mahsus bir yardımı vardır ki şiddet sahipleri bu yardımı göremez!”[9]buyurmuş ve ona, yürümesi gereken güzergahı adres göstermiştir.

Efrendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hz. Âişe (radıyallahu anha) validemize hırçın bir deve göndermiş ve ardından da “Yâ Âişe, sen yumuşak davran! Zira yumuşaklık bir şeyde bulunursa mutlaka onu süsler ve bir şeyden çekip alınırsa mutlaka onu çirkinleştirir”[10]buyurarak muhatap hırçın ve huysuz bir hayvan bile olsa insanın muamelelerinde rıfktan ayrılmaması gerektiğine işaret etmiştir.

            Rıfk ve Gönüllere Girme

Din muameledir ve dinin tebliğinde en etkili yol samimi temsildir. Dinin ilk temsilcileri olan peygamberler, Firavun dahil insanlara talim, terbiye ve davette bulunurken hep gönül alıcı söz, tavır ve davranışlarda bulunmuşlardır.[11]Allah Resûlü de ashâbına insanları tevhide davet ederken rıfk ile muamele etmelerini salıklamıştır.

Boykot sonrası Mekke’ye gelen ve Müslüman olan Hz. Tufeyl ibn-i Amr’ı (radıyallahu anh) irşat ve tebliğde bulunması için kavmi Devs’e geri göndermişti. En yakınlarından başlayarak kavmini İslam’a davet eden Hz. Tufeyl, babası, hanımı ve Ebû Hüreyre gibi kişiler hariç davetine müspet karşılık alamamıştı. Bunun üzerine hemen yola koyulup Mekke’ye gelmiş, “Yâ Nebiyyallah! Onlar Müslüman olmaktan kaçındılar ve Allah’a asi oldular!” diyerek kavmi Devs aleyhinde dua etmesini talep etmişti.

Onun anlattıklarını dinleyen Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm), ayağa kalkmış, kıbleye yönelmiş ve ellerini kaldırmıştı. Olaya şahit bulunanlar, “Devs halkı helâk oldu!” demişlerdi. Fakat onların zanlarının aksine Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) iki defa: “Allah’ım! Devs’e hidayet et! Onları imana getir!” buyurmuştu. Ardından da şaşıran Hz. Tufeyl’e dönmüş ve: “Kavminin yanına dön! Onları İslâm’a davet etmeye devam et!” buyurmuştu. Yalnız bir de tavsiyesi vardı; bunları yaparken onlara “rıfk” ile davranması.[12]

Yumuşak huy ve yumuşak kelimeler gönüllerin anahtarıydı. Bundan dolayı Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) duası ve tavsiyesi semeresini vermiş ve Devs kabilesinden seksen aile, ilerleyen yıllarda Müslüman olarak Medine’ye hicret etmişti.[13]

Yemen halkına rehberlik yapması için gönderdiği Hz. Muaz’a da (radıyallahu anh) gönüllere yol bulabilmesi için benzeri tavsiyelerde bulunmuştu: “İnsanları dine tatlı sözle davet edin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Uyumlu olun, geçimsiz olmayın.”[14]“Allâh güzel davranış sahibidir ve güzel davranışları sever. Güzel davranışa, sertliğe ve kabalığa vermediği bir etki gücü vermiştir”[15]ve mümin rıfkın bu cazibesinden istifade etmelidir.

Rıfk ve İdareci

Kur’ân, Allah Resûlü’nün idaredeki başarısına vurgu yaparken rıfkını dile getirir ki bundan daha önce bahsetmiştik. O’nun yetiştirdiği; insan, devlet ve hazine idaresinde sergilediği adaletle ön plana çıkan Hz. Ömer (radıyallahu anh), “Allah indinde, devlet başkanının rıfkından daha kıymetli bir fazilet, yine onun sertlik ve hiddetinden daha rezil ve çirkin bir erdemsizlik yoktur” demiştir.[16]

Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselâm), idarede rıfkın ehemmiyetine şu duasıyla işarette bulunur: “Allah’ım, ümmetimin herhangi bir işini üzerine alıp da onlara güçlük çıkaranın sen de işini güçleştir. Ümmetimin bir işini üzerine alıp da onlara rıfk ile muamele edene Sen de rıfk ile muamelede bulun.”[17]

Rıfk veAile Hayatı

İnsanın ilk çevresi ailesidir ve onu, sosyal hayata aile hazırlar. Aile içindeki sevgi, saygı ve sadakat temeline oturan seviyeli birliktelik ve sağlıklı iletişim, başkalarıyla birlikte yaşamaya hazır fertler yetiştirir. Kavga ve gürültü, en dar dairede bile insanları parçalar ve birbirine düşürür. Aile üyeleri arasında rıfk hâkim olursa, hem yuva yaşanılır hale gelir hem de toplum içerisinde birlikte yaşamanın sırlı anahtarı rıfk, fertlerin şahsiyetine işler. Bu hususu sık sık nazarlarımıza sunan Allah Resûlü, “Muhakkak Allah (azze ve celle) sertlik ve kabalığa vermediği ecir ve mükâfatları rıfka ve güzel davranışlara verir. Allah bir kulu sevdiği vakit de ona rıfkı ihsan eder. Rıfktan mahrum olan bir ev halkı, her şeyden mahrum olur”[18]buyurur. Yine başka bir beyanlarında da “Bir ev halkına rıfk nasip olursa, mutlaka onlara fayda sağlar”[19]buyurur ve rıfkın aile içinde kaybı olmayan bir kazanma vesile olduğuna dikkat çeker.

            Netice

Günümüzde insanların başta hemcinsi olmak üzere, etrafındaki varlıklarla kurduğu münasebetlerde kavga, kabalık, şiddet ve nefret, çok fazla ön plana çıkmaktadır. Tabiatındaki şiddete meyli, her yönden yağan aşırılıklarla beslenen günümüz nesli, eğer sağlam bir eğitimden geçmemişse, meselelerinin çözümünü şiddette görmekte ve rıfka hayat hakkı tanımamaktadır. Bir de meselelere cahillik, fakirlik ve tefrika eklenince, hava tamamen kararmaktadır.

Müslümana düşen şey rıfka sarılmaktır. İslam, Müslümana varlıkla kuracağı irtibatta rıfkı köprü olarak göstermekte ve yaşanılacak muhtemel hazımsızlık ve huzursuzluklarda bile ondan ayrılmamayı tavsiye etmektedir. Rıfk yoksunu ameller, nice gönülleri kırar, insanları uğrunda canlar feda edilen yüce duygu ve düşüncelere düşman haline getirir, vifak ve ittifakı zedeleyerek vahdet ruhuyla çalışan aile ve toplum mekanizmasını, hatta ekosistemi paramparça eder.

            Dipnotlar

[1]Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned 7/52 (3938).

[2]Tirmizî, Kıyame 48.

[3]Fussilet Sûresi 41/13, 14.

[4]Buhârî, İstitabe 4.

[5]Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned 43/109 (25956).

[6]Âl-i İmrân Sûresi 3/159.

[7]Buhârî, Edep 68.

[8]Müslim, Birr 74.

[9]Ahmed ibn-i Hanbel, Müsned 15/390 (9624); Ebû Dâvud, Edeb 4.

[10]Ebû Dâvud, Edeb 11, Cihad 1.

[11]Tâ Hâ Sûresi 20/43, 44.

[12]İbn-i Hişâm, Sîre 1/235, 236; Buhârî, Cihâd 100, Megâzî 75, Da’avât 59; Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 47.

[13]Ebû Nuaym, Delâil 240.

[14]Buhârî, Megâzî 60.

[15]Taberânî, Evsat 3/444, 445 (2955).

[16]Taberî, Târih 4/224.

[17]Müslim, İmâre 5.

[18]Taberânî, Kebîr 2/306 (2274).

[19]Taberânî, Kebîr 12/254 (13261).