Bazen sırtımız kaşınır ve birine kaşıtmak isteriz. Tam da kaşınan noktayı bulmuşsa, garip bir mutluluk kaplar içimizi. Bazen de bir yerimizin aşırı derecede kaşındığını fark ederiz ve baktığımızda nohut gibi bir kızarıklık görürüz. Ah şu sivrisinekler! Isırırken hiç de fark etmeyiz onları; bir de uykumuzu bölen vızıltıları olmasa! Bir taraftan kabaran yerimizi kaşırken diğer taraftan gözümüzle onu ararız. Bizden emdiği kanla iyice semirmiş bir şekilde bir duvarda görürüz onu. Sessiz sedasız ısırıp gitse, ısırdığı yer de kaşınmasa, ne iyi olurdu diye düşünürüz. Sahi neden kaşınıyoruz ki biz?

Kaşıntı, derimiz ve mukozalarımız tarafından algıladığımız, rahatsız edici, hatta bazen hayatı yaşanılmaz kılan bir histir.

Aslında kaşıntı da tıpkı ağrı gibi, vücudun kendini koruması için bize ihsan edilmiş bir duyudur.[1] Cildimizin bizimle konuşma şeklidir. Hayvanlar, hatta balıklar bile kaşınır. Peki, bu his ile vücudumuz bize ne söylemek istiyor? Kaşıntı hissi ile cildimiz bize, hâl lisanı ile “Beni rahatsız eden bir şey var ve onu benden uzaklaştır” demektedir. Kaşıntı hissi olmasaydı, kolumuzda yürüyen örümceği fark etmeyecektik. Cildimize yerleşmesi muhtemel parazitlerden, hatta mantarlardan rahatsız olmayacaktık ve kendimizi onlardan koruma gayreti içine girmeyecektik.

Normal bir uyuz hastasının cildinde toplam 15–20 yetişkin uyuz paraziti bulunurken Norveç uyuzu dediğimiz; uyuzun yaşlı, düşkün, bağışıklık sistemi baskılanmış, kaşıntı duygusu hissetmeyen ya da kendini yeterince kaşıyamayan kişilerde görülen tipinde, hastaların cildinde, kalın kabuklar altında, binlerce uyuz paraziti bulunur.[2] Sadece bu bile kaşıntı hissinin ne kadar ehemmiyetli olduğunu göstermeye yetiyor, değil mi?

Kaşıntı ile o bölgedeki kan dolaşımı hızlanır ve bölgeye gelen kan hücreleri ve maddeler ile doku enfeksiyonla savaşmaya hazırlanır.[3] Ancak kronik olarak kaşıntı problemi yaşayan milyonlarca insan mevcuttur. Bunun sebebi neler olabilir? Bunu anlamamız için cildimizden başlayıp beynimize doğru uzanan bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor.

Cildimizde üç tabaka yaratılmıştır: epidermis, dermis ve subkutis. Ortada bulunan dermis tabakası, yukarıya doğru epidermis içine eldivenimsi çıkıntılar yapar. Bu çıkıntıların üst kısmında cildimizin belli değişiklikleri (sıcaklık, soğukluk, keskinlik, basınç, vibrasyon, ağrı, kaşıntı) algılamasını sağlayan mekanoreseptörler ve sinir uçları bulunmaktadır.[4] Beş duyu organımızdan biri olan ve dış dünya ile vücudumuz arasındaki sınırı oluşturan cildimizin içine yerleştirilen bu reseptörleri, alarm sistemi olarak düşünebiliriz.

Eskiden ağrı ile kaşıntının aynı reseptörler tarafından algılandığı, hafif uyaranların kaşıntı, güçlü uyaranların ağrı hissi oluşturduğu düşünülüyordu.[5] Ancak ortada izah edilmesi gereken bir durum vardı. Ağrı, uyarandan kaçınma refleksine sebep olurken kaşıntı ise o bölgeyi kaşıma refleksini tetikliyordu. Son yıllarda yapılan araştırmalar, kaşıntı duyusunu deride algılayan reseptörlerin, derinin üst tabakasına doğru ağaç dalları şeklinde uzanan, miyelinsiz, yavaş ileti hızına sahip C liflerine ait, serbest sinir sonlanmaları olduğu tespit edildi. Ayrıca deri hücrelerinin kendisinin de kaşıntı reseptörü gibi davrandığı belirlendi.[6] Deri kaşıntıya sebep olacak herhangi bir uyaranla karşılaştığı zaman, mesela bir sivrisinek bizi ısırdığında, cildimize antikoagülan (kanın pıhtılaşmasını önleyen) maddeler bırakır. Bu maddeler vücudumuz için yabancı olduğundan, cildimizde Mast hücresi dediğimiz savunma hücrelerini uyarır. Bu hücreler tarafından üretilen ve gerekli durumlar için depolanan mediyatör denen vücut savunma sisteminin habercileri olan maddeler açığa çıkar. Histamin bu maddelerden en çok bilineni ve kaşıntıda en önemli rolü oynayan mediyatördür.[7] Histamin, deri içindeki kaşıntıyı algılamakla görevli miyelinsiz C liflerinde kendisi için bulunan reseptörlere bağlanır. Histamini bir anahtar gibi düşünürsek ona uyan kilit de kaşıntı hissini algılayan sinire yerleştirilmiş olur. Böylece kaşıntı siniri, histamin tarafından uyarılır. Bu uyarıyı alan sinirler kendi seviyelerinden omuriliğe girip burada mesajı başka bir sinire aktarır. Bu aktarma işlemlerinin her birinde nörotransmitter dediğimiz aracı maddeler görev alır. En son bu sinirler vasıtası ile beyne iletilen mesaj, beyin tarafından değerlendirilip “kaşıntı” olarak algılanır.[8] Beyin kaşınan yerin koordinatlarını belirleyip gerekli kas sistemine kaşıma emrini verir. O zaman da beyinden kol kaslarına haber götüren yeni bir yolculuk başlar ve bütün bu İlahî sevkler neticesi kaşıma hareketi ortaya çıkar.

Yüzümüzde yürüyen bir karıncayı hissedip onu cildimizden uzaklaştırmak için yaptığımız hareketin saniyeler içinde gerçekleştiğini düşünürsek, beynimizin ve bu iletim sistemimizin ne kadar hızlı ve mükemmel çalıştığını görürüz. İşin tuhaf yanı, kaşıntı ne kadar rahatsız edici bir duygu ise, kaşıma da o kadar rahatlatıcı bir etkiye sahiptir. Aslında bunun birkaç sebebi vardır. Kaşıma eylemi deride düşük yoğunluklu bir ağrı duyusuna sebep olur. Ağrı ile kaşıntı, deride birbirine zıt olarak konumlanır. Uyarılan ağrı duyusunun iletimine öncelik verilip kaşıntı duyusunun iletimi engellenir.[9] Böylece beynimiz ağrıyı algılar ve buna cevap olarak, yine İlahî kanunlara riayet ederek, vücudu rahatlatmak için serotonin dediğimiz hormonu salgılar. Bu, kısa bir süre bizi mutlu etse de omurilikte kaşıntıyı ileten sinir ağında, serotonin için reseptörler bulunduğu için, üretilen serotonin bu reseptörlere bağlanarak kaşıntı duyusu iletmeye devam eder.[10] Bu yüzden hastaları çileden çıkaran bir kaşıntı ve kaşıma kısır döngüsü meydana gelir. Cildimizde aynı bölgeyi kaşımaya devam edersek, yeni mediyatörlerin üretimine sebep olarak kaşıntı sinirlerinin hassaslaşmasına ve maalesef kronik kaşıntı rahatsızlıklarına yol açarız.

Kaşıntı çoğu zaman derideki bir hastalıktan (uyuz, bitlenme, egzama, mantar hastalıkları, ilaç alerjileri vs.) kaynaklandığı gibi, bazen de sistemik bir hastalıktan (kronik böbrek yetmezliği, kolestatik karaciğer hastalıkları, tiroit problemleri, demir eksikliği anemisi, kan hastalıkları ve nadiren kanserler) kaynaklanabilir.[11] Sistemik hastalıklardaki kaşıntılar, derideki mediyatörler veya nörotransmitterler aracılığı ile olabilir. Bu tür kaşıntılar, hayatımızın bir döneminde kullandığımız, antihistaminik denilen, histamin yolunu bloke eden ilaçlar ile kontrol altına alınamaz. Bazen de omurlardaki problemlerden dolayı oluşan sinir hasarına bağlı “yalancı kaşıntı” iletimi gerçekleşir. Yani beynimize gerçekte olmayan bir haber iletilmiş olur. Bu tür kaşıntılarda sinirin iletimini engellemek gerekir. Kimi zaman da kaşıntı için hiçbir sebep bulunamaz. O zaman da psikolojik kökenli kaşıntılar karşımıza çıkar. Yapılan araştırmalar, kaşıma eylemi sırasında, beynimizdeki ödül merkezinin aktifleştiğini göstermektedir. Bu yüzden bazı hastalar kaşıdıkça haz duymaktadır.[12]

İlmî çalışmalarla bazı kapılar aralandıkça sonuca ulaşacağımızı zannederken zihnimizde yeni soruların belirdiğini fark ediyor ve kendi sınırlı ilmimizin yanında Sonsuz İlim Sahibinin yüceliğini bir kere daha idrak ediyoruz.

antikoagülan: Kanın pıhtılaşmasını önleyen maddeler.

enfeksiyon: Bir canlıda hastalığa sebep olan mikrop ve virüs gibi unsurların yayılması.

miyelin: Tabaka halinde yalıtkan bir madde. Miyelin kılıf, sinir hücresinin çevresini bir yağ tabakası şeklinde sarar.

mukoza: Üzerinde ince salgı bezi delikleri bulunan sümüksü zar.

nörotransmitter: Sinir hücreleri arasında sinyalleri taşıyan kimyevî madde.

Dipnotlar

[1] Arıcan Ö., Kaşıntının Patofizyolojisi, Kliniği ve Tedavisi, Türkderm, 2005, 39(2):88–97.

[2] Jonston G., M. Sladden, Scabies: diagnosis and treatment, BMJ, 2005, 17;331(7517):619–622.

[3] Guyton A.C., J.E. Hall, Tıbbi Fizyoloji, 10. Baskı, 2001, s. 815–842.

[4] A.g.e.

[5] Schmelz M., Itch and pain. Neurosci Biobehav Rev, 2010, 34(2):171–176.

[6] A.g.e.

[7] Arck P., R. Raus, Neuroimmunoendocrine circuitry of the ‘brain-skin connection’, Trends Immunol, 2006, 13(5–6)347–356.

[8] Metz M., S. Stander, Chronic pruritus pathogenesis clinical aspects and treatment, J Eur Acad Dermatol Veneral, 2010, 24(11)1249–1260.

[9] Metz M., S. Grundman, S. Stander, Pruritus: an overview of current concepts, Vet Dermatol, 2011, 22(2):121–31.

[10] Zhao Z.Q. ve ark. Descending control of itch transmission by the serotonergic system via 5-HT1A-facilitated GRP-GRPR signaling, Neuron. 2014; 84(4):821–834.

[11] Metz, 2011.

[12] Papoiu, Alexandru D. P. ve ark. Brain’s Reward Circuits Mediate Itch Relief. A Functional MRI Study of Active Scratching, PLoS ONE, 8/12, s. e82389.