Bütün mevsimler özeldir. Allah (celle celâluhu) hepsine ayrı güzellikler vermiştir. Hepsinin içinde hikmetleri olan farklı zorlukları da vardır. Aslında hepsine hayranım, ama ilkbaharı daha çok severim.

İlkbaharda yeryüzünün yeniden uyanışında, yeniden yaratılmanın işaretleri vardır. Ölmüş sandığımız kuru dallar yeşerir, kış uykusuna yatan hayvanlar uyanır, kuzular, dereler, papatyalar kendini gösterirler. Bir yanda cemreler peş peşe düşerken, diğer yanda leyleklerin yuvalarına dönüşü, bizi bir başka mutlu eder.  Kuşların cıvıltıları yüreğimizi ferahlatır, yüzümüzde güneşler açmasına vesile olur.

Ne var ki ilkbaharda havalar bir türlü düzene girmez. O kadar heyecanla beklediğimiz bahar bizi şaşırtır, hatta bazen üzer. Bir gün güneş açar, işte yaz geliyor derken, ertesi gün kopan bir fırtına, bizi yol ortasında ince giysilerle yakalar. Biraz tedbirli olayım derseniz üzerinizdeki kazakla rutubet ve sıcaktan bunalabilirsiniz. Bir gün sağanak bir yağmura yakalanabilirsiniz. Aniden gelen sis, uçağınızın kalkmasını engeller, hatta uçuşunuz iptal olabilir, planlarınızı altüst eder. Sevinçle, ümitle beklediğimiz bahar, bizi sukût-ı hayale uğrattı diye düşünenler bile olabilir.