Hayat birbirine zıt iki çizgi üzerinde akıp gidiyor nice zamandır. Bu çizgilerin biri nübüvvetle temsil edilen iyilik çizgisi diğeri de inkâr, küfür ve zulümle temsil edilen kötülük çizgisi. İnsanlar bu iki çizgi üzerinde yollar edinirler. Bir kısmı yerlerin ve göklerin Yaratıcısına ve O’nun sanatına şahitlik eder, bir kısmı da kendine göre bir yol tutar, esbaba tapar. İki yolun da Habil-Kabil gibi Asiye-Firavun gibi sembol isimleri olagelmiştir.

Birinci yolda hasret çeken, hicranlar yaşayan, zulümlere maruz kalan veya hayatlarına kast edilen insanlar içinde şefkatin temsilcisi kadınlar dikkat çeker. İnsaniyeti annelik burcunda temsil eden kadınların imana hizmet yolunda çektikleri çileler, ızdıraplar ve hicranlar; vicdan vadilerinde tüllenip durur.

Havva annemiz yeryüzündeki ilk kadın. Cennetin göz alıcı, ebedî yamaçlarından sonra, yeryüzünün fâni bahçesinde, yalnızlığın acısını yudumladı. İlk hicran, cennetten sürgün olan o narin fidanda sürgün vermişti. Bir bakıma bütün sürgünler, o ilk sürgünün devamı olarak süregeldi.

Hâcer annemiz, ismi ile müsemma bir hayata mazhar olmuştu.[i] Allah’ın dilemesi sonucu Şam’daki evinden Mekke vadisine hicret etmişti. Yanında eşi İbrahim (aleyhisselâm), kucağında bebeği İsmail vardı. Ne ibretli manzara! İşte İbrahim geri dönüyor. Kimsenin yaşamadığı, ekinin bitmediği, ıssız bir çölde, şefkat burcunda, güneş gibi parlayan anne Hâcer, oğlu İsmail’i gözyaşlarıyla sarıp sarmalıyor. Tam bir tevekkülle Allah’a (celle celâluhu) yöneliyor. Hâcer; gecenin karanlık perdesinde ve sıcağın ve susuzluğun dehşetinde bir çare arıyor. Aç ve susuz İsmail ağlıyor. Hâcer anne bir sağa bir sola koşuyor. O da ağlıyor. Bu koşmalar ve ağlamalar, gökleri ihtizaza getiriyor. Rahmet, Rezzak burcunda tulȗ ediyor. Suyu gören Hâcer, su akıp gitmesin diye sevinç ve heyecanla “Zem! Zem!” diyor. Hâcer annemiz, Allah’ın lütfu ile Son Nebi’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke’sine o günden bir ışık çakıyor.

[i] İbranice “kaçmak, kaçış” anlamlarına gelir. Buhari’de “Âcer” olarak geçen Hâcer ismi, Arapçada, terk etmek, hicret etmek, şirkten uzaklaşmak, emsalinden üstün olmak anlamlarına gelir. (TDV İslam Ansiklopedisi).