Profesör Eva (Havva) de Vitray-Meyerovitch Hanımefendi, 5 Kasım 1909 tarihinde Fransa’da aristokrat ve dindar bir Hristiyan ailenin kızı olarak dünyaya gelir. Önce elit ailelere mensup öğrencilerin gönderildiği bir rahibe okuluna gider. Hukuk Fakültesini bitirir ve İslâm Felsefesi üzerine doktora çalışması yapar. Fransa’nın Millî Bilimsel Araştırma Merkezinde akademisyen ve yönetici olarak çalışır.

Dindar olan büyükannesi, onu her pazar kiliseye götürür ve ona her zaman dürüstlüğü telkin ederdi. 18 yaşında, okuduğu bazı felsefî kitapların tesirinde kalarak din ile ilgili bazı şüphelere düşer. Sorar, soruşturur ama bir türlü tatmin olmaz. Kendi kendine, “Dürüst olmam lâzım. Hem inanmayacağım hem de kiliseye devam edeceğim! Böyle dürüstlük olmaz!” diyerek kiliseyle irtibatını keser.

Sorbonne Üniversitesi kütüphanesinde, Muhammed İkbal tarafından yazılmış ve Hz. Mevlânâ’nın görüşlerini anlatan yarım sayfalık bir yazıyla karşılaşır. Sonra der ki: “Ya şimdiye kadar okuduğum Yunan felsefesinin dedikleri doğru veya Mevlânâ’nın dedikleri.”

1949’da doktora çalışması yapan bir Hint arkadaşı ziyaretine gelir ve kendisinin yeni kurulan Pakistan devletinin ilk üniversitesinde rektör olduğunu söyler. Sonra kendisine Muhammed İkbal’in İslam’da Dinî Düşüncenin Yeniden İnşası isimli kitabını hediye eder. Eva Hanım, birçok sorusunun cevabını ve İslamiyet’in evrenselliğini bu kitapta bulur. “Eflatun’da Simgeler” adlı doktora çalışmasını bırakır ve “Mevlana Celaleddin’in Mistik Düşüncesi ve İslam’da Şiir” adlı doktora çalışmasını tamamlar.

Eva Hanım, Mevlana’yı incelerken Müslüman olmayı düşünür. Ancak bazı oryantalistler ve İslam düşmanı dostlarının telkinleriyle vaz geçer. Nihayetinde İncil tercümelerinde bir hata olabileceğini düşünerek Hz. İsa aleyhisselamın konuştuğu Ârâmî lisanını öğrenmek için kurslara gider. İncil’i Grekçeye tercüme ederken hizmetçi ve kul mânâsına gelen bir kelimeyi “oğul” olarak aktardıklarını fark eder. Kendisi bunu ifade ederken şöyle der: “Ben müstahdeme evladım bana bir gazete al” desem her halde bu “Sen benim oğlumsun” mânâsına gelmez.” Kur’ân’da Hz. İsa’nın (aleyhisselam), daha annesinin kucağında iken, “Ben Allah’ın kuluyum” (Meryem, 19/30) dediği anlatılır.

Bu tespitten sonra Eva, Cenab-ı Hakk’a yalvarır: “Rabbim! Ben bu kadar gayret ettim. Artık Sen bana Müslüman olmam hakkında bir işaret ver.” Rüyasında kendisini bir mezarda görür ve yattığı yerden mezar taşındaki yazıyı okur: “Eva” yerine “Havva” yazılıdır. Kendisine, “Sen Müslümansın ve ismin de Havva” denir. 1954’te Müslüman olur.

Türkiye’ye gelişinde, İstanbul’daki Galata Mevlevîhanesini ziyaret ederken gözü mezarlığa takılır. O esnada tüyleri diken diken olur. Zira üç yıl önce rüyasında gördüğü mezar taşı karşısındadır! Yanında bulunanlara: “İşte rüyamda gördüğüm mezar taşı buydu” der. Mezar taşına yaklaşır, üzerindeki yazıyı okuyunca dehşete kapılır. Zira bu mezar taşı Havva isimli bir Mevlevî Hanıma aittir! Ağlamaya başlar. Kendi kendine “Sen artık bir Mevlevîsin!” der.

Havva Hanımefendi bir gün Eyüp Camiinde namaz kılar. Onu Eyüp’e götüren taksi şoförü de namaz kılar. Geri döndüklerinde taksiciye parayı uzatır. Ama taksici almak istemez. Havva Hanım şaşırır. Zira Fransa’da böyle bir manzaraya şahit olmamıştır. Havva Hanım, “Benim param çoktur. Senin evlatların fazla; al parayı” der. Şoför ellerini kaldırıp “İnşallah hacı olursun” diye dua edip paranın yarısını alır. Havva Hanım da “Âmin!” der.

Ezher Üniversitesinde felsefe dersi verirken, onun ihtida ettiğini öğrenen dostları, hacca gidebilmesi için kendisinin haberi yokken ismini Havva yazdırarak Müslümanlığını ifade eden bir pasaport temin ederler. Şoförün duası da böylece kabul olmuş olur.

Havva Hanımefendi, İslam ile ilgili görüşlerini şu şekilde ifade ediyor: “Bugün İslam dini çok az bilinmektedir. İnsanlar bütünüyle yanlış fikirler edinmişlerdir. İslam dinini olduğu gibi anlatmak için Mevlana’nın İbn-i Arabî’nin, kısaca bütün büyük İslam düşünürlerinin eserlerini okumak gerekir. Geçen gün bir hekime gittim. Ailece çok kültürlü insanlar. Karısı akşam beni aradı. ‘Şu sırada ne yapıyorsun?’ diye sordu. Ben de Mesnevî’nin çevirisini yeni bitirdiğimi söyledim. Bana ‘O da ne?’ dedi. Ben de ona Mesnevî’nin nükleer parçalanmadan, atom bombasından söz ettiğini anlattım. İnanamadılar. İnsanlar Ortaçağ’da bilimin gelişmesinin temel sebebini bilmiyorlar. Fransa’daki ilk tıp fakültesini Müslüman Araplar kurdu. Dönemin en büyük hekimi İspanya’daydı. İçinde yaşadıkları devrin çok ilerisinde olan çok büyük bilim adamları vardı, ama bunu kimse bilmiyor. Ben Sorbonne Üniversitesinde, İslam Felsefesi doktorası yaparken, İslam’ı keşfettim, ama Mevlânâ üzerinde bu doktorayı yapmadan önce, üniversitede öğrenim görürken bize Müslüman düşünürlerden hiç söz etmediler. Bize Alman, İngiliz, Latin ve Yunan filozoflarından söz ediyorlardı.”

Havva Hanımefendi, 24 Temmuz 1999’da vefat etti. Vasiyeti üzerine ailesinin de onayı ile bir Şeb-i Arus’ta, 17 Aralık 2008’de, naaşı Fransa’dan alınıp Hz. Mevlana’nın türbesinin yanındaki Üçler Mezarlığına defnedildi. Allah rahmet eylesin.