İnsanoğlu zihnin ve beynin yapısını ve fonksiyonunu hep merak etmiştir. Anatomistler, beynin organik yapısını incelerken, fizyologlar da nasıl çalıştığını anlamaya ve izah etmeye gayret etmişlerdir. Sinir sistemi ile ilgilenen sinir bilimcileri, nörologlar, radyologlar, patologlar ve psikiyatristler başta olmak üzere beyin ve zihin, neredeyse bütün bilim insanlarının, hatta felsefecilerin araştırma konusu olmuştur. Çünkü bütün canlılarda beyin, olmazsa olmazdır ve diğer bütün organlar ona bağlıdır. İnsanın böbrekleri çalışmazsa diyalize bağlanır, diğer yardımcı tedavilerle hayatı devam eder. Diğer organlarda da buna benzer. Kalb yerine yapay kalb takılabilir. Beynin yerine geçecek yapay bir beyin yoktur. Çok ağır beyin hasarlarında, hayatiyet devam etse de şuur kapanır ve nebatî hayat denilen durum ortaya çıkar.

Teknolojinin ve araştırma metotlarının gelişmesiyle beynin yapısını ve çalışmasını anlama istikametinde ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu konudaki araştırmalar hâlen ciddi bir şekilde devam etmektedir.

Beyin, iki yarım küre şeklindeki ana kısmı, beyincik ve beyin sapından oluşur. Beyin sapından sonra da omurilik gelir. Beyin ve beyincikte 86 milyar nöron (sinir hücresi) olduğu tahmin edilmektedir.[1] Bu sinir hücreleri arasındaki bağlantılar, Samanyolu galaksisindeki yıldızların sayısından daha fazladır. Her bir sinir hücresi, diğer sinir hücreleriyle 40.000 civarında bağlantı (sinaps) kurar ve beyin içinde saatte 430 km hızla yol alır. Hastalıklar ve zararlı alışkanlıklardan dolayı beyin günde 85.000 beyin hücresi kaybeder.[2] Yeni doğanda ortalama beyin ağırlığı 450 gr kadardır. Çocuklukta bu iki katına çıkar. Erişkin kadınlardaki ağırlığı 1,22 kg iken erkeklerde 1,36 kg kadardır. Beyin, bütün vücudun tükettiği kalorinin %20–30’unu, oksijenin %20’sini, vücutta dolaşan kanın da %25’ini kullanır. Beynin %85’i sudur.

Beynin her bir bölümünün fonksiyonu hakkında, değişik hastalıklarda beynin hangi bölümünün ne gibi hasarları olduğundan hareketle ve farklı hayvan beyinleri üzerindeki çalışmalar yaparak beyin atlası çıkarılmıştır. Mesela, beynin bir bölgesindeki tümör olan hastanın ne gibi şikâyetleri oluyorsa, ameliyattan sonra bu şikâyetler ne kadar azalıyorsa, ona göre oradaki yapı ve fonksiyonla ilgili bilgiler edinilmiştir. Daha sonraki zaman dilimlerinde de hastanın şikâyetine göre, şu bölgede şu olabilir şeklinde öngörülerde bulunulabilmektedir.

Scientific American dergisinin Temmuz 2019 sayısında, Max Bertolero ve Danielle S. Basset adlı iki araştırmacı tarafından beynin nasıl çalıştığı üzerinde ilgi çekici bir çalışma yayımlanmıştır.[3]

Bütün dünyadaki, kara, deniz, hava ulaşımındaki vasıtaların durakları, güzergâhları ile beyin içindeki sinir hücrelerinin birbirleri ile olan bağlantıları karşılaştırıldığında, beyin daha düzenli ve mukayese bile edilemez şekilde gözükmektedir.[4]

Mesela görme ile ilgili, gözde başlayan işlem, ışık ve cisimlerin görüntüleri, kornea, göz bebeği, lensten sonra retinaya gelir. Buradaki hücreler vasıtasıyla elektrik akımına benzeyen bir sinyale dönüşerek görme siniri ile beyindeki görme merkezine ulaşır. Orada algılandıktan sonra bağlantılarla beynin çok farklı merkezlerine bilgiler gider. Görülen nesne bir yiyecekse, salgı bezlerine, üzücü bir durumsa mideyi kasan kasların sinir bölgesine, sevinçli bir durum ise gözyaşı bezlerini çalıştıracak sinirlerin bölgesine veya duruma göre bütün bölgelere bu bilgiler gider. Bu işlemler, saniyenin birkaç binde biri zamanında meydana gelir. Görme merkezi ile iştiha merkezi arasındaki bağlantılardan dolayı, güzel manzaralı bir mekânda veya rahatsızlık veren bir ortamdaki nesneler sebebiyle iştiha merkezi olumlu veya olumsuz etkilenir.

Benzeri durumlar işitme, konuşma ve diğer fonksiyonlarda da oluşur. Ayrıca bütün sistemler aynı anda çalışır ve her bir sistemin bağlantıları birbirinden ayrı olduğu için bunların toplamı, nakil vasıtalarının güzergâhlarındakinden çok fazladır.

Bu bağlantılar ve fonksiyonları, bu araştırmacılar bir konser veren orkestraya benzetmişleridir. Her bir çalgı aletinin ne zaman ve hangi şiddette çalacağı şef tarafından idare edildiği gibi, beyindeki her bir fonksiyonun da bu şekilde yönetildiği ve sonuçta zihin dediğimiz mekanizmanın ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Hangi uyaranın hangi beyin bölgesinde işlendiğini anlamak için araştırıcılar, 83 farklı uyaran verdikten sonra MR görüntüleme tekniğiyle beynin 10.000 görüntüsünü kaydetmiştir. Bu işlemler esnasında beyindeki farklı bölgeler, kendi aralarında mükemmel bir uyum sağlamakta ve birbirlerinin fonksiyonlarını engellememektedirler. Bir orkestrada enstrümanlar ahengi bozmaz. Beyinde çok sayıda fonksiyon icra edilirken ahenk de bozulmamaktadır. Farklı hastalıklarda bu bölgeler hasara uğradığında, bu mükemmel uyumda aksaklıklar ortaya çıkmaktadır.

Hâlen devam eden bir araştırmada, 1200 gönüllü gence 280 farklı işlem yaptırılarak beyin fonksiyonları çekilen MR görüntüleriyle takip edilmektedir. Böylece hangi durumda, beynin hangi bölgesi nasıl çalışıyor şeklindeki daha anlaşılır bir beyin haritası, yani her şahsın “beyin parmak izi” çıkarılmaktadır.[5]

Beynini düzenli olarak kullanan, yani okuyan, dinleyen ve sosyal ilişkilerini geliştiren insanlarda beyin hücreleri arasındaki bağlantıların geliştiği bilinmektedir. Yeni şeyler öğrenme gayretinde bulunan insanların beyinlerindeki nöronlar arasındaki bağlantılar arttığı için, bu insanların ileriki yaşlarında bunama ve Alzheimer hastalığına yakalanma riskleri ciddi bir şekilde azalmaktadır. Tersine, zararlı alışkanlıkları olan, problemlere bir türlü çıkış yolu bulamayan insanlarda, bu bağlantılar gelişmediği gibi, daha da azalmakta ve neticede, en basiti unutkanlık ve depresyon olmak üzere, değişik rahatsızlıklar meydana gelebilmektedir.

Şefi (beyni) tam anlayamasak da konser (beynin çalışması) hoşumuza gidiyor. Geleceği tahmin edebilmek için geçmiş durumların bilinip değerlendirmesi yapılabilir. Bir kişinin beyin yapısı ve fonksiyonları iyi bilinirse, gelecekte onun ruhî ve zihnî durumuyla ilgili öngörülerde bulunulabilir.

Bu tespitler, bazı zihnî hastalıkların teşhis ve tedavisinde de kullanılabilir. Belki şu anda beyin hakkında bir şeyler biliniyor ama bu kadar mükemmel bir yapı, bu sınırlı bilgiyle hâlâ keşfedilmeyi bekleyen birçok sırrı içinde barındırıyor. Adeta bir konseri binanın dışından dinleyip içerideki enstrümanları tahmin etmeye çalışıyoruz. Beynin içindeki her bir bölgede, saniyenin binde biri gibi bir zamanda milyonlarca sinir hücresinin vazife görüyor. Beynimiz, belki de bilinen en karmaşık ağ.

Gerek anatomik yapısı gerekse fonksiyonlarıyla hayret uyandıran tek yapı beyin değildir. Benzer durumlar, her organ için geçerlidir. Göz, kulak, kalb, böbrek, mide ve karaciğer gibi organlar, yaratılış kanunlarına uyarak harikulade fonksiyonlar eda etmektedir.

İnsan dışındaki değişik canlılarda da mükemmel yapı ve fonksiyonlar farklı değildir. Dış âlem dediğimiz, insan dâhil bütün canlıların içinde yaşadığı âlemle bütün canlıların çok yakın ilişkileri vardır. İhtiyaçları en uygun şekilde kendilerine ihsan edilmektedir. Mikroalem denilen ve ancak mikroskopla görülebilen yapı ve fonksiyonlar, normoalem denilen gözle görülebilenler, makroalem denilen ve ancak teleskopla görülebilen yapılar, bize bütün kâinatta cereyan eden müthiş bir nizam ve intizamı göstermekte, dolayısıyla bunları yaratan bir Zât-ı Akdes’e (celle celâluhu) işaret etmektedir.

Mükemmel bir ahenk ve uyum içinde çalışan sinir hücreleri gibi, vücudun diğer organlarının da kendi aralarında ve çevreleriyle uyum içinde çalışması, bizi bütün bu yapıların yaratıcısının Ehad ve Samed olduğu gerçeğine götürmektedir. Araştırmalar yapmak, insanın akıl yürütmesine mani değildir. Sebepler perdesi üzerinde uzmanlaşmaya çalışma, insanın kendi mahiyetini anlama açısından da önemlidir.

Belki de gelecek nesiller, sebepler perdesindeki sırları keşfetme azmi ve iştiyakıyla ve elde ettikleri bilgiler ve irfan sayesinde, eşya ve hadiselere yeni bir yorum getirerek daha yaşanılabilir bir dünya kuracaklardır.

Dipnotlar

[1] www.human-memory.net/types.html

[2] www.amenclinics.com/blog/12-prescriptions-for-creating-a-brain-healthy-life-part-1/

[3] “How matter becomes mind,” Max Bertolero ve Danielle S. Bassett, Scientific American, Temmuz 2019, s. 26–33.

[4] A.g.e.

[5] A.g.e.

Paylaş
Önceki İçerikÇile
Sonraki İçerikMüptela Gönüller