Ey yâr-i vefâ-güzîn-i cânım,
Verdiyse melâl dâstânım,
Mu’tâdın olan inâyetinle
Susturma bu rûh-i zârı, dinle!
Hep velvele-i hayât dinse,
Düşmez bu zavallı rûh, ye’se.
Olmazsa zemin, zaman müsâid;
Feryâdına âsüman müsâid!
Gönder bana sen de neyse derdin…
Yâdında mı bir zaman ne derdin?
Müstakbeli almayıp hayâle!
Gel biz dalalım bu hasbihâle!
Edvâr-ı hayât perde perde…
Allâh bilir ne var ilerde.*

—————————————————-

yâr-i vefâ: Vefalı sevgili.
güzîn-i cânım: Seçkin can dostum.
melâl: Hüzün, keder.
dâstân: Hikâye.
mu’tâd: Alışılmış, her zamanki.
rûh-i zâr: İnleyen ruh.
âsüman: Gökyüzü.
edvâr-ı hayât: Hayatın devirleri.