3 Eylül 2014 sabahı, sosyal medyada bir haber okudum. Austin’de bir gönül erini uğurlamış abiler memleketi Van’a, oradan da toprağın bağrına.

“Hicret diyarında hizmet ederken vefat etmiş, ne güzel!” diye kendimi teselli ederken biraz sonra telefonum çaldı ve titrek bir ses, Yusuf hocamın vefatı ile alakalı bir haber aldığını söyledi ve bunu teyit etmemi istedi. Çok şaşırmıştım. Telefonu kapatıp hemen eşimi aradım. Eşimden Yusuf hocamın hanımının numarasını isterken boğazım düğümleniyordu, çünkü daha bir gün önce bana, “Türkiye’den ne zaman gelecekler? Gelseler de yeni evlerine ziyarete gitsek.” diyordu.

Yakınlarına ulaştım ve haberin teyidini aldım. “Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!” (Fecr, 89/27–30) âyetlerinde anlatıldığı gibi, Yusuf Döndü, Rabbine çağrısına uydu.

Daha vefatından bir gün önce, annesi ve babası, eşiyle birlikte kınalı kuzularını Hizmet beldesine yollamıştı… İki aydır Bremen’deydiler. Kayınpederi, “İzin dönüşü buraya gelin. Yol yorgunusunuz, biraz dinlenip yarın gidersiniz Bremen’e.” dedi ve Yusuf abiyi bilmeden de olsa gurbette ilk hizmete başladığı yere, ruhunun ufkuna yürümesi için davet etti. Yusuf abi o gece 4.30 sularında kalb krizinden vefat etti.

2005 yılının Kasım ayının sonunda, Neumünster’e evlenip gelmiş ve eğitim gönüllüleri ile beraber gençliğe ab-ı hayat olma adına koşturmuş, bir kaç yıl sonra da Kiel’e geçmişti. Bizim birlikteliğimiz Kiel’de 2011 yılının Mart ayında başladı ve üç buçuk yıllık bir birlikteliğimiz oldu.

Yusuf hocam ile ilk görüştüğümüz gün, yüzündeki o tebessüm hemen ısındırmıştı kendini bana, tıpkı diğer insanları ısındırdığı gibi…

Kendisinde ki aşk, şevk ve heyecan; onu diyar diyar dolaştırıyordu; bir gün Neumünster, ertesi gün Flensburg, Rendsburg ve Kiel’in caddeleri…

Hocaefendi yeryüzü mirasçılarının vasıflarını saydığı makalede, mirasçının ikinci vasfı “yeniden dirilişin en önemli iksiri sayılan aşktır” der ve ekler: “Zira aşk olmadan, neticesi itibarıyla kalıcı hiçbir hamle ve hareketi gerçekleştirmek mümkün değildir.” İşte bu aşkın neticesinde yaptığı hamleler ile o bölgelerde birçok gencin manevî değerlerine bağlanması vesile oldu. Gençlerin dilinden çok iyi anlar, kimi zaman onlarla top oynar, kimi zaman ilahi okur, türkü söylerdi. Gezilere gider, piknikler yapardı onlarla.

Hamburg’a geldiğinde hasbihal ederdik. Gençlerin durumunu, yaptıklarını, yapacaklarını anlatır, bize de şevk verirdi.

O hayatını gençlere adamıştı. Vefat ettiği günün akşamı bir talebesi yanıma geldi ve şöyle dedi: “Abi, Yusuf abi Bremen’e taşınınca çok üzülmüştüm. O gidince artık programlara gitmemeye karar vermiştim ve bu düşüncelerimi ona mesajla bildirdiğimde, “Hayır! Biz bu Hizmet’e bağlıyız, şahıslara değil.” demişti, ama ben onu dinlemedim. Bu gece rüyamda onu gördüm. Okuluma gelmiş, sınıfımın kapısına, daha önce yapmış olduğumuz tatil programlarında beraber çekildiğimiz fotoğrafları asıyordu. Ağlayarak uyandım ve ne olup bittiğini anlamadan ağlamaya devam ettim. Bu sabah bu vefat haberini aldım.”

Hayatı hizmet olan Yusuf abi, bir öğrencisinin cenazesinin başında verdiği ders gibi, hayattayken bize hep güzel dersler verdi. Ölümüyle de bize son bir ders veriyor ve davaya bağlılığımızı sağlıyordu: “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz.”

5 Eylül, Cuma günü, sevenleri caminin avlusunu doldurmuştu. Yusuf hocam ile aralarında geçen hatıraları paylaşıyor, hüzünleniyorlardı. Cenaze aracı cami avlusuna gelince, gözyaşları duygulara tercüman olmuştu. Naaşı sevdiği ve saydığı insanların ellerine teslim edilmişti. Yıkanma işlemi tamamlandığında, kendisi gibi Hizmet gönüllüsü eşi geldi, Yusuf yüzlüsüne bu dünyada son bir defa baktı ve onu Rabbine emanet etti. Sevenlerinin dualarıyla kılınan cenaze namazının ardından defnedilmek üzere memleketine gönderildi.

O gurbette hizmet ederek yaşadı. İnsanların imanını kurtarma adına gayret gösterdi. Sıla-i rahim vazifesini tamamladıktan sonra hicret diyarında ruhunun ufkuna yürüdü.

Vefatından birkaç gün önce sosyal medyada paylaştığı bir mesaj şu şekildeydi: “Bu yolda ölmek var, dönmek yok. Hocamız yürüyecek, biz de arkasında yürüyeceğiz. Bu böyle biline.”

Paylaş
Önceki İçerikAssen Kampından
Sonraki İçerikBuruk Vuslat