Sosyal medya hayatımızın önemli bir parçası haline geldi. Adeta bir iletişim inkılabına öncülük etti. İnsan gruplarının iletişim kurmasını kolaylaştırdı. Ancak sosyal medya, birçok psikolojik yan etkiyi de beraberinde getirdi.

Facebook ilk büyük sosyal medya sitesidir. Onu Twitter, Instagram, WhatsApp, Snapchat vb. takip etti. Bugün 60’dan fazla sosyal medya platformu vardır.

Diğer platformlar yüz milyonlarca kullanıcıya ulaşmış olsa da Facebook şimdilik en popüler olanı: 2017 itibariyle 2 milyar kullanıcıya yaklaşıyor. 2012 yılında, Norveç’teki araştırmacılar, Facebook bağımlılığını ölçmek için psikolojik bir ölçek yayınladı ve bu bağımlılığı tespit ettiler.

Facebook, üyeleriyle ilgili en kapsamlı ve derinlemesine bilgilere doğrudan erişim kapasitesine sahip, en büyük çevrimiçi kuruluştur. Sıradan bir insanın belirli bir günde ne yediğini, yakın zamanda kimlerle arkadaş olduğunu, sevdiği ve sevmediği şeyleri ve görüşlerini bilme kapasitesine sahip bir devlet düşünün. Bu kadar bilgiye sahip bir devlet, dehşet verici olurdu.

Erişimi olan verilerin hacmi ve muhtevası düşünüldüğünde Facebook, böyle bir devlete benzemektedir. Bu kadar büyük miktarda verinin sistematik analizi sayesinde, bir üyenin neler düşünüp hissettiğini ve davranış kalıplarını profesyonel olarak tanımlayabilir, böylece gelecekteki tercihleri, tepkileri ve tutumları üzerinde tutarlı öngörülerde bulunarak bir avantaj elde edebilir. Bunların tümü, müşterilerinin ihtiyaçları ve arzuları hakkında daha fazla bilgiye erişmek için şirketler tarafından kullanılabilir, bu da daha iyi reklam ve yeniliklere dönüşebilir. Bu kurumlar, global seviyede ağlar ve ilişkiler de dahil olmak üzere şahsi bilgilerin, yetkililerin terör faaliyetlerini önlemesine yardımcı olabileceğine inanıyorlar.

Facebook, gerçeklik algımızı derinden şekillendiriyor. Birçoğumuz Facebook profilinden bir kişi hakkında ilk izlenimleri ediniyoruz. İnsanlar bir kişinin mizacını anlamak için bazı metotlar kullanırlar; ilk izlenimlerimizin değişmesi pek kolay değildir. Birisi belirli bir kalıba konulmuşsa veya başkaları tarafından belirli bir kişiliğe sahip olarak kodlanmış ise, bunu çok ciddi bilgiler olmadan değiştirmek zordur. Facebook kullanıcıları, genellikle arkadaşlarının kendileri hakkında bilmesini istedikleri şeyleri paylaşmayı tercih ederler (ki bunlar hayatlarının en iyi kısımlarıdır), fakat aynı zamanda bazen diğer insanların eksik ve çarpık görüntülerinin inşasına katkıda bulunurlar.

Malum olduğu üzere, insan psikolojisi çok karmaşıktır ve her insan fikirler, duygular, tecrübeler, korkular ve umutlarla yoğrulmuş farklı bir dünyadır. İnsanlar toparlanmış bilgi parçalarıyla değerlendirilmemelidir. Bir kişinin davranış ve tutumlarının farklı şartlar altında ve farklı muhataplarla nasıl değiştiğini gözlemlemeden, kişiliği hakkında görüşler oluşturmak sağlıklı ve adil değildir. Genel bir ilke olarak, sözlerin fiillerden farklı olabileceği unutulmamalıdır. Bir kişinin davranış kalıplarını gözlemlemek tercih etmelidir.

Yoğun Facebook kullanımı (bir kullanıcı tarafından Facebook’ta harcanan ortalama süre, günde 50 dakikadır), kişide profilini güncelleme arzusu doğurabilir. Anı paylaşma dürtüsü, anı yaşama yeteneğimize zarar verir. Facebook’ta paylaşım mantığı da potansiyel reaksiyonlar açısından bir dizi standartlar belirler. Sözgelimi, birinin gönderileri ortalama 40 kişi tarafından beğeniliyorsa, bu otomatik olarak kabul edilebilir bir takdir seviyesi için bir eşik oluşturur ve bu takdir seviyesi sürekli olarak elde edilmediğinde, hayal kırıklığına yol açar. Takdir görme hırsı, Facebook’taki arkadaşlarımızın beğenilerine göre kendimizi şekillendirmemize yol açar. Artık kendimiz olamayız. Facebook kimliğimizin, arkadaş çevremizin beğenilerine göre şekillenmesine izin veriyoruz. Bu biraz meşhur olmaya benziyor, fakat bir fark var: Bu durumda meşhur olmanın yükü, sıradan insanlar tarafından taşınmakta ve neticede ciddi bir fayda da elde edilmemektedir.

Facebook, temel sosyal etkileşimlerimizin mahiyetini de değiştiriyor. Mesela, bir kişiyi yüz yüze etkileşim içinde tebrik etmek veya onunla bir telefon görüşmesi yapmak yerine, kişinin Facebook profiline, basit bir doğum günü mesajı bırakılıyor. Birinin kederini gönülden paylaşmak yerine, o kişinin Facebook mesajının altına, “Gerçekten üzgünüm” yorumu ekleniyor.

Forbesdergisine göre, iletişimin sadece %7’si sözlü dile dayanıyor. İletişimin %90’ından fazlası; vücut dili, göz teması ve ses tonu gibi, sözlü olmayan unsurlar üzerine kuruludur. Sosyal medya etkileşimleri, sağlıklı iletişim için gerekli olan bu hâl dili için elverişli değildir.

Son olarak Facebook, eski davranışlarımızı veya inançlarımızı değiştirmemiz halinde, geniş bir topluluğun önünde mahcup olma riskini de artırır.

Kaynak: “Don’t Forget to Like Me”, The Fountain, sayı 119, Eylül–Ekim 2017.