Şeker hastalığı (diyabet) günümüzde toplum sağlığı için en önemli risklerden biridir. 2007’de Birleşmiş Milletler, şeker hastalığını global bir tehdit olarak ilan etmiştir.

Şeker hastalığı, bilinen en eski hastalıklardandır. Mısır, Hint, Çin medeniyetlerinde bu hastalıktan bahsedilmektedir. Mısır papirüslerinde şeker hastaları hakkında, “Öyle susuzdu ki bütün Nil’in suyunu içse susuzluk ihtiyacı giderilmezdi” diye bahsedilir. Hint medeniyetinde şeker hastalarının idrarının etrafına böceklerin, sineklerin üşüştüğünden bahsedilir. Çinliler de böceklerin bu tür hastaların idrarına geldiğini gözlemlemişlerdir.

İslam bilginlerinden Er-Razi ve İbn-i Sina’nın şeker hastalığı konusunda önemli tespitleri vardır. Er-Razi şeker hastalığı, obezite ve beslenme arasındaki ilişkileri anlatmaktadır. İbn-i Sina ise şeker hastalığından kurtulan hiçbir dokunun ve organın olmadığından, cinsel fonksiyon bozukluklarından ve kangrenden bahsetmektedir.

Şeker hastalığında iki temel problem vardır:

1- Pankreastan yeterli insülin hormonunun salgılanmaması.

2- Yeterli insülin salgılansa bile dokuların insüline dirençli olması ve görevini yapamamasıdır.

Hastada bu iki problem birlikte bulunmaz. Şeker hastalığında kanda şeker seviyesi yükselmektedir. Eğer kan şekeri belli bir sınırı aşarsa, idrarda da şeker görülmektedir. Birinci problem daha çok çocuklarda veya gençlerde ortaya çıkmaktadır. İkinci problem ise daha çok yaşlı insanlarda ortaya çıkar ki şişmanlık, şeker hastalığının oluşmasında birinci sebeptir.

Diyabette kanda ve idrarda şeker seviyesi yükselir. Şeker hastalığında vücudun sadece şeker dengesi değil yağ ve protein metabolizması da bozulmaktadır. Hücreler kandan sadece şekeri değil yağ ve amino asitleri de alamaz. Kanda sadece şeker değil yağ ve amino asit seviyeleri de yükselir. Şeker hastalığı komplikasyonlarına kanda şeker seviyesinin değil yağ seviyesinin yükselmesinin sebep olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca şeker hastasında, ölüme sebep olan kanda asit seviyesinin yükselmesi (asidoz) ve damar sertliği (arterioskleroz) gibi tabloların ortaya çıkması, yağ metabolizmasındaki bozukluklara bağlıdır. Uzun süredir diyabeti olan hastalarda protein sentez yeteneğindeki azalma, dokuların tükenmesine ve hücrelerde birçok fonksiyon bozukluğuna yol açar. Dolayısıyla, insülin eksikliğine bağlı şeker hastalığı, şeker metabolizması ile birlikte yağ ve protein metabolizmasını da bozmaktadır.

Deney hayvanlarında insülin salgılayan pankreas bezinin ameliyatla çıkarılması sonucunda kanda yağların şekerden daha hızlı yükseldiği görülmüştür. Şeker hastalarında göbek ve kalça bölgesindeki yağlar kana geçmektedir. Kandaki nötral yağ (trigliserit) ve kolesterol seviyeleri yükselir. Karaciğerde de yağ deposu artar.

Yemekten sonra yağlar eğer kanda kalırlarsa, damar duvarlarına yapışırlar ve damarların tıkanmasına ve damar sertliğine sebep olurlar. Yağların kandan göbek ve kalça yağ depolarına aktarılması bu açıdan çok önemlidir. Ancak bunun için şekere ve insüline ihtiyaç vardır. Depo yağın adı nötral yağ, yani trigliserittir. Bir trigliserit molekülünde üç birim yağ ve bir birim şeker bulunur. Yani yağ deposunun neredeyse %25’i şekerdir. Dolayısıyla yağ depolayan hücreler, şeker hastalığında olduğu gibi, şekeri kandan alamazlarsa yağları da depo edemezler. Hatta mekanizma tersine döner. Yani yağlar kandan depoya değil depodan kana geçmeye başlarlar. Bu da kanda yağ (trigliserit), kolesterol ve fosfolipit şeklinde bütün yağların artmasına sebep olur ki esas felaket bundan sonra başlar.

Şişmanlık veya aşırı yağlı beslenme şeker hastalığının ana sebeplerindendir. Kişiler hasta olmadan önce şişmandırlar. Ancak hasta olduktan sonra eğer tedavi edilmezlerse şeker hastaları kilo vermeye başlarlar. Bunun sebebi şeker hastalarında depoda bulunan, nispeten zararsız yağların erimeye başlaması ve kana geçmesidir.

Şeker hastalığında komaya ve ölüme sebep olan metabolik asidoz tablosu, gerçekte şeker seviyesinin yükselmesine değil kanda ve karaciğerde yağ ürünlerinin yükselmesine bağlıdır. Şeker hastalarında vücut hücreleri şekeri kullanamayınca enerji ihtiyacını yağlardan karşılamak ister. Bunun için depo yağlar erimeye ve yağlar kana geçmeye başlar. Kandan karaciğere gelen yağlar keton cisimleri (asetoasetik asit, beta hidroksi butirik asit ve aseton) denilen asitli maddelere dönüşür. Bu asitli maddeler karaciğerden kana geçer ve hücreler tarafından enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla alınır. Ancak şeker hastalarında hücreler bu asitli yağ ürünleri olan keton cisimlerini enerjiye dönüştüremez. Enerji üretim döngüsü olan Krebs döngüsünün çalışması için şekerlerden gelen oksaloasetik asit gereklidir. Yani yağların yakılması için şekere ihtiyacımız vardır. Yağlı bir yemekten sonra tatlı bir şeyler yemek isteriz. Bunun sebebi kandaki yağları eritmek için şekere ihtiyacımızın olmasıdır. Hücreler şekeri kandan alamadığından oksaloasetik asit eksikliği çekerler ve oksaloasetik asit olmadığı için de yağları enerjiye dönüştüremezler. Kanda yağlar ve onlardan üretilen keton cisimleri artar. Keton cisimleri asit karakterde olduğundan kanda tehlikeli asit fazlalığına, komaya ve hatta ani ölüme sebep olabilirler. Burada ölüme sebep olan maddeler şeker değil yağ ürünleri olan keton cisimleridir.

Şeker hastalığının sebep olduğu en önemli anormallik damar sertliğidir. Damar sertliğinin sebebi kanda seker fazlalığı değil yağ fazlalığıdır. Şeker hastalarında yukarıda anlatılan sebeplerle kanda trigliserit, kolesterol ve fosfolipit seviyeleri yükselir. Kanda yağlar serbest dolaşmayıp lipoprotein denilen mikrodamlacıklar içinde taşınırlar. Karaciğer yağları lipoprotein kamyonlarına yükler ve hücrelerin kullanmasına imkân sağlayacak şekilde kana verir. Ancak şeker hastalarında insülin eksikliğine bağlı olarak lipoproteinler üzerlerindeki yağları yağ depolarına boşaltamazlar. Damar sertliği açısından en tehlikeli lipoproteinler, LDL formunda olanlardır. Bir de HDL formunda olanlar vardır. HDL lipoproteonler karaciğer tarafından özel üretilen, içi boş kamyonlardır. Karaciğerden kana verilirler. Kanda dolaşırken damarların duvarlarına yapışmış yağları ve kolesterolü mıknatıs gibi çekerek damarların iç duvarlarını temizlerler ve dolu kamyonlar tekrar karaciğere gelir. Karaciğer bu şekilde kandaki yağları HDL kamyonlarını kullanarak temizlemiş olur. Hekimler damar sertliği riski açısından hastalarını kontrol ederken LDL ve HDL seviyelerine ve oranına bakarlar. LDL seviyesinin yükselmesi ve bu oranın azalması hasta için iyi değildir. HDL seviyesinin yüksek olması ve oranın yükselmesi hasta için iyiye işarettir.

Damar sertliğinin diğer sebepleri arasında egzersiz veya spor yapmama, bedenen çalışmama, sigara ve alkol kullanma, şişmanlık, hayvanî yağlarla aşırı beslenme ve yüksek tansiyon sayılmaktadır. Damar sertliği; kalb büyümesi, kalb yetmezliği, kalb krizi sebeplerinin başında gelir. Ayrıca damar sertliğine bağlı olarak yüksek tansiyon, beyin kanaması, beyin veya başka organlarda damar tıkanıklıkları, felçler, böbrek yetmezliği gelişebilmekte ve hemen hepsi de tedavi edilmezse ölümle sonuçlanmaktadır.

Şeker hastaları kan şeker seviyesini etkin bir tedavi ile mutlaka kontrol altında tutmalıdırlar. Oruç tutmanın da bu konudaki faydası malumdur. Eğer kan şekeri normal ise kandaki yağlar depoya gidecek ve damarlara zarar veremeyecektir. Yaşlı ve şişman şeker hastalarında, şeker yüksekliğine bağlı zararlar hemen ortaya çıkmaz. Bu hastayı yanıltabilir. Bu yanılgıya düşmemek için kan şekerini kontrol etmek son derecede önemlidir. Tedavi ihmal edilmemelidir. Eğer kan şekeri başarılı bir şekilde düşürülebiliyorsa, diyette şekerden tamamen vazgeçmek doğru değildir. Yukarıda zikredildiği üzere yağların depo edilmesi veya krebs döngüsünde yağların veya ketonların enerjiye dönüştürülmesinde şekere ihtiyacımız vardır.

Özet olarak, şeker hastalığında önemli bir sebep, kanda şeker yüksekliğinden ziyade yağ yüksekliğidir.

amino asit: Proteinleri oluşturan temel yapı taşı.

arterioskleroz: Damar sertleşmesi.

komplikasyon: Karmaşıklık, istenmeyen durum.

lipoproteinler: Protein ve lipitlerden oluşan biyokimyevî yapılar.

metabolik: Canlılardaki enerjiyi sağlamak için yaratılan biyolojik ve kimyevî değişimlerin bütününe ait.