1922’de Balıkesir’in Edremit kazasında doğan, Arif Çağan’ın dedesi Nasuh Efendi, Medrese eğitimi görmüş âlim bir zattır ve aslen Usturumcalıdır. Anne tarafından dedesi ise Bulgarlar tarafından vurulmuştur. Ailesi Balkan olayları sonucunda Edremit’e gelip yerleşmiştir.

13 yaşında pazarcılığa başlayan Arif Çağan; sebze, meyve ve bakkaliye toptancılığı yapar. 1957’de işini değiştirmeye karar verir. Ama 1945’ten beri tanıdığı ve her işini danıştığı Sarı Hocaefendi lakaplı Mehmet Ruhî Efendiye başvurur. “Hocam, ben bu işi bırakmak istiyorum” der. Mehmet Ruhî Efendi, “Neden?” diye sorunca, “Çok üzülüyorum… Rabbime ibadet etmek istiyorum ama tam Allahu Ekber deyip namaza durunca, şu bakkalın malı gitmemişti, bunun siparişi eksik kaldı, o parasını vermedi, bilmem ne… Çok sıkıntılı bir iş bu” der. Bunun üzerine Sarı Hocaefendi’nin tavsiyesiyle zeytinyağı ticareti yapmaya başlar. Yine o Hocaefendi’nin verdiği ibretli bir ders ile Arif Çağan, “Aza kanaat etmek, müşteriyi iyi tanımak, ona değer vermek ve saygı göstermek” prensiplerinden asla taviz vermez.

1957 senesinde Demokrat Parti’den delege seçilir. 27 Mayıs 1960’dan sonra artık bir daha siyasetle ilgilenmez.

Arif Çağan ağabeyin âlimlere ve mürşidlere karşı sevgi ve saygısı büyüktür. Bilhassa Mehmet Ruhî Sarı Hocaefendi’ye karşı… Bu zat Osmanlının son hocalarındandır. Balıkesir ve Kütahya’nın kazalarında vaazlar vermiş, irşadlarla bulunmuştur. Cami ve Kur’ân Kursları yaptırmak için kapı kapı dolaşmış, yerine göre zeytin ve zeytinyağı toplayıp inşaatlarda ve talebe yetiştirmekte kullanmıştır. Onun için Arif Bey, “Hocam, sen bir senede ne kadar zeytin ve zeytinyağı topluyorsun, söyle ben sana onların karşılığında para vereyim. Sen bir kere vaktini bunlarla zayi etme; otur talebe yetiştir, halka nasihat et. İkincisi bazı cahil insanlar sana can sıkıcı lâflar söyleyebiliyorlar; ben bundan çok rahatsız oluyorum” der. Sarı Hocaefendi; “Evladım Arif, sen o parayı ver… Ama ben gene kapı kapı dolaşırım. Zira böylece ben birebir insanlarla görüşüyor ve bir şeyler anlatıyorum. Ayrıca insanlar üç beş zeytinle bile hayra iştirak edince, ‘Benim camim, benim Kur’ân Kursum’ diye sahip çıkarlar” der.

Gerçekten doğru bir tespit…

Bir seferinde çoluk çocuğunu alıp otomobiliyle İbrahim Hakkı Hazretlerini ziyaret için yola düşer. Erzurum’a varır, ama Hazretin mezarı Tillo’da, mürşidi Fakirullah Hazretlerinin civarında olduğundan bu ziyareti yapamaz. Fakat Mehmet Kırkıncı Hocamızı ziyaret eder. Dönüşte Aydın’a uğrar ve bir gece kalırlar. Bir pidecide yemek yerler. Hesabı ödeyeceği zaman, “Paranız ödendi” derler. Meğer karşı masada oturan Hacı Kemal ağabeyimiz ödemiş. O da hanımı ve kızları tesettürlü olduğunu gördüğü Arif Bey’le tanışmak istemiş ve tanıştıktan sonra evine davet etmiş ve İzmir’de bulunan M. Fethullah Gülen Hocaefendi’den bahsetmiş. Daha sonra İzmir’e, Kestanepazarına gelen Hacı Arif Bey, Hocaefendi’yi hem ziyaret eder hem de Edremit’e davet eder.