“Kâinatın Yaratıcısına olan inanç,
ilmî araştırmanın en kuvvetli muharrik gücüdür.”(1)

Albert Einstein

Harvard öğretim görevlilerinden genetikçi Richard Levontin şöyle diyor:

“Bizim materyalizme bir inancımız var, ‘a priori’ (önceden kabul edilmiş, doğru varsayılmış) bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizmle olan “a priori” bağlılığımız sebebiyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz. Materyalizm mutlak doğru olduğuna göre de, ilahi bir açıklamanın sahneye girmesine izin veremeyiz.”(2)

Aslında konuya insanlık tarihi ile başlayan iman ve yaratılış konusu olarak da bakmak mümkün. Yani bu dünya bir Yaratıcı tarafından mı hazırlandı yoksa süresi ve nasıl olduğu belli olmayan bir şekilde, kendi kendine mi var oldu? İnsan bu dünyaya başka bir yerden mi geldi/gönderildi yoksa tesadüfen var olan hayatın evrilmesinden mi meydana geldi? İnsanoğlu, biyonik bir beyinden mi ibaret yoksa bedeni ayakta tutan bir ruh mu var?

Tefekkür Tarihinde İki Çizgi

İnsanlık bu noktada ikiye ayrıldı. Maddeci felsefe ve metafizik boyutlu hikmet yolcuları, her zaman diliminde kendilerine bir yer buldular. İlk insan, Yaradan tarafından yaratılmıştır diyenlerle; ilk insan maddenin mükemmel bir şekilde evrimleşmiş halidir diyenler hep oldu hayat sahnesinde.

Antik Yunan’da Epikür ve Demokritus gibi felsefeciler ile Sokrates ve Epiktetos gibi hikmet ehli düşünürler aynı dönemlerde, farklı şeyler düşünüp söylediler. Demokritus, her şeyin hatta ruhun bile atomlardan oluştuğunu iddia etti ve bu âlemin yaratılmadığını ve bunun için Yaratıcı’ya ihtiyaç olmadığını söyleyerek(3) materyalizm kitabının ilk satırlarını yazmaya başlamıştı. Epiktetos ise “Allah bütün insanları mesut olmaları için yaratmıştır; kara bahtlı oluyorlarsa, kendi yanlışları yüzünden oluyorlar” diyerek yaratılışa işaret ediyordu.(4)

Zaman ilerledi, ama çizgi değişmedi. Kimi zaman idealist, kimi zaman Stoacı, kimi zaman epikürcü, kimi zaman da atomist olan felsefe; 19. yüzyılda kendini materyalist düşünce ile ifade etmeye başladı. 17. yüzyılda, aslen din adamı olan matematikçi Pierre Gassendi, stoacı ve epikürcü akımların etkisi ile tabiat bilimlerini maddeci felsefe ile izah etmeye çalıştı. Bilgiyi duyulara ve deneylere bağlayan Gassendi, Demokritus’un atomist akımını yeniden ele alarak, Marx dâhil bir çok düşünürü, bütün dünyevî  yapıların ve davranışların maddî cisimlerin etkileşimi ile açıklanabileceği düşüncesine yöneltti.(5)

Kendini dindar bir Katolik olarak gören idealizm temsilcilerinden Descartes, Yaratıcı’ya inanıyordu. Gassendi’nin çağdaşı olan ve aklı/düşünceyi ön plana çıkaran Descartes, bilginin akılla elde edilebileceğini savunuyor, insan ruhunun beden gemisinde sadece bir kaptan olmadığını, hissedilen acıların, sevinçlerin, susuzlukların; iç içe geçmiş (dual) bir hayatın göstergesi olduğunu ifade ediyordu. Descartes’e göre madde; Gassendi’nin aksine, düşünceden sonra gelen bir şeydi.(6)

Bu arada fikir denizinde yeni isimler kendini gösterdi. Denis Diderot, Ludwig Feuerbach ve John Stewart gibi isimler, materyalist akıma kürek çekmeye başladılar. 19. yüzyılda Feuerbach, Gelecek Felsefesinin İlkeleri adlı eserinde, her şeyin doğaya bağlı olduğunu, mutluluğun maddi aşkta olduğunu (Epikür de böyle düşünüyordu) ve din kelimesinin bağlılık olduğunu, Yaratıcı’nın da insan zihninin yansıtması olduğunu iddia etti. “Her şey gibi düşünce de doğanın ürünüdür ve düşünce maddi bir organ olan beyinden çıkmaktadır. Maddecilik insanın bilgi ve varlık yapısının temelidir” dedi.

Aslen bir din adamı olan George Berkeley (18. yüzyıl) “immateryalizm” düşüncesi çerçevesinde, materyalist karşıtı bir akım oluşturmaya çalıştı. Ona göre madde vardı ama bir yanılsamadan/gölgeden ibaretti.(7)

Son İki Asırda

19. yüzyıla gelindiğinde bütün antimateryalist çalışmalara rağmen materyalist akım, dünyada iyice hissedilmeye başlamıştı. Karl Marx ve Frederick Engels, Hegel’in idealist diyalektiğine karşı tarihî materyalizm ile karşı çıktılar. Hegel’e göre deneye başvurmadan da akıl ile kesin bilgiye ulaşılabilirdi. Ancak, materyalist düşünce deney olmadan bilgiye ulaşılamayacağını savunuyordu. Temelde zengin kesimin, (burjuvazi) işçileri (proletarya) sömürmelerine karşı bir hareket başlatan Marx ve Engels, “Komünizmin İlkeleri” yazısı ile hayat felsefelerini de ortaya koydular. Bu bildiride dikkat çeken üç konu; bir topumda evlilik kurumun, ilahi dinlerin ve özel mülkiyetin olmaması görüşü idi.

Materyalizm, öteden beri maddi başarı ve ilerlemenin hayattaki en yüksek değer olduğunu, varoluşun sadece madde ile açıklanabileceğini savundu. Yaratılışa özellikle karşı çıkan materyalistler, 19. yüzyılda Darwin’in biyoloji alanında ortaya attığı “türlerin kökeni” teorisi ile bu tezlerini daha güçlü bir şekilde savunmaya başladılar.

Bugüne kadar materyalist düşünce; biraz epikürist, biraz ateist, biraz deist, biraz komünist olarak hayata karışmaya devam etti. Ancak materyalist felsefenin bütün gayretlerine rağmen bilim ve bilim insanları yaratılışı ve metafiziği savunmaya devam etti.

Bilim İnsanlarına Göre Tevhit ve Yaratılış

İngiliz filozofu Francis Bacon‘a (1561-1626) göre yaratılış gerçektir.

“Önümüzde hata yapmamak için çalışmamız gereken iki kitap var; birincisi Yaratıcı’nın vahyi olan Kutsal Kitap, ikincisi O’nun gücünü ifade eden yaratılanlar. İlk önce Yaratıcı’nın isteklerini ve emirlerini açıklayan Kutsal Kitabı, sonra da O’nun gücünü gösteren varlıkları incelemeliyiz. Sonraki öncekine anahtardır. Bize mantığın ve konuşmanın genel kurallarını öğreterek ilahi emirlerin gerçek anlamını bilmemize yardımcı olur, aynı zamanda inancımıza yeni pencereler açar. Bize Yaratıcı’nın büyüklüğünü anlatır. Zira O’nun sonsuz kudreti ve büyüklüğü, fiillerinde ve yarattığı varlıklar üzerinde açıkça görülmektedir.” (8)

Astronom Kepler (1571-1630) tabiatı bir kitap olarak görüyordu; “Tabiat kitabına göre biz astronomlar, Yüce Allah’ın din adamları olduğumuzdan, bizim Allah’ın şanını konuşmamız gerekir.  Yaratıcının eserlerindeki lezzeti almak için.  Bu evren ilahi bir yapıdır. Allah en büyüktür, O’nun ilmi sonsuzdur, O’nun sonu yoktur.”

“Özgür bir adam için tabiatın güzelliklerini ve Allah’ın sonsuz ilmini ve yüceliğini düşünmekten daha değerli bir şey olamaz. Eğer insanoğlu yeryüzüne Allah’ın güzelliğini yansıtmak için getirilmişse, o zaman çevresinde yaratılmış olan her şeye dikkat etmelidir. Bak bütün bu işler Allah’ın eseridir ve hepsi hâlâ ilk yaratıldıkları gibi duruyor. Matematikçi, astronom Galileo’nun dediği gibi, “Kâinat dediğimiz kitap, yazıldığı dil ve harfler öğrenilmedikçe (asla) anlaşılamaz.”(9)

Modern kimyanın kurucusu Robert Boyle (1627-1691), ilk defa elementlerin tanımını yaptı. Suyun genleştiğini keşfetti. Hava basıncını tespit etti ve şu meşhur sözünü söyledi: “Şanı, tabiatı yaratana verin. İnsanlığa iyilik getirmek için bilgiyi kullanın.”

Newton (1642-1727), konuya daha geniş bir açıdan bakmıştı: “Bizler Allah’a muhtaç, aciz kullar olarak, kendi aklımıza göre Allah’ın büyüklüğünü ve yüceliğini görmeli ve O’na teslim olmalıyız. Allah sonsuz ve mutlaktır; gücü sınırsızdır ve her şeyden haberdar olandır; varlığı sonsuzluğa dayanır; her şeyi yönetir, yapılan ve yapılacak olan her şeyi bilir. O sonsuz ve sınırsızdır. Daimidir ve vardır; varlığı daimidir. Allah, her şeyi sayı, ağırlık ve ölçü ile yarattı.”

“Güneş sisteminin, gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların harika sistemleri, sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Zat’ın kudretiyle sürebilir. Bu varlık yalnızca dünyanın ruhunu değil her şeyi yönetir. O, Allah’tır.”(10)

Mendel (1822-1884) tesadüfü kabul etmez: “İlim tesadüfü reddeder. Dünyada ilimsiz bir şey olmaz. Her şey bir sistem ve düzen içinde ilerliyor. Dünya da içindekiler de tek bir güç tarafından yaratılmıştır. Genetik bir ilim deryası. Kalıtım bize yaratılışı gösteren en büyük işaretlerdendir. Bazı hastalıklara karşı aşı geliştiren dostum Luis Pasteur’un dediği gibi, ‘Tabiatı ne kadar incelersem, Yaratıcı’nın eserleri karşısında inancım o kadar artıyor.’ Bilim, insanı doğrudan Allah’a götürüyor.”(11)

Modern fiziğin kurucusu Max Planck’a (1858-1947) kulak verelim: “Hangi alanda olursa olsun bilimle ciddi şekilde ilgilenen herkes, bilim mabedinin kapısındaki şu yazıyı okuyacaktır: ‘İman et.’ İman, bilim insanının vazgeçemeyeceği bir özelliktir.”(12)

Sir James Jean (1877-1946) da bütün benliği ile Allah hakikatini haykırıyordu: “Allah’ın eşsiz sanatının yansıması olan şu varlık âlemine baktığım zaman, ilahi kudretin büyüklüğü karşısında vücudum ürperiyor ve titremeye başlıyorum. Allah’ın huzuruna vardığım zaman, ‘Allah’ım sen çok büyüksün, çok yücesin diyorum’ ve adeta bütün hücrelerim aynı dua ile bana katıldıklarını hissediyorum. Kendi mutluluğumu, başkalarınkinden bin kat üstün görüyorum, dinginlik içinde bulunuyorum. Bu kadar ayet karşısında ilim adamlarının Allah’ı inkârını anlayamıyorum.’

Birçok ilim adamı, kendi alanında ve bilim dili ile tevhit ve yaratılışı ilan etmiştir. Newton ve Einstein Allah’a inanıyordu.”(13) Einstein, “Dinsiz ilim kör, ilimsiz din de topaldır” derken, Bediüzzaman Hazretlerinin; “Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder” tespitleri ile aynı çizgide olduğunu gösteriyordu.(14)

Kastamonu’da lise talebeleri Üstad Bediüzzaman Hazretlerine gelerek şöyle der: “Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar.” Bediüzzaman, “Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisân-ı mahsusuyla, mütemâdiyen Allah’tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz” diyerek ilmi tavsiye ediyordu.

Dipnotlar
1. www.mfgulen.com “Kalp ile Kafayı Evlendirmenin Tam Zamanıdır”.
2. Richard Levontin, “The Demon-Haunted World”, The New York Review of Books, January 9, 1997. s. 28.
3. Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf “Felsefeye Giriş” ve 3. Sınıf “Çağdaş Felsefe Tarihi” Dersi Ders Notları (Ömer Yıldırım); Açık Öğretim Felsefe Ders Kitabı.
4. Epiktetos, Düşünceler, s. 21.
5. Stanfort Felsefe Ansiklopedisi, 31 Mayıs 2005.
6. en.wikipedia.org/wiki/René_Descartes
7. en.wikipedia.org/wiki/George_Berkeley
8. Henry M. Morris, Men of Science Men of God, Great Scientists Who Believed the Bible, Master Books, 1992, s. 15; Sızıntı, Mart 94, “İnsanın Ebed Özlemi ve Ütopyalar”; Aralık 1991, “Biyolojide Gayecilik”.
9. Sızıntı, Mart 1993, “Keşif ve icatlarda teori ve deneyin önemi”.
10. ”God created everything by number, weight and measure.” www.math.okstate.edu/~wli/teach/fmq.html, Sızıntı, Aralık 2011, “Newton’un Çağını Aşan İmanı”, Prof. Dr. Mustafa Nutku.
11. Sızıntı, Mart 2011, “Mendel Evrimi Zora Sokuyor”.
12. J. de Vries, Essential of Physical Science, Wm.B.Eerdmans Pub.Co., Grand Rapids, SD 1958, s. 15, Isaac Newton, Principia.
13. www.mfgulen.com “Başörtüsü ve Provokasyonlar”.
14. www.mfgulen.com “Kalb ile Kafayı Evlendirmenin Tam Zamanıdır”.