İnsan, harika olarak yaratılan, diğer varlıklarla mukâyese edilemeyecek kadar farklılık arz eden, mucizevî bir varlıktır.

Allah insanı, Kendini tanıyacak, emir ve yasakları doğrultusunda hayatını tanzim edecek, bilâhare hâdiseleri yönlendirip medeniyetler kurabilecek bir kabiliyette yaratmıştır.

İnsanın mucizevî bir varlık olmasının yanında, sahip olduğu her bir uzuv ve latifenin, paha biçilmez kıymet ve değer ifâde etmesi için kendisine ruh nefyedilmiştir.

İnsan beyni, kemikli bir kutu içine yerleştirilmiş, beyinle beden arası da sinüs ağlarıyla bağlanmıştır. Beyindeki milyarlarca sinir hücresine ayrı ayrı vazifeler tevdi edilmiştir.

Beynimiz, dünyanın en karışık haberleşme şebekelerinden daha harika olarak, her şeyi yoktan var eden Allah’a işâret eden bir mekanizmadır.

Beyin dâhil bütün organların, bir âhenk ve bütünlük içinde yaptıkları vazifeler, vücudumuzda her hücreye hükmeden ruhun varlığına bağlıdır.

“(Habibim) Bir de Sana ‘ruh’ hakkında soru sorarlar. De ki: ‘Ruh, Rabbimin emrindedir, O’nun bileceği işlerdendir. Size (ruh hakkında) sadece az bir ilim verilmiştir.” (İsra, 17/85).

Bir tulumba gibi çalışan kalbimiz, filtre vazifesi yapan böbreklerimiz, bir fabrika ve depo gibi çalışan karaciğerimiz… Beyin dâhil bütün bunların harika vazifelerini sayıp dökerken, insanların büyük çoğunluğu bunları yaratan, mükemmel şekilde donatan Yüce Yaratıcı’yı (celle celâluhu) düşünmeyi ihmal etmişlerdir.

Beyincik, dışarıdan gelen etkileri alıp emirleri ileten bir telefon merkezi gibidir. Kalbin hareketlerini düzenleyen, göz kapaklarını idare eden, dilin hareketlerini tanzim edip konuşmayı sağlayan, tükürük salgılama ve mide özsuyunu azaltıp çoğaltma vazifesini îfâ eden ‘soğancık’ı, insanların büyük bir kısmı bilmez bile. Vücudun otomatik hareketlerini düzenlemekle vazîfeli bir omurilik vardır ki uzmanlar dışındaki insanlar sadece ismini bilirler.

Dünyâmızı zararlı radyoaktif ışınlardan koruyan atmosfer ne kadar önemli ise, beynimizi koruyan bu canlı surlar da o kadar önemlidir. Beyne girip çıkan maddelerin sıkı kontrolü, insanın sağlıklı düşünebilmesi ve doğru karar verebilmesi için zaruridir.

Beyne sinyallerin ulaşması ve düşünülen hareketin yapılması saniyenin binde biriyle ifade edilebilecek bir zamanda gerçekleşir. Araştırıp çalışmak, insanın harika sırlarını çözmek için gayret göstermek, netice itibariyle insanı, bir tek Hâkim-i Mutlak’ın mevcûdiyetine götürür.

İnsan, yaratılan varlıkların, hususiyle canlıların en harikası, en mükemmeli, ahsen-i takvim sırrına mazhar olması itibariyle, âlemlerin Rabbi Allah’a câmi bir aynadır. Onun için insan, kâinat kitabının bir fihristesi olması sebebiyle evvelâ, kendini okuması gerekmektedir. Hadiste de, ‘Kendini bilen (tanıyan), Rabbini bilir’ (Aclûni) hakikati ifade edilmiştir.

Kudreti sonsuz Allah (celle celâluhu), vücudumuzdaki müdafaa sistemlerini, gelecek tehlikeleri zararsız hâle getirebilecek şekilde yaratmıştır.

İnsan vücudunun harika işleyişinde yer alan mekanizmalar, haberleşme sistemleri ve etkileşimin mükemmel olması, bütün bu faliyetlerin kontrol altında tutulup dengenin sağlanması, aynı muvazenenin kâinatta da bulunması, bir tek Hâkim ve Hakîm-i Mutlak’ın varlığını ifade etmektedir.

Mü’minûn sûresinde yaratılış gerçeği şöyle anlatılmaktadır: “Şu bir gerçektir ki Biz insanı süzme çamurdan yaratırız. Sonra onu nutfe (sperm) halinde sağlam bir yere yerleştiririz. Sonra nutfeyi alakaya (yapışkan, döllenmiş hücreye), alakayı mudgaya, yani bir çiğnem et görünümündeki varlığa, mudgayı kemiklere dönüştürür, sonra da kemiklere et giydirip, derken yeni bir yaratılışa mazhar ederiz. İşte bak da, Allah’ın ne mükemmel yaratan olduğunu bir düşün!” (23/12–14).

İnsanı ve bütün kâinatı yaratan ve bizi bizden daha iyi bilen Allah; “Bir şeyi dilediğinde O’nun emri, sadece ‘Ol!’ demektir, (o da) hemen oluverir” (Yasin, 36/82) buyurmaktadır.

Kâinattaki ahenk ve düzen, bir Müsebbibü’l-Esbâbın, bir İrade-i Külliye’nin varlığını gerektiriyor. Cenâb-ı Hak aklı, evvelâ aklı veren Zat’ı tanıması için yarattığından; Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’ın birçok yerinde, “Niçin aklınızı kullanmıyorsunuz?” buyurulmaktadır.

İnsanı böylesine mükemmel yaratıp varlıkların en şereflisi yapan ve bütün varlıkları emrine musahhar kılan Allah (celle celâluhu), İnfitar sûresinde şöyle buyurmaktadır: “ Ey insan, nedir seni o Kerim Rabbin hakkında aldatan? O değil mi seni yaratan, bütün vücud sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren ve seni dilediği bir surette terkip eden?” (82/6–8).

Elektronik beyinlere hayran kalıp ustasını alkışlarken, insan beyni karşısında hayran kalmamak, Sâni-i Muhteşem’i hatırlamamak, insanın sadece kendini aldatmasından başka bir işe yaramaz.

Kâinatın ve insanın yaratılışı, Allah’ın irâdesinin ve gücünün sınırsız olduğunu gösterir. Bu sınırsız güç; ancak iman, iz’an, tevekkül ve teslimiyetle idrak edilir.