“Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya…
Kalp durur…
Akıl unutur…
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur ne de unutur…”
Mevlâna

Dost belki de dünyadaki en değerli hazinedir. Şu dünya hayatında vakit geçirdiğiniz insan sayısı çoktur, ama onlar içinde hakiki dostunuz, bir elin parmakları adedincedir. Çünkü dost olmak kolay bir şey değildir. Dost kemale ermiş bir ruhu taşıyandır. Dost dostu için yük taşıyan ve yükün ağırlığını karşısındakine hissettirmeyendir. Hocaefendi ölçü olarak dost kavramı için şöyle der; “Olgun insan ve gerçek dost, Cehennem’den çıkışta ve Cennet’e girişte bile ‘buyurun’ demesini bilendir.” Bu söz her kişinin değil ancak er oğlu er kişinin ulaşacağı dostluk zirvesini işaret eder. Bu söz bir ayetin ilham ettiği manayı mündemiçtir:
Dost kimdir?
Dostun vasıfları nelerdir?
“Allah (celle celâluhu) inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp karanlığa götürürler. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı kalırlar.” (Bakara, 2/257). nananlar için hakiki dost, Allah’tır (celle celâluhu) ve Fudeyl b. İyaz’ın dediği gibi; “Dost istersen Allah (celle celâluhu) yeter… Yâren istersen Kur’ân yeter… Nasihat istersen ölüm yeter.”
Allah (celle celâluhu) dost edindiği kulu isterse halil ve habip makamına çıkarır ve dostluğun zirvesinin nimetlerini tattırır. Dost dostuna benzemeye çalışır ve kul “Ben Allah’a dost olmak istiyorum.” diyorsa, O’nun (celle celâluhu) ahlakı ile ahlaklanmalı.
Allah (celle celâluhu) şefkat sahibidir, sen de şefkatli olmalısın.
Allah (celle celâluhu) cömerttir, sen de cömert olmalısın.
Allah (celle celâluhu) güzeldir, sen de güzel olmalısın.
Allah’ın (celle celâluhu) Esmaü’l-Hüsna’sı kulun nelere talip olacağını gösterir.
Ayette bir ifade dikkat çeker; “…karanlıklardan, aydınlığa çıkarır.” Zulüm karanlıklarını yok eden bir Nur’a ulaştırma ve hadiselerin içyüzünü okuma ayrıcalığı, yani kula hikmet verilmesi… Karanlık bütün noktaların aydınlanması ve iki cihan saadetini yakalama gayreti… İşte bu Allah’ın dostluğuna mazhar olan kullara, Allah tarafından lütfedilen ulufe…
Allah (celle celâluhu) ile dost olan mü’min bütün inananlar ile de bir dostluk bağı kurmuş olur. Dostluğun kıymeti, muhatabın sizi ne kadar aydınlığa ulaştırdığına bağlıdır. Dost sizin dünyanızdaki karanlıkları ne kadar aydınlatıyor ise size o kadar dosttur. Allah (celle celâluhu) dostları, seni aydınlığa çıkaracak yıldız rehberlerdir. Seveceklerini ona göre sev; dostlarını öyle seç.
Dost bir ihtiyacın var mı diye sormaz, ihtiyacını bilir ve giderir.
Dost zor zamanda yanında olandır, sadece güzel günlerde yarenlik eden değil.
Dost vefalıdır, sen onu sormasan dahi, o senin halini hatırını sorar ve şu dünyada en zor bulunan şeydir. Hatta dillere pelesenk olan bir söz var; çok değerli Hint kumaşı için kullanılan bir tabir: “Bulunmaz Hint kumaşı.” Hint kumaşı aranınca bulunur, ama hakiki dost binde bir bulunur; onu da gündüz vakti elinde fener ile adam arayan Diyojen tavrı ile bulursun.
Dost kan bağı ile değil, nur bağı ile sana bağlı insana denir. Amr ibnü-l As şöyle nakletmektedir: “Resulullâh’ı (sallallâhu aleyhi ve sellem) gizli değil açıkça şöyle buyururlarken işittim: ‘Dikkat edin! Ebu filân oğulları benim velilerim (dostlarım) değildirler. Benim velim (dostum) ancak Allah (celle celâluhu) ve müminlerin salihleridir.’”
Dostun hususiyeti nur sahibi olmasıdır ve seni karanlıktan aydınlığa taşıyacak vefaya sahip olmasıdır. Karanlıkta düşersin, ancak hakiki dostun varsa çaresiz kalmazsın. “Hakikî dost, düşebileceği yerlerde dostunu kollayandır; her işinde ona baş sallayan değil.” Yollarda takılıp kalmamak için yol rehberlerine ihtiyaç var; nefsinin hoşuna gidecek şeyleri değil, seni nefis karanlıklarından çekip çıkaracak ve yol aldıracak rehberlere, yani Allah dostlarına ihtiyacın var, yoksa -hafizanallah- takılır yollarda kalırsın!
Yolunu açacak olan dostları Allah’tan istemek gerekir. Yolda kalanların ızdırabını, kırık bir mızrap ile dillendiren şair ne güzel demiş:
“Bilsem ki bu benim cânım hiç yol aldı mı dost!
Almayıp yâd ellerde âvâre kaldı mı dost!
Dağınık bitkin hâlim; derbeder, bîmecâlim;
Yakup gibi melâlim hep sürüp gitsin mi dost!”

Dost sadece insanlara değil, alakadar olduğu her şeye vefa gösterir. Giydiği elbiseye, oturduğu koltuğa, okuduğu kitaba ve yaslandığı ağaca…
Barla’ya üniversite öğrencisi iken gitmiştim, çeşmenin yanındaki çınar ağacı bana çok şirin görünmüştü, elbette dalları ve yaprakları ile bir Allah (celle celâluhu) dostuna tesbihatta eşlik etmiş olmanın vakarı vardı, ama yanına yaklaştığınızda dostundan ayrılmış bir insanın hüzünlü siması üzerine sirayet etmiş gibi idi…
Sonra hatıratlarda Üstadın bu ağaca vefasını okuyunca anladım ki Allah’a (celle celâluhu) dost olan, her şeye dost olur. Üstad, 1926’dan 1934 yılına kadar Barla’da kalmış. Tarihçe-i Hayat kitabında anlatıldığı üzere, 1950’li yıllarda Barla’ya ikinci defa geldiğinde, güzel bir bahar günüdür ve Barla’daki talebelerinin mühim bir kısmı Üstad’ı karşılarlar. Üstad sekiz senelik ikametgâhı olan Medrese-i Nuriye’sine yaklaşırken, kendini tutamaz, mübarek gözlerinden yaşlar boşanır. Haşmetli çınar ağacı da âdeta kendisini selamlıyor gibidir. Üstad o mübarek çınar ağacına sarılıp hıçkırıklarla ağlar. Yanındaki talebeler ve ahaliden kendisini yalnız bırakmalarını ister. Sonra Nur dershanesi olan odasına girer ve iki saate yakın orada kalır. Hazin ağlayışı dışarıdan işitilir.
Vefayı görüyor musunuz? Bir ağaca, bir tahta kaşığa vefalı olan, insanlara vefalı olmaz mı? İşte onun için bu zatlara ‘Allah dostları’ denir. Üstad ve Hocaefendi gibi mübarek zatlar, insanları karanlıklardan aydınlıklara taşıyan Allah’ın kullarına ikramıdır. Bu zatlar vefa abidesidir.
Vefasız dost olur mu? Allah vefalıdır, o ahlak ile ahlaklanan da vefalıdır.
“Bana Hak’tan nida geldi;
Gel ey âşık ki mahremsin,
Bura mahrem makamıdır;
Seni ehl-i vefa gördüm.” (Nesimi).

Dostunda cem olmayan, bilemedi dostluğun rengini. Asrın dertlisi dostluğun sadakati için ölçü vermiş:
“Bir insanın dostlarına karşı sadakati, onların acılarını vicdanında duyup, lezzetlerini, kendi lezzetleri gibi bildiği ölçüdedir. Dostlarının ağlamasıyla ağlayamayan, onların gülmesiyle gülemeyen dost, vefalı dost sayılamaz.”
Ölçü bu ise kaç dostun var? Vicdanının parmakları ile sayabilirsin!
İman sonsuz sevgiyi içinde barındırır; bir yaprak düşse hüznü derecesine göre kalbe dokunur. His pınarları kurumuş insanlara bunu anlatmak beyhude de olsa, biz karakterimizin gereği ve Efendimiz’in beyanı ile bütün insanları sevgi adacıklarına çağırmak ile mükellefiz. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek beyanı: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.”
Cennet’e giden yol sevgiden geçer. Gönlümüze yerleşen kin, nefret, haset, kıskançlık duygularını eritecek ve gönlümüzü bahar bahçelerine çevirecek dostlara ihtiyaç var. Allah (celle celâluhu) hepimize böyle dostlar nasip eylesin.
Öyle dost bulursanız kalb ve akıl ile değil ruhunuz ile sevin ki sevginiz ebedi olsun ve ötede beraber haşrolasınız.
Dipnotlar