Kılıç Ali Paşa, 1500 yılında İtalya’nın La Castella kasabasında, yoksul bir balıkçının oğlu olarak dünyaya gelir. Rivayete göre, 11 yaşında Napoli’deki papaz okuluna giderken Ali Ahmet Reis tarafından esir alınır. Asıl adı Giovanni Dionigi Galeni olan Kılıç Ali Paşa, uzun süre Müslüman denizcilerin kadırgalarında forsalık yapar. Müslüman olan ve Ali adını alan paşa, sonradan Müslüman olan denizcilere verilen “Uluç” namı ile anılmaya başlar. Artık o denizlerin Uluç Ali Reisidir. Turgut ve Piyale Paşalarla beraber büyük Osmanlı denizcisi Barbaros Hayrettin Paşa’nın yanında denizcilik eğitimi alır.

Cezayir Beylerbeyi

Kanunî Sultan Süleyman devrinde Barbaros Hayrettin, Turgut ve Piyale Paşaların bulundukları deniz muharebelerine katılarak bir hayli tecrübe kazanan Kılıç Ali Paşa, 1565’te İskenderiye Beylerbeyliğine tayin olunur. Mısır donanmasıyla beraber katıldığı Malta Seferi’nde Turgut Reis’in şehit düşmesi üzerine, onun yerine Trablusgarp Beylerbeyliğine, 1568’de ise Cezayir Beylerbeyliğine tayin edilir. Buradaki görevi boyunca başta İspanyollar olmak üzere Haçlılara karşı başarıyla mücadele eder.

Kıbrıs’ın Fethi

Akdeniz hâkimiyeti için son derece stratejik bir konuma sahip olan ve Venediklilerin denetiminde bulunan Kıbrıs’ın, Sultan II. Selim döneminde Lala Mustafa Paşa’nın da teşvikiyle kuşatılmasına karar verilir. Bu karar, Osmanlı yöneticilerini ikiye bölmüştür. Sadrazam Sokullu’nun da içinde yer aldığı bazı devlet adamlarında Kıbrıs’ın fethi ile Haçlıların Osmanlıya karşı büyük bir mücadele başlatacağı görüşü hâkimdir. Nihayetinde Şeyhülislam Ebüssuûd Efendi’nin, Kıbrıs’ın eski bir İslam beldesi olduğunu, buradaki İslami eserlerin de tahrip edildiğini ifade ederek fethin lüzumlu olduğu yönünde fikir beyan etmesiyle sefere karar verilir. 1 Temmuz 1570’te başlatılan Kıbrıs kuşatması 1 Ağustos 1571’de başarıyla tamamlanır. Ada 4 Temmuz 1571’de Osmanlı askerlerince Venediklilerden teslim alınır.

İnebahtı (Lepanto) Savaşı

Kıbrıs’a sefer düzenlemekte tereddüt eden Sokullu’nun haklılığı, bir müddet sonra ortaya çıkar. Papa V. Pius’un Hristiyan âlemini Türklere karşı bir Haçlı Seferine davet etmesi ile İspanya, Venedik ve Malta donanmalarının katıldığı “Kutsal İttifak” tesis edilir. İttifak donanmasının komutanlığına ise ünlü Amiral Don Juan getirilir. Kıbrıs’ın kaybedilmesi üzerine harekete geçen ittifak donanması, Osmanlı donanmasının bulunduğu İnebahtı (Lepanto) Limanına gelerek savaş düzeni alır. Bu gelişme üzerine Kaptan-ı Derya Müezzinzâde Ali Paşa, derhal savaş meclisini toplar ve durum değerlendirmesi yapar. Mecliste Kılıç Ali Paşa başta olmak üzere Cafer Paşa, Barbaroszâde Hasan ve Mehmed Paşa ve Salihpaşazâde Mehmed Bey gibi ünlü Türk denizcileri vardır. Kılıç Ali Paşa başta olmak üzere birçok denizcimiz; “Donanma yeni bir savaştan çıkmıştır, hazır değildir, eksikleri çoktur. Ayrıca kürekçilerimizin ve leventlerimizin bir kısmı terhis edilmiştir” diyerek savaş yapılmaması yönünde fikir beyan eder. Ancak Kaptan Paşa, “Her gemide birkaç levendin eksikliği sıkıntı olmaz” diyerek savaş lehinde karar verir. Kılıç Ali Paşa bunun üzerine, “Savaşı körfezde değil de açık denizde yapalım” fikrini sunmuş; ancak son derece cesur olan Kaptan-ı Derya Müezzinzâde Ali Paşa, “Ben padişahın donanması kaçtı dedirtmem” diyerek buna da karşı çıkmıştır. Mecliste savaş kararı alınır. Savaşta, donanmanın merkezine Kaptan-ı Derya Müezzinzâde Ali Paşa, sağ cenaha Cezayir Beylerbeyi Kılıç Ali Paşa, sol cenaha da Pertev Paşa komuta etmektedir. 7 Ekim 1571 günü İnebahtı Limanı dünya tarihinin en büyük deniz savaşlarından birine sahne olur.

Karşılıklı hücumlarla başlayan savaşta, Haçlı saldırıları karşısında varlık gösteremeyen Kaptan-ı Derya Müezzinzâde Ali Paşa’nın komuta ettiği merkez kuvvetler mağlup olmuş, paşa da şehit düşmüştür. Pertev Paşa’nın cenahı da ayni akıbete uğramış, paşa canını zor kurtarmıştır. Kılıç Ali Paşa ise diğer iki cenahın aksine temkinli hamleleriyle düşmanın sol kanadında yer alan Malta Şövalyelerini bozguna uğratarak kaptan gemisini ele geçirmiş ve Haçlıların zaferini gölgelemiştir. 7 Ekim günü İnebahtı Limanında 142 gemimiz batmış, 20 bin levendimiz şehit düşmüştür. Bu talihsiz günde savaşın tek tesellisi, Kılıç Ali Paşa’nın 42 kadırgası ile İstanbul’a doğru hareket etmesi olmuştur.

İnebahtı galibiyeti Avrupalılara Kıbrıs’ın kaybını unutturmuş ve onlarda büyük bir heyecan uyandırmıştır. Ancak müttefik donanmasındaki birlik bozulduğu için, galibiyetin meyvelerini toplayamamışlardır.

İnebahtı Sonrası Durum

Sultan II. Selim, İnebahtı mağlubiyeti üzerine, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’ya derhal yeni bir donanmanın inşasını ve mağlubiyetin telafi edilmesini emretmiştir. Ayrıca, İnebahtı’da büyük kahramanlık göstererek Osmanlının itibarını kurtaran Kılıç Ali Paşa kaptan-ı deryalıkla taltif edilmiştir. Bundan sonra Uluç Ali Paşa, Kılıç Ali Paşa olarak anılmıştır.

İnebahtı sonrasında, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa, gelecek yıl Akdeniz’e büyük bir donanma indirmek için hazırlıklara başlayacaktır. Sokullu’nun yeni bir donanmayı bu kadar kısa sürede inşa etme fikri, bu işten çok iyi anlayan Kılıç Ali Paşa’yı dahi ümitsizliğe ve telaşa düşürerek ona, “Paşam, tekneleri yaparsınız ama iki yüz gemi, beş altı yüz gemi demiri ister. Ayrıca gemileri bağlamaya yarayan kalın halat, ip ve yelken tedariki ihtimali zayıftır” der. Bu söz üzerine sadrazam Sokullu Mehmet Paşa, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’ya şu meşhur ve tarihî cevabı verir: “Paşa Paşa! Sen bu devleti daha tanıyamamışsın! Bu devlet, öyle bir devlettir ki isterse çok kısa bir süre içinde inşa ettireceği donanmanın gemilerinin direklerini gümüşten, yelkenlerini atlastan, halatlarını ibrişimden yapar!

Gerçekten de Sokullu Mehmet Paşa ve Kılıç Ali Paşa’nın gayretleriyle 1572 yılının ilkbaharında, 250 gemiden oluşan yeni ve muhteşem bir Osmanlı donanması hazırdır. İnebahtı’da sadece usta denizcilerini ve donanmasını kaybetmekle kalmayıp aynı zamanda, Preveze’de kazandığı itibarı da yitiren Osmanlı donanması, bu kayıpları telafi etmek için Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’nın komutasında harekete geçer. Osmanlı Devletinin bir mevsimde meydana getirdiği donanmanın ihtişamından çekinen müttefikler, tekrar saldırıya cesaret edemezler. Venedik, ittifaktan ayrılıp Fransa vasıtasıyla barış ister. Sokullu, anlaşma için gelen Venedik elçisine, “Biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik; siz ise İnebahtı’da donanmamızı yakmakla sakalımızı tıraş ettiniz. Tıraştan sonra sakal daha gür biter, lakin kesilen kol, bir daha yerine gelmez” der. Tarihçi Hammer’e göre bu sözler, boşuna olmayıp hakikatin ta kendisidir. Anlaşmaya göre “Venedik, savaştaki kayıpları için Osmanlı Devletine 300.000 altın savaş tazminatı ödeyecek, Zenta Adası için ödemekte bulunduğu 500 dukalık vergiyi üç katına çıkartacak ve Kıbrıs’ın ganimetleriyle birlikte Osmanlı’ya ait olduğunu da resmen kabul edecektir. Ayrıca bütün Türk esirler şartsız olarak serbest bırakılacaktır.” Hammer, bu antlaşmanın sonuçlarına göre savaşın galibinin Osmanlılar olması gerektiğini söylerken, Voltaire de “İnebahtı Savaşı’nı sanki Türkler kazanmış gibidir” diyerek bu ilgi çekici noktaya dikkat çekmiştir. Venedik’in İnebahtı Savaşı’ndan galip çıkan devletlerin başında olmasına rağmen, mağlup bir devlet gibi ağır maddelerle dolu bir anlaşmayı kabul etmek zorunda kalması, aslında yeni hazırlanan Osmanlı donanmasının gücünü gösterir.

Venedik’le yapılan bu anlaşmadan sonra da deniz seferlerine devam eden Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa, 1574’te Akdeniz’de Osmanlı hâkimiyetini pekiştirmek maksadıyla İspanyolların elindeki Tunus’u geri alır. 1584’te Kırım Seferine katılır. 1585’te Suriye ve Lübnan’daki Dürzî asilerin yola getirilmesi için donanmasının başında İskenderiye’ye gider. Bu, paşanın son seferidir.

İnebahtı’daki İspanyol Yazar

İnebahtı’da Osmanlıya karşı savaşan Haçlılar arasında meşhur bir de İspanyol romancı vardı: Don Quixote (Don Kişot)romanının yazarı Miguel de Cervantes. Cervantes, “yüzyılların gördüğü en büyük savaş” olarak adlandırdığı İnebahtı Deniz savaşında göğsünden iki kurşun yemiş, sol kolu da isabet eden bir Osmanlı kurşunu yüzünden çolak kalmıştır.

İnebahtı Savaşından sonra beş yıl Akdeniz’de korsanlık yaparak Osmanlı leventleriyle savaşan Cervantes, “El Manco Lepanto” (İnebahtı Çolağı) lâkabıyla ün yapmıştır. 1575 yılında, Türk denizcisi Deli Memi tarafından esir alınan Cervantes, Cezayir’e götürülür ve 1580’e kadar beş yıl burada esir tutulur. Diğer esirlerle birlikte İstanbul’a gönderileceği sırada ödenen fidye karşılığında serbest bırakılır ve ülkesine döner.

Kılıç Ali Paşa Cami ve Mimar Sinan

Rivayet edilir ki Kılıç Ali Paşa, deniz kenarına bir cami yaptırmayı düşünür. Bu arzusunu Sultan III. Murad’a arz ederek kendisine yer göstermesini ister. Sultan III. Murad latife edip “Sen ki deryalar serdarısın. Bir de benden kara toprak mı istersin? Camiini dahi denize yapman münasiptir” cevabı verince Kılıç Ali Paşa, Tophane sahilinde denizi doldurarak küçük bir yarımada oluşturur ve camiini buraya inşa ettirir. Cami, Mimar Sinan’ın eseridir. Mimar Sinan, camiyi Ayasofya’nın küçük bir modeli olarak inşa eder. Ancak Mimar Sinan, camiyi Ayasofya’nın basit bir kopyası olarak değil, daha geliştirilmiş hâli olarak yapar. Cami Ayasofya’ya nispetle çok daha aydınlık ve ferahtır. Kılıç Ali Paşa, caminin tamamlanmasından sonra yedi sene daha yaşar. Vefatına kadar İstanbul’da olduğu zamanlarda, vakit namazlarını hep bu camide kılar. Fukara babası olarak tanınan, muhtaçların ihtiyaçlarını gidermeye çalışan Kılıç Ali Paşa, binlerce kişiye düzenli bir şekilde aylık verir.

Paşa 21 Haziran 1587 tarihinde, mutat olduğu üzere, sabah namazını yine bu camide kılar, fakir fukaraya sadakalarını dağıtır ve evine döner. Aynı gün içinde aniden hastalanır ve vefat eder. Kılıç Ali Paşa, Mimar Sinan’a yaptırdığı caminin avlusunda, deniz kenarında yer alan türbesine defnedilir.
Kaynaklar

Hakkı Dursun Yıldız, Doğuştan Günümüze İslam Tarihi, İstanbul: Çağ Yayınları, 1989.
Mustafa Armağan, İnsanlığın Son Adası. İstanbul: Ufuk Kitap, 2008.
Samiha Ayverdi, Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, İstanbul: Kubbealtı Neşriyat, 1999.
Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi. İstanbul: Ötüken Yayınları, 1994.

 

Paylaş
Önceki İçerikMütemadiyen Dua
Sonraki İçerikMücahede