Tıp fakültesinde okurken anatomi dersinde çok sayıda kadavra kullanılıyordu. Kadavra salonu çok büyüktü ve 100’den fazla kadavra vardı. Salonun girişinde, burnunuzu yakan ve gözlerinizden yaş gelmesine sebep olan bir koku yayılırdı.

Her öğrencinin kadavraları neşterle incelemesi ve keserek öğrenmesi isteniyordu. Bir gün, bir arkadaşımız, ellerini daldırmış cesedin organlarını kurcalıyordu. Bu bende unutamayacağım bir hatıra olarak kaldı. İncelenen organlar veya dokular okulun bahçesinde çöpe atılıyordu. Köpeklerin çöpleri deşelediğine ve o parçaları yediklerine şahit oldum.

Son zamanlarda tıp fakültelerindeki en önemli problemlerden biri, yeterli kadavra bulunamaması ve kadavraların aşırı pahalı olmasıdır. Kadavraların saklanması ve buzdolaplarından cesetlerin her gün öğrencilerin önüne getirilmesi de ayrı bir problem olarak karşımızda duruyor. Bu işlemler hem çok pahalı hem de insanların çalışmak istemediği uygulamalar. Şunu kolaylıkla söyleyebiliriz ki hiç kimse mecbur olmadan kadavra salonunda çalışmak istemiyor. Bu hem hocalar ve asistanlar hem de teknik ve idarî personel için geçerli bir durum.

İnsan bedeninin ölü bile olsa parayla satılması da ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Kadavra olmazsa, tıp eğitimi eksik kalır veya iyi bir doktor olunamaz fikirleri maalesef popüler hale getirilmiştir.

Kadavra olmadan eğitimin eksik kalacağına dair herhangi bir ilmî çalışma yoktur. Aksine son zamanlarda, kadavra görmeden mezun olan çok sayıda başarılı doktor vardır. Bir araştırmada kadavra gören ve görmeyen doktorlara bazı sorular sorulmuş ve kadavra görenler, kadavranın pek de gerekli olmadığını beyan etmişlerdir. Türkiye’de yapılan bu araştırmanın sonuçlarından ikisi şu şekilde:

1- Kadavra üzerindeki çalışmalar tıp öğrencilerinin tıbbî-cerrahî işlemlerle ilgili el ve alet kullanma becerilerine ciddi bir katkı sağlamadığını, kadavra üzerinde eğitim alanlar, almayanlara göre daha fazla benimsemiştir.

2- Anatomi eğitiminde üç boyutlu modelleme veya maket üzerinde çalışmanın kadavra üzerinde çalışmaya göre üstün olduğunu kadavra üzerinde eğitim alanlar, almayanlara göre daha fazla benimsemiştir.[i]

Fakültemdeki kadavraların yüzleri açıktı. Son yıllarda mahremiyet hakkı çerçevesinde, diseksiyon (cesedi kesip parçalara ayırarak inceleme, teşrih) sırasında, kadavranın yüzünün örtülmesinin, ihmal edilmemesi gereken insanî bir incelik olduğu görüşü benimsenmiştir.

Daha önce hiç kimsenin bilmediği bir yapı, doku veya organı keşfetmek için insan cesedinin kullanılması ile mevcut anatomi bilgisinin öğretilmesi amacıyla tıp eğitiminde kadavra kullanımı, tamamen farklı konulardır. Geçmişte, insan bedenini tanımak, doku, organ ve sistemlerin yapı ve fonksiyonlarını anlamak için elbette kadavra kullanmıştır. Bu maksatla bugün de kadavra kullanılması gerekli olabilir.

Diseksiyon bilgisi; Eski Hint, Mısır ve Yunan kanalıyla İslam âlemine geçmiştir. Osmanlılarda, anatomi ve diseksiyon çalışmaları 19. yüzyılda başladı. 1841’de zamanın padişahı bir ferman yayınlayarak insan kadavrası üzerinde çalışmaya izin verdi.[ii]

[i]Erbay, Hasan ve ark. (2015). Tıp fakültesi öğrencilerinin kadavra algısı ve eğitimde kadavra kullanımına yönelik yaklaşımları. Türkiye Biyoetik Dergisi. 2. 63-72. 10.5505/tjob.2015.14633.

[ii]sorularlaislamiyet.com/kadavra-caiz-mi-tip-fakultesinde-okuyan-ogrencilerin-veya-universitedeki-hocalarin-kadavra-uzerinde

Paylaş
Önceki İçerikHaberleşme Hürriyeti
Sonraki İçerikTurnalar