Dünya, olumlu ve olumsuz bütün yönleriyle bir imtihan meydanıdır. Dünyanın en değerli misafiri insan, iyilikler de kötülüklerle de imtihan olur. İmtihan denince akla daha ziyade bela ve musibetler gelse de aslında rahatlık, zenginlik ve sıhhat gibi insanı sevindiren şeyler de birer imtihandır. Fakat musibetler esnasında sabretmek ve istikameti korumak oldukça zor olduğu ve insan hayatında çok büyük tesirleri bulunduğu için imtihan denildiğinde daha ziyade insanın hoşuna gitmeyen bu musibetler akla gelir.

Çekilen zorluklar, insan hayatının önemli bir yanını teşkil eder. İnanan inanmayan her insanın başına çeşitli belalar gelir. Aslında dünya, bir açıdan bakıldığında bir sıkıntılar yeridir. Hiçbir problemle karşılaşmadan rahat yaşayan insan yoktur. Zira bu dünya, insanın bütün duygularını memnun edecek ve onun her ihtiyacını karşılayacak mahiyette değildir. Bu da onda daralma meydana getirmekte ve onu çileye sevk etmektedir. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de, “Biz insanı, imtihan ve çile yüklü bir hayata gönderdik” (Beled, 90/4) buyrulmak suretiyle bu hakikate dikkat çekilmektedir.

Bu noktada, “Allah, kullarına zulmetmediğini Kur’ân’da defalarca zikretmiştir. Evet, yürekten inanıyoruz ki Rahman Rabbimiz kullarına zulmetmez. Öyleyse kulların sıkıntı içinde yaratılmasının hikmeti nedir?” denecek olursa, bu soruya şöyle cevap verilebilir: Allah (celle celâluhu), insanda bir insanlık cevheri var etmiş ve bunun en güzel şekilde işlenerek ortaya çıkarılmasını istemiştir. Bir demirin dövüle dövüle çelikleşmesi ya da bir elmasın yüksek hararet ve basınçla elde edilmesi gibi hastalık, afet ve sair musibetler de, insandaki bu cevheri ortaya çıkarmaya yarar. Bu yüzdendir ki insanlık semasının büyükleri o yüksek iman ve karakter abideleri, çileye talip olmuşlar, çilesiz bir hayatı ölümden farksız görmüşlerdir.