Gençlik, hem fizikî hem de ruhî yönden pek çok değişikliğin meydana geldiği bir dönemdir.
Kur’ân-ı Kerim, müspet ve menfî örneklerle bu önemli döneme dikkatlerimizi çeker; gençliğini sağlam bir iman ve ibadetle geçirenlerin bu dönemi en isabetli bir şekilde değerlendirmiş olacaklarını haber verir.
Yeryüzünde ilk defa kan dökerek kötü bir çığırı başlatan Kâbil bir gençtir. İmanı tam, her hâliyle Allah’a yakınlığı ve ibadeti davranışlarına yansıyan Hâbil de bir gençtir. Himmeti milleti olduğu için tek başına bir ümmet kabul edilen, tevhid gerçeğinin büyük temsilcisi Hazreti İbrahim de (aleyhisselâm) bir gençtir. Gösterdiği eşsiz iffetle ve haramlar karşısındaki yiğitçe tavrıyla Hazreti Yusuf da (aleyhisselâm) yine Kur’ân’ın örnek olarak verdiği gençlerdendir. Firavunun zulüm ve istibdadına karşı İsrailoğullarının önüne düşüp onları esaretten kurtaran Hazreti Musa (aleyhisselâm); yaşadıkları dönemde şirke karşı mağaraya kapanarak Allah’a kulluktan ayrılmayan Ashâb-ı Kehf de yine örnek alınacak gençlerdendir. İsrailoğullarını tevhid yörüngesine oturtmak ve âhir zaman Peygamberini (sallallâhu aleyhi ve sellem) müjdelemek için gönderilen Hazreti İsa (aleyhisselâm); iffet âbidesi olan ve her türlü iftira karşısında metanet göstererek Rabbine tevekkül eden Hazreti Meryem de bir gençtir.
Gençlik Damarı
Bediüzzaman Hazretlerinin ifadeleriyle, insanda bulunan gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise kördür, sonucu göremez. Çok az olan geçici lezzeti, gelecekteki daimî lezzetlere tercih eder. Alacağı bir dakikalık intikam lezzetiyle cinayet işler ve senelerce sürecek olan hapis elemini çeker.
Gençlerin önüne kurulmuş pek çok tuzak vardır. Onlar bu tuzaklardan birine düşmekle, ömürlerinin en dinamik dönemini heder ederler. Böylece hem dünyadaki hem de âhiretteki saadetlerini tehlikeye atarlar.