Kiraz ağacının altındaki semaver… Ha sen yanmışsın ha içinde benim ciğerim. Ha senin dumanın tütmüş gökyüzüne ha benim feryadım.

Seninle demlendi gençliğim, körpe duygularım, içimdeki sevdam, yiğitliğim, cesaretim. Bazen kaynadı yüreğim, buhur buhur aktı gözlerimden. Şimdiyi hiç sorma; geçmişin hasreti dem tutmuyor da acıyor içtiğim, her yudumda.

Ya o gölgesinde hatıralar serinlettiğim kiraz ağacı? Rüzgâra mukavemet eden her yaprağı, her bir hücremin direnişiydi sanki. Dalındaki kirazlar var ya; işte o kirazlar, gölgesinde demlendiğimiz muhabbetin en güzel meyvesiydi. Çay mı güzeldi yoksa gölge mi yoksa salkım salkım, kıpkırmızı kirazlar mı? Hiçbiri değil. Güzel olan kiraz ağacının gölgesinde, semaverde çay demleyip muhabbet eden insanlardı. Yaksa semaver kendini, içindeki hasreti duman duman savursa, hayatı demlese acısıyla tatlısıyla, kiraz ağacı yaprakları ile çağrıda bulunsa, güneşe kafa tutsa, salsa dallarını, doldurarak yerlere kadar, gelir mi o güzel insanlar bir daha?

Sen hiç sürgün oldun mu? Sürgün oldun da tutunabildin mi? Sürgün verdiğin kökünden koparıldığın halde… Kiraz ağacı olmak isterken, çorak topraklarda bir damla suyla hayata tutundun mu? Hiç budandın mı; en gür dallarından, en verimli çağlarından? Hiç koparıldın mı geçmişinden, beraberliklerinden? Sen, hiç kiraz ağacını sevdin mi benim kadar ya da özledin mi hasreti öğrenecek kadar? Hasretin sevmekten daha zor olduğunu tattın mı?

Bir gün güneş doğar, bahar gelir, sürgün vatan olur, vatan gurbet olur belki. Belki yollar bulunur da gelir birisi kiraz ağacının gölgesine. Sonra beklersin, kiraz ağacının seni beklediği gibi; semaverin sahibini. Bir çıra, bir kıvılcım ve de bir umut; işte bütün özgürlük. Semaverin dumanı kadar özgürlük… Kiraz ağacının dalları arasından gökyüzüne uçmak gibi, özgürlük…

Sen hiç kiraz ağacının en yüksek dalına çıkıp uçan kuşlara özgürlük türküsü söyledin mi? Yoksa esir mi oldu geleceğin; semaverin kor ateşi içinde? Yoksa yanan mıydı gençliğin, geleceğin, hayallerin? Hey gidi yiğit adam! Sen yandın da zaman demlendi. Zaman içinde acılar demlendi. Şimdi demir parmaklıklar ızgara, küçük penceren semaverin bacası oldu. Sen yine yan, hayallerin özgürlüğe uçsun, çayın ahirete dem tutsun. Ama bir gün zindanlar zalimle dolar, mazlumlar hür olur. Medresesinden diplomasını alır, mezun olur da gelir birisi.

Kiraz ağacı salınır, hasretin çayı demlenir bir gün. Sonra, gözler ufka dalar, dalar da iki damla gözyaşı dökülür. Kiraz ağacı dile gelir; dile gelir de sırrını ifşa ediverir. Sürgünün sürgünü yeni başlar. Kelepçeler vurulur geleceğe, hayaller firar eder, zaman mahpus olur, zaman içinde; tam da kiraz ağacının altında, bir koca çınar ağacı devrilmiş; bir sürgünün, bir de mahpusun yolunu beklerken… Yol beklerken, yolcuyu beklerken, ukba yolunun yolcusu olmuştur, kiraz ağacının gölgesinde.

Hey gidi koca çınar ağacı! Sen mi büyüksün, yoksa içimdeki hasretin acısı mı? Benim yerime kiraz ağacının yaprakları ağıt tutsun. Yüreğim gibi yansın semaverin kor ateşi, yansın da buhar olsun gözyaşım. Belki kavuşmak mümkün değil o kiraz ağacının altında, semaverin başında, ama ötelerde kavuşacağız, bir kiraz ağacının altında, semaverin başında…