Akıllara durgunluk veren zenginlikte ve harikulade cihazlarla donatılmış eserlerin sergilendiği göz kamaştırıcı tabiat sergisi, keşfedilmeyi bekleyen şifa vesilesi maddeler için de önemli bir kaynaktır. Bu sebeple pek çok bilim alanında, fıtrî ürünler üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Bu konuda merceklerin doğrultulduğu maddelerden biri, öldürücü tesiri ile bilinen bazı hayvanların ürettiği zehirlerdir.

Rabbimiz hayvanlar âleminde, en hafifinden en şiddetlisine kadar zehir üreten 100.000’den fazla tür yaratmıştır. Zehirli hayvanların en yakından tanınanları; yılanlar, akrepler, örümcekler, arı ve karınca gibi böcekler olsa da bazı memeliler hatta kuşlar, amfibiler (kurbağalar), yumuşakçalar, balıklar ve sölenterler de (denizanaları, polip ve medüzler) zehirli olabilir. Son zamanlarda ilgi odağı hâline gelerek araştırmalara konu olan yumuşakçalar dünyasından koni salyangozu da zehirli canlılar listesinde yerini almıştır. Bütün bu hayvanların savunma ve saldırı silahı olarak kullandıkları zehirleri, hususî fabrikalar olarak yaratılmış zehir bezlerinde üretildikten sonra iğneler, dişler, zıpkınlar gibi özel kanallar ve tetik mekanizmaları yoluyla ava enjekte edilmektedir.

Hayvan zehirlerinin yapısında; proteinler, peptitler, poliamin nörotoksinler, enzimler, nükleik asitler, serbest amino asitler, monoaminler, serbest asitler ve inorganik tuzlar, zehrin cinsine göre hususî terkiplerde bulunabilir. Bunlardan asıl biyolojik aktiviteye sahip olanlar ise, protein ve peptitlerdir. Zehrin büyük kısmını da bu iki madde teşkil etmektedir. Zehirler ölümcül karışımlar olmakla beraber, geleneksel tedavi metotlarına cevap vermeyen hastalıkları tedavi edebilecek biyoaktif maddeler açısından çok zengindir. Çevreye ve avlanan türün metabolizmasına göre, av için en tesirli olacak şekilde özel hazırlanmış, toksik kokteyller halindedirler. Hatta, sayıları 1000’e ulaşan organik ve inorganik molekülleri ihtiva eden, çok kompleks karışımlar olarak tarif edilirler. Hayret vericidir ki zehirlerin bileşimi; farklı sınıf, cins hatta türler arasında bile değişiklik göstermekte ve cinsiyet, gebelik durumu, yaş ve yaşama ortamları gibi faktörlerden de etkilenmektedir.

Hayvan zehirleri araştırmalarında, son zamanlarda dikkatleri çeken canlılardan biri, denizlerde yaşayan koni salyangozlarıdır. Bu minik canlıların bir kimya fabrikası gibi işleyen vücutlarında, birbirinden farklı hususiyetlerde kimyevî maddeler ve çok şaşırtıcı zenginlikte zehirler üretilir. Birçok türünün, ustaca kullandığı zehirli zıpkınları, bilim insanlarının merceği altındadır.

Bir Sanat Şaheseri: Koni Salyangozu

Rengârenk ve birbirinden muhteşem desenlerle süslenmiş, mermer gibi sedeften kabuklarıyla meşhur olan koni salyangozlarının, şu zamana kadar tespit edilen 700 türü bulunmaktadır. Bir sanat harikası olarak yaratılan koni şeklindeki sedeften kabukları, kabuk toplayıcılarının gözünden kaçmaz ve ticarî gayelerle toplanmalarına sebep olur. Kabuk uzunlukları 23 cm’yi bulabilen bu zarif salyangozlar, deniz solucanları, balıklar ve yumuşakçalarla beslenir. Avustralya, Asya Pasifiği ve Endonezya’da, genellikle de mercan resiflerinde, 400 metre derinliğe kadar uzanan sığ sularda, kumlu ve kayalık bölgelerde yaşarlar.

Farklı türlerde koni salyangozu kabukları.

Koni salyangozları geceleri aktif olarak avlanma faaliyetleri gösterirler. Sıra dışı avlanma maceraları, şu şekilde özetlenebilir: Öncelikle kumun altına saklanırlar. Fakat bu esnada, avın yerini tespit edebilmek için kemosensörlü(kimyevî alıcılara sahip) sifonlarını dışarı doğru uzatılmış hâlde bırakırlar. Avın gelişini algıladıklarında, ona doğru yavaşça yönelerek zıpkını fırlatacak olan hortumlarını uzatırlar. Hortumları avın gövdesine temas ettiğinde, zıpkın çok ani bir şekilde fırlatılır. Zıpkın, avının vücuduna battıktan sonra,  enjekte edilen zehir, avın felç olmasına sebep olur. Daha sonra da hareketsiz canlıyı yutarak, sindirilmek üzere kabuğun içine çekerler. İşte bütün bu avlanma hadisesi, sadece birkaç saniye içinde olup biter.

Bu fevkalade hadisenin gerçekleşebilmesi için, koni salyangozunun zehir üretim fabrikası, sifonu, hortumu, zıpkınları, zehir kesesi ve diğer sindirim bezleri; hep birlikte,  ahenk içinde çalışmalıdır. Hassas bir sensör özelliğindeki sifonu, solunumda kullanılmakla birlikte, sudaki hareketlerin algılanmasıyla avın yerinin tespitinde de vazifelidir. Avlanmada kritik görev üstlenen hortum ise, zıpkınların ava fırlatıldığı bölümdür ve salyangozun boyunun iki katına kadar uzayabilir.

Silah olarak kullanılan kitinden yaratılmış zıpkınlar, dil (radula) kesesinde üretilir ve depolanır. Görev zamanı geldiğinde, zehir kesesinde üretilen zehirle yüklenen zıpkın, güçlü bir kasılmayla hortuma doğru yola çıkar. Böylece havalı tüfek gibi sıkıştırılmış gergin silah, ava doğru ateşlenmiş olur. Kesede göreve hazır halde bulunan zıpkınlar, kullanıldıkça yeniden üretilir. Avlanma mekanizmasının baş aktörü olan zıpkınlar, ava kolaylıkla saplanıp tutunabilmesi için uçları kancalı olarak yapılmıştır.

Bunların yanında salyangozun şaşırtıcı özellikteki ağzı, büyüyebilecek ve genişleyebilecek esnek bir yapıdadır. Hayvan avını sarıp tamamen yutuncaya kadar ağzını dışarı uzatabilir. Zehrin tesiriyle sinir sistemi felç olduğu için hareketsiz kalan avın büyüklüğüne göre açılan ağızdan giren av, parçalamadan, bütün olarak yutulur.

Bir Kimya Harikası: Koni Salyangozu Zehri

Koni salyangozu ile ilgili en hayret verici sır, farmakolojik bir hazine özelliğinde olan zehrinde saklıdır.  Canlının zehri, birçok farklı kimyevî maddenin, çok kompleks ve hikmetli bir karışımı olarak yaratılmıştır. Zehrinin, en az %50 kadarının biyolojik olarak aktif bileşiklerden oluştuğu ve bazı formlarının, 200’e yakın bileşik ihtiva ettiği ifade edilmektedir. Bununla birlikte, yapılan araştırmalarda, her bir koni salyangozu türünün zehrinin de kendisine özel kimyevî karışımlar ihtiva ettiği ortaya çıkmıştır.

Bilim dünyasının, bu salyangozun zehir çeşitleri ile ilgili incelemeleri, her geçen gün heyecan verici keşifleri de beraberinde getirmektedir. Hastalıkları, şifa vesileleri ile birlikte yaratan Rabbimizin eserlerinden bu minicik zehirli zıpkınların; ilaç sanayii için ciddi değerler taşıdığı düşünülmektedir. Yapılan araştırmalardan birinde, zehrin yapısındaki konotoksinpeptidinin insanlarda çok güçlü ağrı kesici tesire sebep olduğu tespit edilmiştir. Bunun üzerine bilim insanları, peptidin sentetik bir formunu üretmişlerdir. Zikonotidadı verilen bu sentetik kimyevî madde, 2004 yılında ABD’deki Gıda ve İlaç Dairesi tarafından, ilaç olarak kabul edilmiş ve ağrı kesici olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Koni salyangozu türlerinde zehir çeşitliliğinin yüksek olması, araştırmacıları başka tedavilerde de faydalanma konusunda ümitlendirmektedir. Bu yüzden, son dönemlerde, Alzheimer ve Parkinson hastalığıdepresyon ve epilepsi tedavilerinde kullanılabilecek toksin bileşikleri üzerinde klinik ve klinik öncesi araştırmalar yapılmaktadır.

Bütün bu keşifler işaret etmektedir ki kâinat büyük bir eczanedir. Bu eczanede sergilenen bütün harikulade tiryaklar, ilaçlar; Hakîm-i Ezelî’nin mizan-ı kaza ve kaderiyle, hadsiz bir hikmet, nihayetsiz bir ilim, her şeye şamil bir iradesi ile hazırlanmaktadır. Okyanuslarda küçücük bir hayvancığın zehrine şifa defineleri saklayan Zât; elbette, umum kâinatı tasarrufunda tutan, Şâfi-i Hakîm’dir. Bu çok hassas özellikler taşıyan maddelerin icadı; ne kör tesadüfe, ne sağır tabiata, ne de şuursuz sebeplere verilebilir.

Kaynaklar

Dutertre, S. and Lewis, R. J. (2011). Cone Snail Biology, Bioprospecting and Conservation, The Institute for Molecular Bioscience, The University of Queensland, St Lucia, Queensland, Australia, ResearchGate, Chapter. DOI: 10.13140/2.1.3223.6489.

Doğan, T. (2015). Protoiurus kraepelini (Scorpiones: Iuridae) Zehrinin Peptidomik Karakterizasyonu ve Biyoaktivite Taraması, Hacettepe Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Biyoloji Anabilim Dalı Doktora Tezi.

Nursi, Bediüzzaman Said. (2010). Lem’âlar, “Tabiat Risalesi”, İstanbul: Şahdamar Yayınları.

 

owlcation.com/stem/Cone-Snails-Dangerous-Venom-With-Medicinal-Uses.

en.wikipedia.org/wiki/Cone_snail.