Zulmün karanlığını yok eden sihirli bir iksirdir dualar ve inanıyoruz ki zor günler yaşayan bizlerin, Efendimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) şefaatçi kılarak ızdırar dilimizle Rabbimize yaptığımız dualar kabul ufkunda doğan ışık gibi karanlığı yırtıyor…

Zulmün bitiş tarihini bilemeyiz tabii ki. Zulüm eriyen bir buz parçası gibi, her gün meşruiyetini kaybediyor ve bizler bu zor günlerin aydınlığa doğru uzanan hikmetli çıkış kapısının önünde bekliyoruz.

Bu kapıyı açacak anahtar bekleniyor: O anahtarın adı “dua” ve şifresi “mütemadiyen.”

Malumdur ki; insanın vazife-i asliyesi, samimi bir mümin olarak dua etmektir. Bulduk ise o sihirli anahtarı, dua kapısını tıklayarak hiç durmadan, kesintisiz; hâl i perişanımızı ve talebimizi Rabbimize arz etmeli değil miyiz? Çünkü cevherlerden müteşekkil bir hazine bulan insanın, onu bırakıp çakıl taşlarını toplaması ne ise, Allah’ı bulan birisinin de rıza ve rıdvanını talep etmeyi bırakıp fâni şeylere talip olması bundan daha aciptir.

Ballar balını bulduk ise vazifemizin hakkını vererek fiilî ve kavlî dualarımızı cem etmemiz gerekmez mi dostlar?

En Kıymetli İnsanlar 

“Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?” ayeti, şu an yeryüzünde dua yolunda mütevazı adımlarla yürümekte olan Hizmet insanlarının kıymetine bir muştu ve işaret teşkil etmez mi?

Bu süreç yaşanmasa idi; dua ile böyle içli dışlı olabilir miydik? Sadece kavlî dua meselesi de değil, atıldığımız bu kuyudan çıkmak için, elimizden ne geliyor ise; “Esbabın içtimaı, müsebbibin icadına bir duadır” diyerek fiilî ve kavlî duayı cem etme gayretindeyiz. İnşallah bir meçhul mazlumun gözünden damlayan bir damla yaş, bu dua deryasını taşıracak ve Müsebbibü’l-Esbab olan Rabbimizin, baharı yaratmasına vesile olacak, diye ümitle bekliyor ve o tek damlanın sahibi dünyanın hangi köşesinde, hangi seccade üzerindedir, bilemiyoruz…

“Bana dua edin, size cevap vereyim” (Mü’min, 40/60) fehvasınca mutlaka dualarımıza cevap verilecektir.

“Dua eden herkes, muhakkak şu üç şeyden birini elde eder: Ya duası kabul edilir, ya kendisi için âhirete saklanır, ya da yaptığı dua, günahlarına kefaret olur.” (Muvatta’, Kur’ân, 36).

“Allahım, bu süreçte az çok zulüm görmüş bütün Hizmet erlerine hepsini lütfeyle” yakarışımızı da kalbimizden ve dudaklarımızdan eksik etmeme gayretindeyiz.

Dua Zamanı Kollayanlar

Her dem dua insanı olmak lazım, ama belli vakitler de var ki Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) işaret buyurması ile o anları ganimet bilmek lazım: Arefe gününü, Ramazan ayını, cuma gününü ve seher vaktini, altın vakitler olarak bilmemiz gerekir. Ayrıca her gün beş defa tekrar eden vakit de var. “Ezan ve kamet arasında yapılan dua reddolunmaz (muhakkak kabul olunur)” hadisi de dua zamanı kollayanlara yol göstermektedir.

Namaz İçinde Dua

“Kulun, Rabbine en yakın olduğu an secde ettiği hâldir, secdenizde çok dua ediniz!” beyanı, içimizi dökeceğimiz anı bize telkin ediyor.

İbn Abbas’ın (radıyallâhu anh) rivayet şu hadis de bunu teyit eder:

“Ben rükû veya secde ederken Kur’ân okumaktan menedildim. Rükûda rabbinizi tazim edin. Secdede ise çok dua edin. Çünkü bu hallerde duanın kabul olunması sair zamanlara nazaran daha kuvvetlidir.” (Müslim, Salât, 207).

Bu değerli vakitlerde ve duanın kabule yakın olduğu hallerde açılan ellerin boş çevrilmeyeceği muhakkaktır. Yeter ki gönülden kabul olacağına inancımız tam olsun.

Selmân-ı Fârisî (radıyallâhu anh), Rasûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:

“Muhakkak Rabbimiz hicabedici ve kerîmdir. Kulları ellerini dergâh-i izzetine kaldırdıkları zaman o elleri boş çevirmekten hayâ eder.” (Ebû Dâvud). İşte o gökten inerken nurlar ile doldurulması kat’i olan el yüze sürülür.

Musibet Zamanı

En çok belaya maruz kalan kullar, nebiler sonra veliler. Sırası ile Allah’ın en çok sevdiği kullar… Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Allah bir kulunu sevdiği zaman, onu sıkıntılara sokar ki yalvarıp yakarmasını dinlesin” diye buyurur. (Kenzu’l-Ummal, 3/325). Musibet zamanında etrafımıza bakışımız bu olmalı; kendimize gelince iç muhasebe ile meşgul olmak, en doğru yol olsa gerekir, ama bu bizi duadan geriye düşürmemeli.

Acele Etmemek

Her şeyin bir vakti olduğu gibi, duaların da bir kabul saati vardır. Kul acele etmez ise mutlaka matlubuna ulaşacaktır. Çünkü Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Herhangi biriniz acele etmedikçe duası Allah tarafından kabul olunur.” (Buhari, Daavat, 22).

İki Salâvat Arası Dua ve Gıybeti Terk

Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle rivayet edilmektedir:

“Siz, Allah Teâlâ’dan bir ihtiyacınızı istediğiniz zaman, önce salâvat getirmekle başlayınız. Çünkü Allah Teâlâ’nın şanına yakışmaz ki kendisinden iki türlü ihtiyaç istendiğinde birisini (salâvat-ı şerîfeyi) kabul edip diğerini reddetsin!” (Ahmed bin Hanbel).

İlk insan Safiyullah da (aleyhisselâm) duasına, onu şefaatçi yapmadı mı? Günahsız ağızlar ile dua etmek önemlidir. Onun için önce, Rabbimizden, içten bir tevbe ve istiğfar ile temizlenmek istenmeli veya mümin kardeşinin ağzı ile dua edilmeli. Ağzın dedikodu ve gıybetten temizlenmesi elzemdir.

Tertemiz Kalb, Dil ve Makbul Kelimeler ile Dua

Dua ederken seçilen zaman, seçilen hâl, salâvat ile başlamak ve istiğfar gibi hususların duanın kabulü için makbul hususlar olduğu ayandır ve her şeyden daha ziyade kulun tertemiz bir kalb, tertemiz bir dil ve seçilmiş kelimeler ile Rabbine yönelmesi duanın kabulü için çok önemlidir.