İman ve küfrün mücadelesi insanlığın bidayetinden bu yana devam ediyor ve kıyamete kadar da devam edecektir. Şeytan ve avanesi olan küfür cephesi bugün de elinden geleni ardına koymayıp ehl-i imanla mücadelesini sürdürüyor. Osmanlının son dönemlerinde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında dinî müesseseler tefessüh etmiş, ahlak yerlerde sürünür hale gelmişti. Camiler kapanmış ya da ahıra, depoya çevrilmişti. Sultan Ahmet Camii gibi abidevi bir eser bile askerin kışlası, atların tavlası yapılmıştı. Dahası ezan Türkçeye çevrilmiş, Kur’ân öğrenmek ve öğretmek yasaklanmıştı. Memleketin pek çok aydını idam edilirken Zahidu’l-Kevserî, Yozgatlı İhsan Efendi, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi ve daha niceleri sürgün hayatı yaşamak mecburiyetinde bırakılmışlardı. Mehmet Akif gibiler ise şartların ağırlaşmasından dolayı onlardan sonra ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Bediüzzaman gibi bir zat çıkıp şer şebekelerinin oyunlarını bozunca; memleket dâhilinde oradan oraya sürülmüş ve ömrü memleket hapishanelerinde geçmişti. Yazdığı eserlerle Bediüzzaman bir milletin zihnini ilmek ilmek dokurken birileri çok rahatsızlık duyuyordu. Bir avuç iman ve Kur’ân hizmeti sevdalıları ise kırsala ve ademe mahkum edilmişti. Batılılaşma, modernleşme ve laikleşme sloganları ile dine diyanete ait ne varsa reddediliyordu. Buna rağmen Bediüzzaman, “Küfrün beli kırıldı” diyordu son günlerinde. Üstadın yolunu takip eden Hocaefendi ise yurtlar, okullar ve üniversitelerle sayıları milyonlara baliğ bir nesil yetiştiriyordu. “Yüzlerce insan ülkenin parlak geleceği adına istikbal vadeder hâle gelmiştir. Hiçbirimiz alışkın değildik yaşadığımız şehirden 100 km dışarı çıkmaya.” (Tosun, 2019).

Bugün dönüp geriye baktığımızda görüyoruz ki Temmuz ortasındaki fırtına ile bir anda terörist ilan edilen Hizmet Hareketi mensuplarının başına gelenler; kısa sürede elde edilen kazanımlar yüzünden gelmiştir. “Tüm mesele budur. Hocaefendi şunu yaptı, Hizmet onu yaptı bunu yaptı, abiler şunu yaptı bunu yaptı, diye bir şey yoktur. Tüm mesele iman ve Kur’ân davasının küfürle mücadelesi ve imtihanıdır.” (Tekalan, 2019). “Her bir zamanın insî bir şeytanı vardır. Şimdi beşerde insan sûretinde şeytanın vekili olan ruh-u gaddar, fitnekârane siyasetiyle cihanın her tarafına kundak sokan el-hannas, altı hutuvâtıyla âlem-i İslâm’ı ifsad için insanlarda ve insan cemaatlerindeki habis menbaları ve tabiatlarındaki muzır madenleri, fiilî propaganda ile işlettiriyor, zayıf damarları buluyor.” (Nursi, Hutuvat-ı Sitte, 2008).

Dünyanın dört yanına dağılmış Hizmet Hareketi mensupları insî şeytanların aralarına sokmaya çalıştığı fitne ve fesada âlet olmadan, içinde bulundukları melankolik atmosferden bir an evvel çıkıp kardeşlerinin yaralarını sararak hizmetlerini devam ettirmelidirler.

İlk olarak dikkat edilmesi gereken nokta; insî şeytanların birtakım dezenformasyon faaliyetleriyle Hizmet Hareketi mensuplarının aralarına sokmaya çalıştıkları fitne ve fesada alet olmamalarıdır. Bu dezenformasyon faaliyetlerinin amacı öncelikle ihlası kırmaktır. “İhlasın sırrını kendimizde yerleştirmek için gayet derecede muhtacız. Yoksa hem şimdiye kadar kazandığımız hizmet-i kudsiye kısmen zayi olur, devam etmez hem şiddetli mes’ul oluruz.” (Nursi, Yirmi Birinci Lem’a, 2008).

Hizmet bir ihlaslılar veya ihlas hareketidir. Bediüzzaman bunu en güzel şekilde ifade etmiştir. Eğer bu amaca hizmet edersek: “‘Ayetlerimizi az bir değer karşılığında değişmeyin’ (Bakara, 2/40) âyetindeki şiddetli, tehditkârane nehy-i İlahîye mazhar olup bazı hissiyat-ı süfliye ve menafi-i cüz’iyenin hatırı için ihlası kırmakla hem bu hizmetteki umum kardeşlerimizin hukukuna tecavüz hem hizmet-i Kur’âniyenin hizmetine taarruz hem hakaik-i imaniyenin kudsiyetine hürmetsizlik etmiş oluruz.” (Nursi, Yirmi Birinci Lem’a, 2008). Ayrıca, kendimizi tüm mesuliyetten sıyırarak başkalarını özellikle başımızda bulunan Hocaefendi ve abileri suçlayarak bir yere varamayız. Büyüklerimizi suçlayıp yıpratmak; içimize atılmış bir fitne tohumudur. Buna bağlı olarak; geçmişin hesabını görme, intikam peşinde koşma davası güdenler de var. Bu tip intikam ve kin besleyenler, kendi menfaatlerini davalarının önünde tutarak; insî şeytanların aramıza sokmaya çalıştığı fitneye yardımcı olmaktadır.

İkinci olarak; başımıza her ne gelirse gelsin hayatımızı bir matem içinde örgüleyerek geçirmemiz mümkün görünmüyor. İslam bize, başımıza ne gelirse gelsin bela ve musibetlere karşı metaneti ve sabrı tavsiye eder. Başa ne gelirse gelsin sabretmek gerekir. “Veren de alan da Allah’tır (celle celâluhu); O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır.” (El-Buhârî, Sahih-i Buhari). Zira Hocaefendi, kılı kırk yararcasına hadis ve sünnetin makuliyeti içerisinde fikirlerini örgülemekte ve o yoldan ayrılmama ısrarı göstermektedir. Bu Hareketin mensupları da bu makuliyete dayalı olarak bir araya gelmiştir. Hareketin yaptığı hizmetler, rıza-i ilahiden başka bir maksat mı güdüyor ki başa gelenlerden mahzun olup matemi devam ettirsin? Ayrıca, bir şakanın içerisinde değiliz. Kelam-ı ilâhiye kulak verirsek göreceğiz ki hak yolda olup irşat ve tebliğ yapanlar her zaman musibetlerle imtihan edilmiştir ve edilecektir. “Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Bakara, 2/214).

Matemi devam ettirmek gayretullaha dokunur. Aşırılığa kaçan matem İslâm’da makul çizgiye çekilmiş, dengelenmiştir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), oğlu İbrahim ve torunu öldüğünde ağlayınca, bu durumu Sahabe sorunca şöyle buyurmuştur: “Bu, Allah’ın kullarının kalbine yerleştirdiği bir acıma duygusudur.” (El-Buhârî). Yani devam ettirilen matem Allah’ın sevmediği, gazabını celbeden, hatta birtakım cezalandırmayı gerektiren bir durumdur. Hocaefendi, kendisi ile yapılan özel mülakatta, sadra şifa sadedinde geleceğe umutla bakma adına şunu söylemişti: Bizi sıfırladılar, sıfırın içine attılar ama nokta hattın bölünmez en küçük parçasıdır.” (Gülen, 2019). Temel bir matematik kuralıdır bu. Elde nokta varsa; yeniden bir hat (çizgi, doğru) oluşturabilirsiniz, demektir.

Hizmetlerin devamı için elzem olan son noktamız ise kardeşlerimizin yarasını sarmaktır. “Allah Teâlâ, uhuvvet mevzuunu –sebepler planında– inananların irade ve gayretlerine bağlamış; vifak ve ittifakı, iradelere emanet etmiştir. Uhuvvette irade önemli bir vesiledir; kardeşliğin yerleşmesi için karar, azim ve gayret gerekir.” (Gülen, 2011).

Kardeşliği tesis etmek ve temadi ettirmek zordur ve iradî olarak kardeşlik arzusunda olmak gerekir. Hem hicret etmiş kardeşlerimiz hem de Türkiye’deki kardeşlerimizin yaralarını sarmak adına gayret etmek gerekmektedir. Bu konuda başımızdakilere ve kendini iyi hisseden herkese büyük görevler düşmektedir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu konuda “İnsanların arasına karışıp onların ezâlarına katlanan (onların dertleriyle dertlenen, hâcetlerini halleden) Müslüman, onlara karışmayıp ezâlarına katlanmayandan daha hayırlıdır” buyurmuşlardır. (Et-Tirmizî).

Burada en önemli nokta, onların içine karışıp dertleri ile dertlenmek ve aralarında bulunmaktır. “Maslahat: muhitten merkeze nazar edip İslâm için faide-i uzmâya tercih etmektir. Yoksa aksine olarak merkezden muhite bakmak değildir.” (Nursi, Hutuvat-ı Sitte, 2008). Kardeşlerimizi ön planda tutarak, bir kardeşlik duygusu oluşturmalıyız. “Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen de onlardan değildir.” (El-Heysemî). Elbette, mağdur, mahkûm, mehcur ve birtakım işkencelere maruz kalanlar da bir peygamber ahlakına sahip olmalı, başına ne gelirse gelsin hayata sıkı sıkı bağlanıp umudunu kaybetmemelidir.

“Üstad meselenin hep güzel tarafını görmüş. Hapse atmışlar ‘Medreseyi Yusufiye’ demiş. Peygamber ahlakıdır bu ve Üstad bunu karakterinin bir parçası haline getirmiş.” (Gülen, 2019).

Bununla beraber, insî şeytanların araya sokmaya çalıştığı fitne ve fesada âlet olunmadığına, matem duygusundan kurtulmanın gerekli olmadığına ve kardeşlerinin yaralarını sarmak için bedel verilmesi gerektiğini savunanlar olacaktır. Suret-i haktan görünüp hareket hakkında yıkıcı eleştiride bulunanlar eğer samimi iseler yapıcı hiçbir hedefe ulaşamayacaklarını bilmelidirler. “Geçmiş günahlar dâhil, her şeyi konuşacağız ama konuştuklarımız kötü amaç için alete dönüşmeyecek. Bugün bunu söylemenin günü mü? Diyelim ki cemaatin geçmiş günahlarını eleştiren biri, başka bir yazısında cemaate yapılanları anlatsa, eleştirse ben itiraz etmem. Ama sadece günahları içeren yazılar beni rahatsız ediyor. Bu kadar dert varken… Neden buna, bugün, bu kadar ihtiyaç duydun?” (Milas, 2019).

Gönül ve dava adamı bir liderden hayatını adayıp tuğla tuğla ördüğü binayı yıkmasını ve kalfaları, ustaları, çırakları kovmasını bekliyorlar. Bu, akılla da bağdaşmaz vicdanla da… Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatında böyle örnekler de yoktur. “Hicret, önce işlenen günahları silip yok eder.” (El-Mervezî).

Özetleyecek olursak, Hizmet Hareketi’nin başına gelenler; sadece hataları, kusurları hatta günahları neticesinde gelmemiştir. Her devrin bir şer komitesi vardır. Bunlar iman ve Kur’ân hizmeti yapan her topluluğa ezelden beri hayat hakkı tanımak istememektedir. Tüm mesele hak ile batılın kıyamete kadar devam edecek mücadelesinin günümüzdeki tecellisidir. Tüm bunlara rağmen Hizmet Hareketi hızlıca toparlanabilir. “Şimdiye kadar olan şeyler, olacak şeylerin en inandırıcı referansıdır. 30–40 yıl evvel şimdi bulunduğumuz yerlerin adını bile telaffuz edemezdik. Allah’ın (celle celâluhu) lütuflarına şaşmamak mümkün değil.” (Gülen, 2019).

Bir şeyi ilk kez yapan, ikinci kez de yapabilir. Hiçbir şey yıktık, parçaladık, cüzlere ayırdık demekle bitmez. Unutulmamalıdır ki “Nokta, hattın bölünmez en küçük parçasıdır.” (Gülen, 2019).

Kaynaklar

El-Buhârî, Sahih-i Buhari. Cenâʾiz, 33.

El-Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, 10/248.

El-Mervezî, El-Müsned. 4/198.

Et-Tirmizî, El-Câmiʿu’s-Sahîh. Kıyâmet, 55/2507.

Gülen, M. (2011, Nisan 11). Bamteli, Toprak Olmalı, Kardeş Kalmalı! Herkul.org: www.herkul.org/bamteli/toprak-olmali-kardes-kalmali/

Gülen, M. (2019, Aralık 22). Özel Mülakat. Pensilvanya.

Milas, H. (2019, Nisan 16). Herkül Millas: Bugün cemaatin ‘geçmiş günahlarını’ konuşmanın günü mü? www.tr724.com/herkul-millas-bugun-cemaatin-gecmis-gunahlarini-konusmanin-gunu-mu/

Nursi, B. S. (2008). Yirmi Birinci Lem’a. İstanbul: Şahdamar Yayınları.

Nursi, B. S. (2008). Hutuvat-ı Sitte. İstanbul: Şahdamar Yayınları.

Tekalan, Ş. A. (2019, Aralık 28). Kış Kampı Konuşması. Chicago.

Tosun, N. (2019, Aralık 24 ). Kış Kampı Konuşması. Morristown, New Jersey.

Paylaş
Önceki İçerikBir Yol Uzar
Sonraki İçerikSevda Tezgâhı