Sâni-i Hakîm, tabiatın her bir köşesini eşsiz eserleri ile süslemiştir. Fakat insanoğlunun bu harikulade tabloları ülfet perdeleriyle örtme hastalığı, onları nazarlarda görünmez hâle getirmektedir. Özellikle sıklıkla karşılaşılan, devamlı sunulan nimetlerin farkındalığı, maalesef oldukça düşük seviyededir. Sonsuz şefkatli Rabbimiz, ülfet perdelerini yırtan hususi eserler yaratmaktadır. Daha önce hiç görmediğimiz, ismini bile duymadığımız nice garip mahlûk tefekkür sahnemize misafir olmaktadır.

Endemik (yöreye özgü) canlılar cenneti olarak bilinen Avustralya kıtası, işte bu tür eserlerin ev sahipliği yapan hususi bir sergi alanı gibidir. Koaladan, lir kuşuna, kangurudan Tasmanya canavarına kadar birçok canlı, sadece bu kıtaya has kılınmıştır. Bunlardan biri olan ornitorenk, Avustralya’nın doğusu ve Tasmanya adasında yaşayan ve kendisine lütfedilen özellikleriyle akıllara durgunluk veren bir hayvandır. Ornitorenkin en dikkat çekici özelliği; memeli bir canlı olmasına rağmen, doğum yapmak yerine yumurtlayarak neslini devam ettirmesidir. Hem karada hem suda yaşayan ve 10–15 yıl ömür süren bu hayvan, bizlere mânâ yüklü nice hakikatler fısıldar.

Ornitorenkin görüntüsü o kadar ilginçtir ki ilk keşfedildiğinde birkaç hayvanın parçalarının birleştirilmesiyle yapılmış bir oyuncak zannedilmiştir. Çünkü gagası ördek gagasına, kürkü su samuruna, kuyruğu kunduzunkine benzer görünüştedir. Hâlbuki canlının hikmetler aynası gibi olan gövdesi; hem karada, hem sualtında faaliyet gösterebilecek bir donanımda yaratılmıştır. Aerodinamik vücut yapısı hava ile etkileşimi için çok uygunken, sualtında hızlı bir şekilde ilerlemesini de temin etmektedir.

Canlının kalın, sugeçirmez kürkü; gaga ve ayakları dışındaki bütün vücudunu sarar. Kürek şeklindeki perdeli ayak yapısı ise hem yuvasını kazmasını, hem de yüzmesini kolaylaştıracak şekilde yaratılmıştır. Ornitorenk, iyi yüzebilmek ve sualtında avlanabilmek için, bir kat daha deri ihtiva eden ön ayaklarını kullanır. Hareket mekanizmasının önemli bir unsuru olan geniş ve yayvan kuyruğu ise, hayvanı dümen gibi yönlendirmede görevlidir. Aynı zamanda yağ deposu vazifesini üstlenir.

Ornitorenkin gözleri çok küçüktür ve canlı sualtında gözlerini açmaması ile meşhurdur. Bu yüzden görme hususiyeti su altındayken, onun için önemli bir rol oynamaz. İşitme duyusu ise, öncelikli olarak havada mesaj almaya yöneliktir. Seslenme durumu nadiren, özellikle uykudan uyanma sırasında, düşük seviyeli hırıltılar şeklinde kendini göstermektedir.

Rezzak-ı Kerim, Rahmaniyetiyle kuşattığı mevcudatından ornitorenki, nasıl rızıklandırmakta olabilir? Avlanma sırasında, kendisi için yarattığı nimet sofraları ile ne şekilde buluşturmaktadır? Elbette ona hayat veren Zât, rızıklandırmak için de çok kıymetli mekanizmalar lütfetmiştir.

RESEPTÖRLERLE DOLU HARİKA GAGA

Ornitorenkin, ördek gagasını hatırlatan gagası, çok hassastır. Gaganın, avlanma sisteminde önemli bir rolü vardır. Geceleri karanlıkta avlanan bu canlı; kabuklu deniz hayvanları, larvalar ve böceklerle beslenir. Ornitorenkin gaga derisine, avının hareketlerini tespit etmeye yarayan yaklaşık 100.000 reseptör yerleştirilmiştir. Bu reseptörlerin kombinasyonu, hayvanın “altıncı duyusu” olarak tarif edilmektedir. Yapılan araştırmalarda canlının, bu donanım vesilesiyle su altında, karanlıkta, kendisini fark ettirmeden, en ufak bir hareketliliği algılayabildiği ortaya çıkmıştır.

Ornitorenkin gagasındaki reseptörlerin ilk tespiti, Canberra’dan Alman ve Avustralyalı bir araştırma ekibi tarafından gerçekleştirilmiştir. Ekip, ornitorenklerin sualtına görünmeyecek şekilde yerleştirilen pillere saldırdıklarını tespit etmiştir.

Edinburgh ve Monash Üniversiteleri’nden araştırmacılar ise, ornitorenkin gagasında üç çeşit reseptör tespit etmiştir. Biri mekanik reseptör, diğer ikisi ise iki ayrı tipte elektro reseptördür. Elektro reseptörlerin bağlantıları oldukça karmaşıktır. 16 farklı sinir lifi ihtiva eden bu sistem o kadar hassastır ki çok düşük elektriksel uyaranları bile tespit edebilmektedir. Böyle bir yapının tesadüfen ortaya çıkması mümkün müdür?

Gaga derisindeki mekanik reseptörlerin ise, suda hareket eden avdan gelen mekanik dalgaları tespit edebilecek özellikte olduğu belirlenmiştir. Ornitorenkin, mekanik reseptörleri, mikroskopta küçük, parlak kubbeler şeklinde görülmektedir. Gaganın derisi ıslandığında daha çok belirginleşen bu kubbecikler, reseptörlerin sualtında fonksiyon gösterdiklerini akla getirmektedir.

Bütün bu sistemin işlemesiyle; avın hareketinden kaynaklanan sinyaller yardımıyla; avın pozisyonu ve uzaklığı, canlı tarafından algılanabilmektedir. Böylece ornitorenkler, rızıkları olarak yaratılan nimetlerle harikulade bir mekanizma vesilesiyle buluşturulmaktadır.

DİYABET TEDAVİSİNDE ORNİTORENK ZEHRİ

Ornitorenklerin diğer bir ayırt edici özelliği, yetişkin erkeklerinin arka ayaklarındaki zehirli mahmuzdur. Memeliler içinde zehirli olan tek canlı da ornitorenktir. Bu garip mahlûk, enjekte ettiği zehrini, saldırılardan korunmak için kullanır. Bu zehir, insanlar için öldürücü olmasa da hızla vücuda yayılır ve şiddetli bir ağrıya sebep olur. Diğer canlıları ise hareketsiz hale getirirken, küçük hayvanların ölümüne sebep olabilir.

Ornitorenkin en önemli silahı olan zehri, özel bir kimyevi karışımdır ve bilim dünyasında büyük heyecan uyandırmıştır. Avustralya’daki Flinders Üniversitesi’nden araştırmacılar, bu zehir üzerinde yoğun çalışmalar yapmıştır. Bulgularına göre, zehrin içeriğindeki bir hormonun, pankreası insülin üretiminde desteklediği sonucuna ulaşmışlardır. Tıp dünyası için yeni bir umut olan bu hormon, GLP-1 hormonudur. Yıllardır bu alanda araştırmalar yapan Frank Grutzner, tip-2 diyabetinin tedavisinde bu hormondan yararlanılabileceğini ifade etmektedir.

Diyabet tedavisinde kullanılan GLP-1, hem kan şekeri seviyesinin dengelenmesinde, hem de dalgalanmalarının azaltılmasında çok etkilidir. İnsanlar ve hayvanların bağırsaklarında da salgılanan GLP-1, kan şekeri çok yükseldiğinde düşmesine sebep olan insülin salınımını desteklerken,fazlaca düşmesi durumunda buna engel olan glukagon salınımını düşürmektedir. Böylece kan şekerinin dengelenmesinde vazife yapmaktadır. Fakat hormonun seviyesinde, dakikalar içinde denilebilecek kadar hızla azalma gözlenmektedir. Oysa ornitorenkin zehrinde keşfedilen GLP-1’in, uzun süre etkin kalabildiği tespit edilmiştir. Bu kıymetli hususiyetin, şeker hastalığının tedavisinde büyük bir avantaj sağlayabileceği düşünülmektedir.

ANTİBİYOTİK DİRENCİNE KARŞI ORNİTORENK SÜTÜ

Global bir problem olarak değerlendirilen antibiyotik direncine karşı da Avustralyalı bilim adamları dikkatleri ornitorenkler üzerine çekmiştir.Deakin Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi, ornitorenk sütü üzerinde uzun süreli çalışmalar yapmıştır. Ornitorenk sütünde bulunan proteinlerin analizlerini yaparak; antibakteriyel özelliklere sahip yeni bir proteini (MLP) tespit ettiklerini açıklamışlardır.

Ornitorenk sütünün ihtiva ettiği antibakteriyel proteinin, harikulade bir yapıda olduğu görülmüştür. Bu sonuç bilim dünyasını, kimyevi bileşiklerle ilgili yepyeni araştırmalara yönlendirmiştir.

Bütün bu tespitler işaret etmektedir ki bir ağacın, her bir dalına, meyvesine, tohumuna binlerce hikmet takan Hakîm-i Mutlak, garip bir canlı olan ornitorenkin de her bir uzvuna; gagasına, pençesine, mahmuzuna, zehrine ve sütüne sayısız hikmetler takmıştır.

Kaynaklar

“Duck Billed Platypuses,” How It Works, Book of Amazing Animals, Imagine Publishing Ltd. 2012, s. 130–131.

Pettigrew, J.D. Electroreceptıon in Monotremes, The Journal of Experimental Biology, 202, The Company of Biologists Limited 1999 JEB2097, s. 1447–1454.

Pettigrew, J. D., P. R. Manger ve S. L. B. Fine, The Sensory World of the Platypus,The Royal Society Publishing, Phil.Trans. R. Soc. Lond. B (1998) 353, s. 1199-1210.

en.wikipedia.org/wiki/Platypus

www.healthline.com/health-news/platypus-venom-help-diabetes#1

www.labmedya.com/antibiyotik-direncli-bakterilere-kotu-haber-ornitorenk-sutu

www.nationalgeographic.com/animals/mammals/p/platypus/

www.popsci.com/platypus-milk-bacterial-infections

www.sciencedaily.com/releases/2016/11/1611291144