Özellikle Ramazan öncesinde hastalarımızın sıklıkla sordukları bir soru vardır: “Doktor bey, oruç tutabilir miyim?” Doktor olarak muhtemel riskleri düşünüp hastanın durumuna göre olumlu veya olumsuz bir cevap veriyorduk. Mesela, kendi alanım olan romatizmal hastalıklar yönünden hastanın ilaçlarına sahur ve iftarda düzenli olarak devam etmesi dışında bir sakınca olmayacağını, yeterince sıvı almasını tavsiye ediyordum. Açıkçası aklıma orucun hastalığın seyrine olumlu tesir edebileceği hiç gelmiyordu. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Oruç tutun, sıhhat bulun” buyurarak ve orucu koruyucu bir kalkan olarak tanımlayarak seneler öncesinden orucun tıbbî faydalarına işaret etmişti. Ayrıca Kur’ân-ı Kerim’de orucu emreden ayetin son kısmı “umulur ki korunasınız” şeklinde nihayetlenmektedir. Ancak genel olarak dinî kaynaklarda, orucun sadece günahlara karşı kalkan veya koruyucu olduğu vurgulanmaktadır.

Yıllar önce, bağışıklık sisteminin vücudun kendisine saldırması ile gelişen iltihabî romatizmal hastalıklarla ilgili bir seminer hazırlarken gördüğüm bir makale konuya dikkatimi çekmişti. Çalışmada düşük kalori ile beslenen, yani aç bırakılan farelerde düzenleyici (regülatuvar) T hücre sayı ve fonksiyonlarının arttığı gözlenmişti. Bu hücrelerin en önemli fonksiyonlarından birisi vücuttaki otoreaktif, yani kendi dokusuna zarar veren hücreleri yok etmeleridir. Bu husus ilgimi çekmiş olsa bile sonrasında büyük ölçüde unuttum. 2019 yılı sonunda dünyanın en iyi tıp dergilerinden biri sayılan New England Journal of Medicine’da neşredilen bir makale konuyu tekrar gözden geçirmeme sebep oldu. Makalede, aralıklı olarak aç kalmakla ilgili ilmî veriler gözden geçiriliyor ve aralıklı açlığın birçok hastalığın gelişimine engel olabildiği, hastalıkların klinik seyrine müspet tesir ettiği ve vücudun stres cevabını artırdığı vurgulanıyordu. Konunun popülaritesini göstermesi adına, aynı günlerde New York Times’ta yayımlanan diğer bir makalede de aralıklı açlığın nasıl yapılabileceği ve faydaları tartışılıyordu.

Normalde insan vücudu, yemeklerden sonra enerji için glikozu kullanır ve yağlar trigliserid olarak yağ dokularında depolanır. Açlık sırasında ise trigliseridler, yağ asitlerine ve gliserole parçalanır. Neticede ortaya çıkan yağ asitleri de karaciğerde mükemmel bir biyokimya sürecinden geçirilerek keton cisimciklerine dönüştürülür ve bunlar özellikle beyinde ve çoğu dokuda temel enerji kaynağı olarak kullanılır. Keton cisimleri insanda açlık başlangıcından itibaren 8–12 saatte yükselmeye başlar ve 24 saatte zirve değerlere ulaşır. İnsan vücudu aralıklı açlığa cevap olarak, sentez faaliyetlerini azaltarak tamir sistemlerini devreye sokar; stres cevabını artırarak hasarlanan moleküllerin geri dönüşümünü kolaylaştırır. Keton cisimcikleri sadece enerji kaynağı olarak kullanılmazlar, ayrıca çok sayıda protein ve molekülün sentezinde düzenleyici rol oynayarak sistemik metabolizma üzerinde derin tesirler oluştururlar. İlaveten, beyin sağlığı ile ilgili maddelerin sentezine aktif katılarak psikiyatrik ve nörodejeneratif (sinir hücrelerinin harabiyetinden doğan) hastalıklarda etki gösterirler. Merak edilen bir konu da aralıklı açlığın olumlu metabolik tesirlerinin kilo kaybı ile münasebetidir. İlginç olarak, aralıklı açlığın, glikoz ayarlanması, kan basıncı, kalp hızı, stres dayanıklılığında düzelme gibi müspet tesirlerinin kilo kaybından bağımsız olduğu gösterilmiştir.

Hücrede ve organizmada fizikî bir hasar, enfeksiyon veya herhangi bir olumsuz durum olarak görülen stres cevabı, hastalıkların gelişiminde önemli rol oynar. Buna karşılık, çoğu zaman aralıklı açlık periyodlarına maruz kalanların organizmalarında, bir uyum cevabı geliştirilerek daha sonraki streslere karşı direnç kazanılır. Bunun sonucunda, hücrelerde zararlı antioksidanlara karşı savunma dirençleri, DNA tamiri ve protein kalite kontrolü artırılır, kalb hastalıklarına zemin hazırlayan iltihabî cevap ise azaltılır. Hayvan ve insan çalışmalarında aralıklı açlığın kan basıncında, kalb atış hızında, kan yağları, kolesterol, insülin ve glikoz seviyelerine olumlu tesirleri olduğu, sistemik iltihabın azaltıldığı gösterilmiştir. Yeni bir çalışmada, bir gün normal diyet, diğer gün açlıkla altı aylık periyod sonrasında LDL kolesterol, kan basıncı ve açlık insülin seviyeleri bariz olarak düzelmiştir.

Orucun beyin ve zihin fonksiyonlarına tesiri, bilhassa öğrenciler ve aileleri tarafından merak edilen bir konudur. Hayvan çalışmalarında aralıklı açlığın, hafızanın farklı bileşenlerine (görme, işitme ve mekân hissi gibi) ve öğrenmeye müspet tesir ettiği tespit edilmiştir. İnsanlarda ise, kısa süreli kalori kısıtlamasının kelimelere yönelik hafızayı güçlendirdiği gözlenmiştir. Bir çalışmada, fazla kilolu ve hafif zihin ve şuur fonksiyon bozukluğu olan kişilerde, 12 ay süreyle kalori kısıtlamasının, kelimelere yönelik hafızada ve genel şuur seviyesinde dikkati çekecek şekilde düzelmeye vesile olduğu gösterilmiştir. Diğer bir araştırma alanı ise nörolojik yani beyin ve sinir sistemi hastalıklarıdır. Geniş katılımlara dayanan toplum çalışmalarında, aşırı gıda ve enerji alınması neticesinde inme, Alzheimer ve Parkinson hastalığı sıklığının arttığı bildirilmektedir. Aralıklı açlık, sinir hücrelerinde stres cevabını artırmakta, ayrıca nöbet gelişimini azaltmaktadır. Multiple Skleroz hastalarında, aralıklı açlıkla sinir hücrelerinde miyelin kaybının azaldığı ve hastanın fonksiyonlarında düzelmeler olduğu, hayvan modelinde gösterilmiştir.

Hayvanlarda aralıklı açlıkla uzun sürede tümör gelişiminin azaldığı, var olan tümörün kemoterapi ve radyoterapiye cevabının arttığı da gözlenmiştir. Bir çeşit beyin tümörü olan glioblastomalı hastalarda yürütülen bir çalışmada, aralıklı açlıkla tümör büyümesinin baskılandığı ve hayat süresinin uzadığı tespit edilmiştir. Halen devam eden çalışmaların takip edilebildiği ClinicalTrials.gov sitesine kayıtlı, aralıklı açlığın meme, yumurtalık, prostat, rahim ve kolon kanserinde etkilerini inceleyen araştırmalar bulunmaktadır.

Aralıklı açlık çalışmalarında üzerinde durulan önemli bir konu, açlığın süresidir. Farklı usuller ve süreler tavsiye edilmekle birlikte, klinik çalışmalarda genellikle kullanılan iki metot, oruç ibadetini yerine getirenler için tanıdık gelecektir. Bunlardan ilki, bizim aslında “Savm-ı Davud” olarak bildiğimiz, bir gün normal diyet, ertesi gün aç kalma metodudur. Diğer tanıdık bir usul ise haftada iki gün aç kalmadır. Çalışmalarda açlık süresi ile ilgili farklı veriler olmakla birlikte genel olarak 12–18 saate varan açlık sürelerinden bahsedilmektedir. Aslında belki de burada araştırılması gereken konulardan birisi, oruç süresindeki mevsimlere bağlı değişiklikler olabilir. Şu an için bir delilimiz yok, ama orucun farklı mevsimlerde süresinin uzayıp kısalması da insan metabolizmasına ve hücrelerindeki fonksiyonlara farklı tesir edebilir.

İlmî olarak birçok hastalık için faydası ispat edilmekle birlikte, uzmanların dikkat çektiği zorluk, bu diyet değişikliğinin uygulanabilirliğidir. Genelde Batı tarzı hayat stilinde üç öğün yemek ve arada atıştırmalar alışkanlık haline gelmiştir. Aralıklı açlık uygulayan kişiler, genellikle alışkanlıklarını bıraktıklarından, başlangıçta açlık, sinirlilik ve konsantrasyon kabiliyetlerinde azalma gibi şikayetlerde bulunmaktadırlar. Ama çalışmalarda gözlenen, ilk bir ay sonunda bu şikâyetlerin ortadan kalktığıdır. Burada da orucun motive edici tesiri değerlendirilebilir. Çoğu kişi alıştığı öğünü terk ettiğinde ciddi açlık hissi, baş dönmesi gibi, insülin salgısında artış ile alâkalı belirtiler yaşayabilir. Ancak bu hafif rahatsızlık verici belirtilerin, orucun sağladığı motivasyonla, Ramazan’da çok daha az olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla oruç uzun süreli bir diyete geçişte kolaylık sağlayabilir. Diğer bir husus, daha doğrusu hadisin ifadesinden sezdiğimiz ve ilmî verilerin gösterdiği sonuç, orucun sıhhatle ilişkisinin temadi etmesinin, itiyat haline getirilmesi ile doğru orantılı olmasıdır.

İlmî tespitler, aralıklı açlığın veya orucun birçok faydasına işaret etmekle birlikte her hasta, kendi doktoruna danışarak karar vermeli ve her doktor hastasını şahsî olarak değerlendirmelidir. Her kuralın bir istisnasının olması muhtemeldir. Sistemli ve metodolojik olarak iyi dizayn edilmiş klinik ve moleküler çalışmalar, Ramazan orucunun ve nafile oruçların koruyucu hekimlikte, hatta hastalıkların tedavisinde, daha birçok faydası olduğunu gösterebilir. Bu da hastaların doktorlara sorduğu, başlangıçta bahsettiğimiz sorularını değiştirebilir: “Daha sağlıklı olabilmek için veya bu hastalığın tedavisine takviye olarak, hangi sıklıkta oruç tutabilirim?

 

gliserol: Sıvı halde bulunan, tıpta yumuşatıcı olarak kullanılan bir madde.

keton cisimcikleri: Yağ asitlerinin parçalanması sonucu ortaya çıkan yan ürünler.

metabolik: Canlılardaki enerjiyi sağlamak için yaratılan biyolojik ve kimyevî değişimlerin bütününe ait.

miyelin: Tabaka halinde yalıtkan bir madde. Miyelin kılıf, sinir hücresinin çevresini bir yağ tabakası şeklinde sarar.

trigliserid: Üç yağ asidinden müteşekkil bir esterdir. Nebatî ve hayvanî yağların ana unsurudur.

 

Kaynaklar

 

De Cabo R, Mattson MM. Effects of intermittent fasting on health, aging, and disease. N Engl J Med, 2019;381:2541.

Kalam F. ve ark. Alternate day fasting combined with a low‐carbohydrate diet for weight loss, weight maintenance, and metabolic disease risk reduction. Obes Sci Pract, 2019.

www.nytimes.com/2019/06/04/well/eat/intermittent-fasting-made-my-life-easier-and-happier.html