Bediüzzaman Hazretleri, Sünuhat adlı eserinde ve On İkinci Söz’de Batı medeniyeti ile Kur’ân medeniyeti arasındaki farkları, beş husus üzerinde durarak belirtir:[1]

  1. Dayanak noktası: Bediüzzaman’a göre, İslam medeniyetinin dayanak noktası Hak’tır. Hakk’ın hatırı âlidir. Hak haktır, büyüğü küçüğü olmaz. Nefis ve enaniyetin tahakkümündeki bir medeniyet ise güç odaklı olup güçlüye karşı boyun eğdirmeyi esas alır.
  2. Hedef: Kur’ân’a itaat eden Müslümanların öncelikle Allah rızasını hedef yapmaları gerekir. Batı dünyasında ise genellikle menfaat hedeflenir. Bir yerde zulüm olsa bile o ülke ile olan menfaat ilişkileri zarar görecekse zulme karşı ses çıkarılmamakta, “bekleyelim, görelim” siyaseti güdülmektedir.
  3. Hayattaki temel prensip: İslamiyete göre yardımlaşmadır. Vahye kulak vermeyen zihniyete göre mücadeledir.

Şefkati, merhameti, başka insanların dertleri ile dertlenmeyi esas kabul eden İslam, müntesiplerini ve insanları her türlü kötülükten ve kötü düşünceden uzak olmaya, başkalarının yardımına koşmaya davet eder. Kur’ân’ın feyzinden beslenmeyen, merhametsiz bir mücadele ve rekabet odaklı medeniyetler ise, sosyal enerjilerini faziletten uzak çekişmelere harcarlar. Karun gibi, bu servet; bilgimiz ve gücümüz sayesinde bize verilmiştir derler. Adalet, insaf, kanaat ve şükürden uzak toplumlar, başka ülkelerin zenginliklerine göz dikerler. Milyonlarca insanın ölümüne, göç etmelerine ve sefil kalmalarına sebep olmaktan çekinmezler.

  1. Sosyal gruplar arasındaki irtibat vesilesi: İslam din kardeşliğini (uhuvvet) esas alır. Ben merkezli fertlerden müteşekkil bir medeniyet ise, kitleleri ırkçılıkla bir arada tutmaya çalışır. Kendilerini üstün ırk telakki edenler, diğer insanları ezmekte bir beis görmemektedir. Hâlbuki, insanın şu veya bu ırktan olması kendi elinde değildir. Kardeşlik ise anahtar bir kelimedir. Muhabbet de iman kalesinin anahtarıdır. Anahtarsız hiç bir eve girilemez. Allah’ı seven, insanları sever.
  2. Sonuç: Ahlak ve fazilete öncelik vermeyen bir medeniyet anlayışı, insanların heva ve heveslerine hizmet eder. İhtiraslarını mihrap yapanlar, bir süre sonra hiçbir kriter tanımaz. Gücü ve serveti ele geçirince insanlıktan hızla uzaklaşırlar.

İslam ise insanı, maddi ve manevi boyutlarıyla bir bütün olarak ele alır. Ulvî hisleri tatmin ederek hakikî insaniyete hizmet eder.

Bu çok önemli beş farklılığa rağmen günümüzde İslam dünyasında savaşlar, zulümler, adaletsizlikler sürüp gidiyor. Müslümanım diyenlerin Kur’ân’a itaat yerine nefs-i emmarelerine itaat etmesi, onları Kur’ân’dan hayli uzaklaştırmıştır. Toplum nasılsa, yöneticileri de öyle olmuş, sonuçta cehalet, fakirlik ve nifak içinde çarpışıp duran, Hak’tan yanayım dediği halde güce tapan, sürü psikolojisi ile yönetilen halklar, dinlerini temsil edememişlerdir.

Batı, teoride bu tespitleri hak ediyor olabilir. Ancak pratikte o teorik düzlemi aşmış görünüyorlar. Bediüzzaman Batı’yı ikiye ayırmış, batıl anlayışlardan uzaklaşacaklarını ve evrensel problemlerin çözümünde İslam’la omuz omuza vereceklerini yazmıştı:

“Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san’atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa’ya hitap etmiyorum.

Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa’ya hitap ediyorum.”[2]

“Bizim muradımız, medeniyetin mehasini ve beşere menfaati bulunan iyiliklerdir. Yoksa, medeniyetin günahları, seyyiatları değil ki, ahmaklar o seyyiatları, o sefahetleri mehasin zannedip taklit edip, malımızı harap ettiler. Medeniyetin günahları, iyiliklerine galebe edip, seyyiatı hasenatına racih gelmekle, beşer iki Harb-i Umumi ile iki dehşetli tokat yeyip, o günahkâr medeniyeti zîr ü zeber edip öyle bir kustu ki yeryüzünü kanla bulaştırdı. İnşaallah, istikbaldeki İslâmiyetin kuvvetiyle, medeniyetin mehasini galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.”[3]

Bugünkü Batı, onun muhteşem öngörüsünü doğrulamış görünmektedir.

Bu bilgiler ışığında Batı medeniyeti ile İslam medeniyeti uzlaşabilir m? Kanaatimizce, Müslümanların Bediüzzaman’ın tespit ettiği bu beş kurala sıkı sıkıya uyarak İslam’la barışması ve Batı medeniyetindeki özellikle idarecilerin, bu beş olumsuz prensibi terk ederek, müspet prensipleri benimsemesi, dünya barışı için önemli bir adım olacaktır. Bunun gerçekleşmesi ise uzun vadede, nezih ruhlu, gönülleri fethetmenin gerçek dindarlığın olmazsa olmazı kabul eden nesillerin yetiştirilmesi ile mümkün olacaktır.

Bu, sabır, mukavemet ve adanmışlık gerektiren uzun bir yoldur. Bu barış yolunun düşmanları saymakla bitmeyecek kadardır. Her türlü şeytanî oyun ve hile, bu yolun yolcularına, eskiden olduğu gibi, bugün de yarın da kurulacaktır. Ne var ki global barış yolunun yolcuların da insanlığı temsil etmekten ve ortak evrensel insani değerleri güçlendirmekten başka yapabileceği bir şey yoktur. Sabır, sebat, sadakat ve şefkat yoludur bu yol.

Dipnotlar

[1] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 141.

[2] Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 144.

[3] Bediüzzaman Said Nursi: Hayatı, Mesleği, Tercüme-i Hâli, İstanbul: Şahdamar Yayınları, 2010, s. 124.