“Örnekleri kendinden bir hareket!”, tarihte örnekleri olan, ama temsil edilen değerlerin, çağın gereklerine uygun bazı yeniliklerle yeniden yorumlandığı bir hareket anlamına gelebilir. Kıymeti kendinden değerleri, çağın ülfet marazından kurtarıp kendine has tazeliği ile yine çağın insanına sunma adına bulunan yenilikler… Meselenin özüne zarar vermeden, ibnü’z-zaman olan insanı, yanlış alışkanlıklardan uzaklaştırmaya çalışırken onu bir şoka sokmamaya da azami gayret göstererek adım adım yapılması gereken yenilikler…

Böylesi zor bir işe ancak “dava” denir ve ancak “gönüllü” insanlar böyle bir şeye cesaret ve azmeder. Tıpkı Asr-ı Saadet’te olduğu gibi… Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ebedi bir saadet vadediyordu. Fakat bunun bedeli ucuz değildi. Efendimiz’e sahabe ve kardeş olmanın büyük bir bedeli vardı ki bu da ancak vicdanı engin insanlarca ödenebilirdi. Gönlünü iman hizmetine vermiş insanlarca…

Hocaefendi, “İkinci Diriliş” der bu kutlu davanın günümüz yorumuna. İkinci Diriliş gönüllüsü olabilmek, ancak Birinci Diriliş gölgesinde yaşamakla mümkündür.

Gönlü herkese açık, konuşmasında hayır, sükûtunda hikmetler olan kutlularca temsil edilir böyle bir dava. Herkesin oturabileceği bir iskemle olan gönüllerinde, dava arkadaşları asla ayakta kalmaz, bilakis başköşede oturur ki bunun adı ‘uhuvvet’tir.

Nur saçılır konuştuklarında. Duyanları yumuşaklığı ile saran, buz dağlarını bile eritecek sıcaklık ve samimilikte sözler dökülür. Bütün sermayesi selim kalbleri olan bu insanlar, yol arkadaşlarının gönüllerini kırmamak için son derece dikkat ederler.

Alvarlı Efe Hazretlerinin,

 

“Âşık der incitenden,

İncinme incitenden,

Kemâlde noksan imiş,

İncinen incitenden.” şiirinde bahsettiği kemal ile muttasıftırlar. Ayrıca, “Falan kimse havadan nem kapıyor derler; ona ruhum feda! Ya yağmur altında dahi ıslanmayanlara ne demeli?” sözünde dikkat çekildiği kadar da hassastırlar.

 

Üsluplarını namus bilir onlar. “Kanun” manasına da gelen “namus” kelimesi ile nitelendirdikleri üsluplarını bozmaktan korkarlar. Zira üslupları, bulundukları mekânın veya zamanın üslubu değil; İslam’ın, Efendimiz’in üslubudur, Kur’ân’ın ahlakıdır. Benlikten uzak, iticilikten beri, kucaklayıcı bir üslup…

Rabbim, âhir zamanda Efendimizin kardeşleri olmayı nasip ve bu yolun çıldırtıcılığına karşı sabırlar ihsan eylesin.

Paylaş
Önceki İçerikDua Kapısı
Sonraki İçerikSevda Türküsü