“Âdâb-ı muâşeret” tamlaması, iyi tutum ve davranışları ve bunları kazandıran bilgiyi tanımlayan “edeb” kelimesinin çoğulu ”âdâb” ile “barış içinde yaşama, birbiriyle uzlaşma” manasına gelen ”muâşere” kelimelerinden oluşur. Bu terim, fertlerin birbirine karşı sevgi ve dostluk duygularını güçlendirici medenî ve ahlâkî davranışları, nezaket ve görgü kurallarını ifade eder. İmam Mâverdî’nin Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn, İmam Gazâlî’nin İhyâu Ulûmi’d-Dîn gibi ahlâk kitaplarında âdâb-ı muâşerete dair bilgiler geniş yer tutar. Osmanlı Devletinde 15. yüzyıldan sonra yayımlanan âdâb kitaplarında da çeşitli ortamlarda ve meclislerde uyulması gereken görgü kuralları yer alır. Bu eserlerde gelenek ve görenekler, giyim, oturup kalkma, yemek yeme, büyüklere ve arkadaşlara karşı muamele, selâmlaşma ve konuşma âdâbı gibi konular işlenir.[1]

Her davranışımızda edebe riayet edilmesi, güzel ahlakın bir göstergesi ve hatta zirve noktasıdır. Edep noksanlığı ile gerçek insanlık seviyesine ulaşmak mümkün değildir. Zira insan, bedeniyle değil, asıl yüksek ruhî vasıflarıyla insandır. Hazreti Ali (radıyallâhu anh), “Kişinin edebi, zehebinden (altınından) daha hayırlıdır” buyurmuştur.[2]

Günümüzde sosyal medya adını verdiğimiz Facebook, Twitter, YouTube, Instagram gibi mecralarda da edebe riayet etmek gerekir. Bu ortamlarda çoğu kez karşılaştığımız bir şey var ki birisine gönderilen bir mesaj, mesajı alan kişi tarafından, üzerinde hiçbir araştırma yapmadan, doğruluğu tahkik edilmeden hemen başkalarına iletilmektedir. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerim, kaynağı şüpheli olan şeylerin doğru olup olmadığının incelenmesini, ondan sonra harekete geçilmesini emretmektedir. Bunun aksi bir davranış ise Rabbimiz tarafından kınanmaktadır. Bu konudaki bazı ayet-i kerimeler şöyledir:

“Onların çoğu sadece zanna uyarlar. Hâlbuki zan asla gerçeğin yerini tutamaz. Allah onların bütün yaptıklarını hakkıyla bilir.”[3]

“Bilmediğin şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz, kalb gibi azaların hepsi de sorguya çekilecektir.”[4]

Bir hadis-i şerifte de Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: “Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter!”[5] Çünkü dinlediği veya okuduğu bir şeyin yalan olması ihtimalinden dolayı, insan her duyduğu veya okuduğu şeyi başkasına aktardığı takdirde, bazı yalanları da yaymış olur.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bir sohbetine[6] bu hadis-i şerifi hatırlatarak başlamış ve bazen bir cümle içinde söylenip yazılan her şey doğru olsa da bir kelimeyi öne almanın veya geriye bırakmanın ya da aradan çıkartmanın bile büyük gailelere sebebiyet verebileceğini ve fitne unsuru olabileceğini söylemiştir. Muhterem Hocaefendi bundan dolayı bir meselenin açık seçik olarak ortaya çıkartılması ve inceden inceye değerlendirilip iyi anlaşılmasının çok önemli olduğunu belirtmiştir. Özellikle ahlak kitaplarında yer alan bu hususa “tebyîn” denildiğini vurgulamıştır. Bilhassa önyargıların ve çarpıtmaların yaygınlaştığı zamanımızda, bir sözün mana ve muhtevasını iyi anlamaya çalışmak lazım geldiğine ve aynı zamanda onu kimin naklettiğini de göz önünde bulundurmak gerektiğine dikkat çeken Hocaefendi, sohbetinde ayrıca şu ayet-i kerime üzerinde durmuştur:

“Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.”[7]

İsrâ Suresi’nin 36. ayetine de vurgu yapan Hocaefendi, yeterli araştırma yapılmadan, sadece söylentilere göre hiç kimse aleyhinde olunamayacağını; yalnızca tahmin ve varsayıma dayanan bilgi kırıntılarının mutlak doğru olarak kabul edilemeyeceğini dile getirmiştir.

Bu İslamî prensipler ışığında, sosyal medya mecralarında rastlanan ve uygun olmayan bazı davranışlara dikkat çekmekte fayda var:

Kişiler WhatsApp platformu üzerinde, kendi ilgi alanlarına göre gruplar kurarak haberleşmektedirler. Bazen bu gruplara atılan mesajlar, platformun kurulma gerekçesine uygun olmamaktadır. Söz gelimi, sağlık konusunda kurulmuş olan bir WhatsApp grubuna sanat ile ilgili bir mesaj gönderilebilmektedir. Çoğumuz evlerimizin posta kutusuna atılan ve kutumuzu gereksiz yere dolduran reklam broşürlerini, okumadan çöp kutusuna atmaktayız. Bu posta kalabalığı içinde bazen önemli mektuplar da gözden kaçabilmektedir. Bu durum bizi ne kadar üzüyorsa, WhatsApp uygulamamızı gereksiz yere şişiren mesajlar da bizi o kadar üzer. Ayrıca çoğu kere konu harici bu mesajlar, “iletme” şeklinde gönderilmektedir. Hâlbuki atılan her mesaj dijital bir mektuptur. Mektubun ciddiyeti, gönderilen kişiye hitabı ve gönderiliş şekliyle ilgilidir. Başlığı olmayan, yazıldığı kişiye hitap etmeyen, birinden gelmiş bir mesajı bir tuşa basarak başkasına göndermek, gönderilen kişiye karşı da saygısızlıktır.

Benzer duruma Facebook ve Twitter mesajlarında da rastlamaktayız. Bu mecralar üzerinde artık herkes duyduğu veya okuduğu bir şeyi, doğruluğunu tahkik etmeden, anında takipçileriyle paylaşabiliyor. Tabir yerinde ise, kendisini adeta gazete muhabiri olarak konumlandırabiliyor. Hâlbuki gazetelerde muhabirlerin getirdiği haberler, editörlerin süzgecinden geçtikten sonra okuyuculara ulaştırılır. Bu mecralarda ise bir kontrol mekanizması yoktur. Bu durum, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin “tebyîn” olarak isimlendirdiği, konunun inceden inceye tahkik edilip doğruluğunun tespit edilmesi kuralına taban tabana zıttır.

Hulasa olarak, sosyal medya platformlarında doğruluğunu tahkik etmeden mesaj paylaşımı yapmak, ilgili-ilgisiz her platformda paylaşarak bize gelen bir mesajın değerini düşürmek ve alıcıya saygısızlıkta bulunmak, âdâb-ı muâşeret kurallarına zıttır ve dinimizin uygun bulmadığı davranışlardandır.

Dipnotlar

[1] TDV İslam Ansiklopedisi, “âdâb-ı muâşeret” maddesi.

[2] Abdülaziz Hatip, Hz. Ali’den Hikmet Parıltıları, İstanbul: Sebat Yayınları, 2006, s. 22.

[3] Yunus, 10/36.

[4] İsrâ, 17/36.

[5] Müslim, Mukaddime, 5.

[6] 330. Nağme: Her Söylenene İnanma, Her Duyduğunu Yayma! 13.06.2013 www.herkul.org/herkul-nagme/330-nagme-her-soylenene-inanma-her-duydugunu-yayma

[7] Hucurât, 49/6.