Fotoğraflarının çoğunda, ağaçlara sarılmış hâlde uyuduğunu gördüğümüz sevimli koala, her ne kadar oyuncak bir ayıcığa benzese de aslında otçul ve keseli bir hayvandır. Avustralya’nın sembollerinden biri olan koalanın boyu 60–85 cm, ağırlığı ise 4–15 kg arasında değişir. Toplu yuvarlak gövdesi, vücuduna göre irice olan kafası, büyük kulakları ve kaşık şeklindeki burnu ile kolayca tanınır. Postu oldukça kalın, sık kıllı ve yumuşaktır. Bacakları uzun ve parmakları tırmanışını kolaylaştırır halde şekillendirilmiş ve pençeleşmiş olarak yaratılmıştır.

Koala, okaliptüs ormanlıklarında yaşar ve diğer memeliler için zehirli olan okaliptüs ağaçlarının yaprakları ile beslenir. Aslında bu ağaçlar onun için çok yönlü bir rızık manzumesi olup hem barınak hem gıda hem de su kaynağı olarak muhteşem bir beşik gibi hazırlanmıştır. İlmî ismi Phascolarctos cinereus olan hayvan, Avustralya’da yetişen 600’ü aşkın okaliptüs türünün hepsinde yaşamaz; içlerinden 35 kadarını hayat sahası olarak kullanır. Yetişkin bir koala, hemen hemen sadece üzerinde bulunduğu ağacın yapraklarıyla beslenir. Yâni rızkının peşinden koşması gerekmez, ağaç dallarında tecelli eden Rahmet, onun gıdasını neredeyse ağzına kadar getirip kendisine ikram eder ve her türlü ihtiyacını karşılar. Bununla birlikte, okaliptüs diyetinin enerji miktarı yüksek olmadığından, koala büyük ölçüde hareketsizdir. Günün yaklaşık 20 saat gibi büyük bölümünü ağaçta uyuyarak geçirir. Sadece, bir ağaçtan diğerine geçerken aşağıya indiği görülür.

Bütün keseli memelilerde olduğu gibi koalanın da yavrusu, henüz cenin safhasındayken, tam gelişmemiş olarak doğar ve hayatının ilk aylarını geçirmek üzere, annesinin karın bölgesindeki kesenin içerisine yerleşerek buradaki hayat pınarı olan memelerden birine tamamen sevk-i ilâhî ile yapışır. Sanki altı aylıkken erken doğmuş ve küvezde beslenmesi gereken bir insan yavrusu gibi düşünebilirsiniz. Yeni doğan yavru, yaklaşık 19 mm boyunda ve 5,5 gram ağırlığındadır. Bu minik yavru doğar doğmaz, hiç yardım almadan, sadece rahmete tutunarak keseye tırmanır. Altı ay sonra ise, boyu 20 cm’ye ulaşıp kürkü de gelişmiş olarak keseden çıkar. Bu dönemde anne sütünden de kesilir. Artık okaliptüs yaprakları ziyafetine hazır hale gelmiştir. Keseden çıktıktan sonra, yaklaşık 6 ay boyunca annesinin sırtında yaşar.

Mucizevî Sindirim Mekanizması

Koalanın gövdesinde en hayret verici kısım, bir biyokimya tasfiye laboratuvarı gibi işleyen sindirim sistemidir. Sindirim sistemi, karaciğerinden kör bağırsağına kadar, hususi bir anatomi ve fizyolojide yaratılmıştır. Sindirim organlarındaki özel donanım sayesinde, hem okaliptüs yağlarının zehirleyici tesirinden korunur, hem de ağacın yapraklarından, kâfi miktarda besin ve su temin eder. Oysa otla beslenen başka herhangi bir hayvan, bu yaprakları yiyecek olsa ölebilir. Koala ise, bütün hayatı boyunca her gün temel besin kaynağı olarak bu yaprakları yerken zehirlenmek bir yana, çok yönlü istifade eder.

Sindirim borusunun kaba yapısı diğer otçul hayvanlara benzese de koalanın bu sıra dışı sindirim biyokimyası, araştırmacıların ilgi odağı olmuştur. Sindirim sisteminin başlangıcına yerleştirilmiş güçlü 30 diş, oldukça sert olan yaprakların öğütülmesi için özel kesme ve çiğneme formunda şekillendirilmiştir. Ön dişler makas gibi çalıştırılarak yaprakların parçalanmasına yardımcı olurken, yassı ve geniş arka dişler yiyeceklerin öğütülmesini ve ezilmesini sağlar. Ağızda çiğnenme işleminden geçen yapraklar yemek borusuyla doğrudan mideye iletilir. Mide ve ince bağırsaklar, yapraklardan enerji temin edilmesini destekleyen, özel salgılar üreten yapılarla donatılmıştır.

Asıl sindirim hadisesinin sırrı, canlının kör bağırsağında saklıdır. Körbağırsak, sindirim sisteminin merkez üssünü oluşturur. Diğer otçul memeli canlılar gibi, koala da yapraklardaki selülozu sindiremez. Bu konuda, selüloz sindirebilen mikroorganizmalar bu sevimli hayvana yardım için istihdam edilmişlerdir. Mikroorganizmaların yaşaması için körbağırsak çok uygun bir ekosistemdir. Buradaki mikroorganizmalar salgıladıkları enzimlerle selülozu parçalayarak az bir miktarını kendi gıdaları olarak kullanırken, büyük kısmını koalanın yaşaması için bırakırlar. Kör bağırsak, boyutları itibariyle de sıra dışı hususiyetlerde yaratılmıştır. Bilinen bütün hayvanlar içerisinde, vücut büyüklüğüne oranla en büyük körbağırsak, koalaya ait olup mideden sonra gelen ince bağırsakların toplam uzunluğunun yaklaşık % 20’sini teşkil etmektedir. Yaklaşık 200 cm’lik uzunluğu ve 10 cm’lik çapıyla, bakterilerin yaşaması için yapılmış mükemmel fermantasyon (mayalanma) odasıdır. Selüloz bu odacıkta mayalanıp parçalanırken, okaliptüs yapraklarındaki yağların zehirleyici özelliği de bozulmuş olur. Böylece, burada sergilenen fermantasyon ve mikrobiyal işlemlerle, canlıya hayatî ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli enerji sağlanır. Yapraklardaki zehirlerin parçalanmasında, canlının karaciğerinde üretilen sitokrom P450 isimli çok önemli bir enzim vazife yapar.

Çok yavaş hareket eden koalanın düşük metabolizma hızı, midesinde çözünen maddeleri ve parçacıkları uzun süre tutabilmesine yardımcı olur. Bu sâyede sindirim süreci yavaş ilerler. Bu süreç, vahşi ortamda 100 saate, esaret altında ise 200 saate kadar devam edebilir. Kısacası, sindirim sisteminin bütün unsurları el ele vererek koalanın beslenmesi için çalıştırılır.

Koala çok nadir olarak su tüketir. Çünkü su ihtiyacını, su muhtevası %40–%65 arasında değişen okaliptüs yapraklarından karşılar. Hayvanın vücudunun su nispeti %77,4’ü bulacak ölçüde yüksek olup sindirim sistemi de yüksek miktarda su tutma kapasitesine sahip kılındığı için, suyun büyük bölümünün, ıslak yiyecek kütlesi olarak körbağırsakta tutulduğu ortaya çıkmıştır.

Koalanın diğer bir özelliği ise, ağaç kanguruları gibi barınak aramayan bir canlı olmasıdır. Okaliptüs ağaçlarının dalları ve yapraklarının yoğunluğu canlıya yeterli ölçüde barınma imkânı sunar. Bu hususta en büyük donanımı vücut yüzeyinin %77’ini kaplayan kürküdür. Bu kürkün milimetrekaresinde ortalama 54 kıl bulunur. Uzun koruyucu kıllar ve daha kısa olan yoğun kıllarla döşenmiş postun vücuda yerleştirilme şekli, kıl uzunluklarının mevsimlere göre değişmesi, sırtındaki rengin daha koyu olması gibi hususiyetler, hayvanın ısı yalıtımında rol oynayan unsurlardır. Ayrıca rüzgârın tesiriyle kıllarda açı değişimlerinin sağlanması, hayvanın rüzgâra göre duruş değişiklikleri yapabilmesi de ısı yalıtımını destekleyici faktörlerdir.

Bu kadar farklı unsurun küçük bir hayvanın yaşatılması için ittifak ettirilmesi, bir mühr-ü Rahmânidir ve bu mühür, Sahibini gösterir. Bütün donanımıyla muhteşem bir sanat harikası olan koalaya bu nazarla bakıldığında, Kudreti Sonsuz Sanatkârı görmemek mümkün müdür?

Kaynaklar

 

Bediüzzaman Said Nursi, “Otuz Üçüncü Söz”, Sözler, İstanbul, Şahdamar Yayınları, 2010.

James L. Gould, Carol Grant Gould, Koalanın Fizyolojisi, Olağandışı Yaşamlar, Tübitak. Popüler Bilim Kitapları 39, s. 129–140.

Robert Degabriele, “The Physiology of the Koala,” Scientific American, cilt: 243, sayı:1 (Temmuz 1980), s. 110–117.

en.wikipedia.org/wiki/Koala

koalainfo.com/koalas-and-their-advanced-digestive-mechanismsthekoalalife.wordpress.com/digestive-system/

 

Paylaş
Önceki İçerikMücahede
Sonraki İçerikSevda Yolcuları